‘Çıkmazdan kurtuluş Dil Devrimi’ - Hürriyet Yaşar
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

‘Çıkmazdan kurtuluş Dil Devrimi’ - Hürriyet Yaşar

20.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Türkçenin özleşmesinin yolunu açan Dil Devrimi’ne karşı olanlardan Atatürk’e karşı çıkmayı göze alamayanlar, onun öz Türkçeden vazgeçtiğini, üstelik özleştirmeye girişmekle yanlış yaptıklarını söylediğini öne sürerler. Bu kişilerin en büyük dayanaklarından biri de Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya adlı kitabındaki anılarında Atatürk’ün ona “Dili bir çıkmaza saplamışızdır” dediğini aktarmasıdır. Bunlardan kimileri anıdaki bu sözden sonrasını okurdan gizlerler, kimileri de anıyı kendileri okumadıkları için sonrasını bilmezler. Hepsinin savları, bu sözdeki “çıkmaz”ın Dil Devrimi olduğudur.

Gerçi Atatürk’ün tüm yaşamı, üstelik ölümüne yakın ayları bile Dil Devrimi ve özleştirme işleri içinde geçmişken (Örneğin Geometri kitabı), o sözün “Dilde devrimle yanlış yaptık” anlamında söylenmiş olma olasılığının bulunmadığı da apaçık ortadayken Dil Devrimi karşıtları bu olasılıksız savlarını yineleyip dururlar. Böyle bir kanıt aramanın Atatürk’ün yaşamına aykırı düşeceğini savlayan özleşmeciler arasında ise Atay’ın zaten güvenilir bir anı yazarı olmadığını, başka yerlerde de olayları çarpıttığının örnekleri bulunduğunu söyleyeni de gördüm.

SÖZÜN ASLI NEYDİ? 

Oysa özleşme karşıtlarının birbirinden alıntılayarak dayanak gösterdikleri o sözün, onların aktardığı anlamla ilgisi yok. Bu yazımda, hem böyle bir dayanak bulunmadığını ortaya koymak hem de Falih Rıfkı Atay’ı bu söze dayanak yapılan bir anı yazarı olarak gösterilmekten kurtarmak istiyorum. Ayrıca bu iki sonucun yanında, Dil Devrimi yanlısı öz Türkçecilere de dayanak yapılan o sözün bağlamından koparılarak anlamının nasıl çarpıtıldığını, yakın tarihimizin bilimsel bir gerçeğinin kanıtı olarak sunmak istiyorum. Çünkü bu bilginin eksikliğinin sıkıntısını Attilâ İlhan’a verdiğim bir yanıt yazısında ben de çekmiştim. Artık özleşmecilerin, Dil Devrimi karşıtlarının öyle bir dayanakları bulunamayacağı akıl yürütmesiyle yetinmek zorunda kalmayacaklarını umuyorum. Anının tümünü okuyunca “çıkmaz”ın değil, “çıkmazdan kurtuluşun Dil Devrimi olduğu” anlaşılıyor. Atay’ın anılarında o sözün geçtiği yer şöyle:

“Bir akşam Atatürk, sofra bittikten sonra benim, yanı başındaki iskemleye oturmamı emretti.

- Dili bir çıkmaza saplamışızdır, dedi.

Sonra:

- Bırakırlar mı dili bu çıkmazda? Hayır. Ama ben de işi başkalarına bırakamam. Çıkmazdan biz kurtaracağız, dedi.”

Anıların “Dil ve Tarih” başlıklı bu bölümünde Atatürk’ün “Dili bir çıkmaza saplamışızdır” derken kendinin ve okumuş kesimin Cumhuriyetten önceki Osmanlılık döneminde Türkçeye sırtını dönerek Osmanlıcaya yönelmenin sorumluluğundaki ortaklıktan söz ediyor olma olasılığı bile sözkonusudur da, Dil Devrimi’nden söz ediyor olma olasılığı yoktur. Çünkü Atay’ın anısında o sözden sonra anlattıkları, Atatürk’ün “çıkmaz” derken özleşmeyi kastetmiş olma olasılığını yok ediyor.

