18 Ocak Pazar Suriye’deki dalgalanmalar açısından yeni bir milat oldu. Ocak başında Şam yönetimiyle İsrail ve ABD’nin Paris’te vardığı mutabakatın ardından yine ABD şemsiyesi altında Şam’la SDG “anlaştırıldı”.
2011’de başlayan Suriye iç savaşı 15 yılda onlarca milat doğurdu. 8 Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesiyle başlayan yeni dönemde nasıl bir yapıyla devam edeceği sorusuna dün bir düğüm daha atıldı!
Görüntü net:
1- Şam’la SDG anlaştı.
2- SDG işgal ettiği bölgelerden Fırat’ın doğusuna çekildi.
3- SDG güçleri merkezi hükümetin parçası olmayı kabul etti.
4-Şam yönetimi Kürtlerin Suriye’nin ayrılmaz parçası olduğunu, bu bağlamda temel yurttaşlık haklarının tümünün verileceğini kabul etti.
5- SDG bu kabule dayalı olarak 15 yıldır edindiği kazanımları Şam yönetimiyle birleştirdi.
6- Suriyeli olmayan PKK güçlerinin ülkeyi terk etmesi benimsendi.
***
İlk aşamada özetleyebileceğimiz durum bu.
Oysa 10 Mart 2025’te Şara ile Mazlum Abdi bir araya gelmiş, şu metnin altına imza attığını duyurmuştu:
1- SDG kendini feshedecek.
2- Suriye ordusuna katılacak.
10 Mart mutabakatı hayata geçti mi?
Hayır!
18 Ocak anlaşması için de “her şey tamam” demek mümkün değil.
Suriye’deki gelişmeler, Cumhur İttifakı’nın inşa ettiği siyaset sayesinde Türkiye’nin iç barışının bir parçası haline getirildi. Bu tehlikelere açık bağlantı nedeniyle Türkiye’deki tartışmaların iki ucu oluştu:
1- Eyvah, Suriye’deki gelişmeler bizi böler.
2- Yaşasın, Suriye’deki etki sahamızın artışıyla her bakımdan büyüyeceğiz.
Her iki uç da vurguladığımız gibi tehlikeli.
Bizim de bu “tehlikeli” uçlara gönderme yapmamızın nedeni iktidar medyasındaki aklı aşan zafer çığlıkları!
Yukarıda 6 madde halinde sıraladıklarımızı bakış açısını değiştirerek irdelersek ortaya şu çıkar:
Haseke bölgesinde SDG’nin özerk bir yapı olarak yorumlanabilecek varlığı sürecek.
Bu tablonun nereye evrileceğini şu aşamada öngörmek zor.
Bütün dileğimiz komşuda iç barışın kalıcı bir şekilde inşa edilmesi. Ancak 14 maddelik anlaşma daha çok yazı-yorum kaldıracak.
***
Suriye’de iç savaşın çıktığı ilk günden beri bu ülke ve çevresine ilişkin gelişmeleri yorumlarken şu vurguyu yaptık:
Fotoğrafın büyüğünün Fas’tan Afganistan’a uzanan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olduğunu unutmamak gerekiyor.
Bu noktada soralım:
Suriye’deki sıcak gelişmenin İran’a yönelik olası operasyonla bağlantısı olabilir mi?
Mümkün!
İran, orta vadede Ortadoğu ülkelerinden çekilmek zorunda kaldı. Lübnan ve Suriye son halkası oldu. İran’ın bu ülkelerle diyaloğu sıradan iki devlet ilişkisi değildi.
Gelinen noktada İran, rejim ihracından kendi rejimini korumaya çalışma aşamasına geldi.
ABD ile İsrail de İran rejimini değiştirmekte anlaştı ama yöntem ve bu yöntemin sonuçlarında hemfikir değiller!
Suriye’deki adımlar oyunun yeniden kurulmakta olduğunu gösteriyor. İran hedefe konduktan sonra bunu gölgeleyecek başka hiçbir şeyin olmaması isteniyor.
Biz kendi içimize bakalım...
İktidar ilk defa Türkiye’nin ağırlığının bu kadar güçlü hissedildiğini vurgulayıp işi dünya liderliğine kadar vardırdı. Her zamanki gibi; AKP’den önce Türkiye gücü yoktu!
Her şeyi bir yana bırakalım; Öcalan’ı Türkiye’ye getiren güç neydi?
İktidarı zafer çığlıklarını bırakıp, ABD’nin ikide bir burnunu sokmayacağı, barış eksenli bir bölge stratejisi oluşturmaya çağırıyoruz. Tekrar altını çizelim; oyun yeniden kuruluyor!