KOMİSYON KURULDU 

Atatürk’ün Dil Devrimi’ni kastetmediği olasılığını güçlendiren önemli bir ayrıntı daha var. “Çıkmazdan biz kurtaracağız” derken “yine” demiyor. Türkçede bir kişi kendi yanlışını gösterdikten sonra, o yanlışı kendi düzeltişinden söz ediyorsa “yine” sözünü kullanır, “Yine biz onaracağız” ya da “Yine biz düzelteceğiz” der. Burada Atatürk’ün “yine” demeyişi, kendisinin öncülük ettiği bir yanlıştan söz etmediğinin güçlü bir göstergesidir. Zaten bu anlam doğrultusunda sürüyor sözü: “Ben de işi başkalarına bırakamam. Çıkmazdan biz kurtaracağız.”

ÖZLEŞTİRME ÇABALARI

Peki, nasıl kurtaracaklarmış? İşte Dil Devrimi karşıtlarının çarpıtması burada görülüyor. Çünkü Atatürk Atay’ı, özleştirme işlerini bir an önce örgütleyip çalışmaların başlaması için yönlendiriyor. Anının bunu gösteren sonrası şöyle:

“O vakit Saffet Arıkan’la beraber yeni lügat komisyonu kurduk. Bu komisyona Hasan Âli, Necmettin Sadak, Celal Esat, Köprülü Fuat, Reşat Nuri, Ali Muzaffer gibi azalar seçmiştik. Anadolu kulübünde ‘cep kılavuzu’ denen Osmanlıcadan Türkçeye lûgatı hazırlamaya başladık. Usulümüz pek sade idi: Bir Türkçesi olan yabancı kelimeleri tasfiye ediyorduk. Kullanılır Türkçesi olmayanları Türkçe olarak alıkoyuyorduk. Artık Türkçe kelimeler yapılma devrine girmiş olduğumuzdan, şivemizdeki ek ve köklerden yeni kelimeler üretiyorduk.

Atatürk başlangıçtan pek hoşnut kaldı. Hatta bir akşam, rahatsız bulunan başvekilin evine gider, ‘Bu çocuklar bizi çıkmazdan kurtaracaklar,’ der. Beni Karpiç lokantasına yemeğe davet ederek bu müjdeyi verdi idi.”

Burada Atatürk’ün “Bu çocuklar bizi çıkmazdan kurtaracaklar” derken çıkmazdan çıkış olarak dilde devrimle yapılacak olan özleşmeyle kazanılacak öz Türkçeyi kastettiği apaçıktır. Anının sonrasında okuyacaklarımız, “çıkmazın Dil Devrimi olmadığını, tersine, Dil Devrimi’nin bizi çıkmazdan kurtaracağını” söylediğini daha da kalın çizgilerle ortaya koyar:

“Sonra bir gün:

‘Niçin müfrit (aşırı, aşırılıktan yana) dediklerinizi de heyete almıyorsunuz?’ diye sordu. ‘Yaptığınızın itiraz edilecek nesi var? Lügatinizi bitirdikten sonra tenkit edeceklerine onlarla şimdiden münakaşa edersiniz,’ dedi.”

Anının bundan sonrasında özleştirme çalışmalarını anlatan Atay, Çankaya’daki bu bölümü şöyle bitirir:

“Biz gençken çocuğu olanın ilk aradığı şey, bir edebiyatçıya giderek hiç duyulmamış bir Farsça veya Arapça bir isim soruşturmaktı. Bugün herkes duyulmamış bir Türkçe isim aramakta ve bu isimler, yeniden yapılmaktadır.

Bu, şunu gösterir ki artık ‘bir şeye inanılmamakta’ ve ‘bir şeye inanılmakta’dır. İnanılmayan şey Osmanlıca, inanılan şey Türkçedir.”

Bu anıyı, Atatürk’ün “çıkmaz” derken özleşmeyi kastettiğine yormak için çarpıtma isteği gerekir. Falih Rıfkı’nın Atatürk’ü çarpıtmak istediğine inanmak için ise anının tümüne bakmayıp çarpıtmacıların aktardığı alıntıyla ve onların yorumlarıyla yetinmek gerekir. Dil Devrimi karşıtları Atay’ın bu anısında Atatürk’ün “Dili bir çıkmaza saplamışızdır” demekle kastettiğinin Dil Devrimi olmadığını, tam tersine, çıkmazdan kurtuluş olarak Dil Devrimi’ni gösterdiğini artık umarım anlarlar da bu dayanaksız savlarından vazgeçerler.

HÜRRİYET YAŞAR

YAZAR

Yazarın Son Yazıları

Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026