Köşe Yazısı

A+ A-
Semih İdiz

Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz

Paylaş
instela'da paylaş
02 Şubat 2016 Salı

Batı’da, Türkiye’nin Rusya ile Suriye konusunda savaşa girmesi olasılığının arttığına dair yorumlar yapılıyor. İlk bakışta bunlar aşırı gelebilir. Ancak, son gelişmeler Rusya ile gerginliğin tehlikeli bir seyirde ilerlediğini gösteriyor. Cuma günü bir Rus savaş uçağının tekrar Türk hava sahasını ihlal etmesi de buna dahil.
Ankara, tüm vahim olasılıkları hesapladığı için olsa gerek, bu kez Rus uçağını düşürmek yerine Rus Büyükelçisi’ni uyarmakla yetindi. Bundan TSK’nin “angajman kurallarının” bu olayda gevşetildiğini anlıyoruz.
Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu yeni bir ihlalde Türkiye’nin gerekeni yapacağını söylediler. Haberlere göre Hava Kuvvetleri Komutanlığı da tüm üslerini “turuncu alarma” geçirerek bölgeye takviye uçak göndermiş. Pilotlara da “beklemeden vurun” talimatı verilmiş.
Bu arada Rusya’nın da boş durmayıp Lazkiye’deki hava üssüne takviye uçak gönderdiğini Rus basınından öğreniyoruz. Rusya’nın bölgede 70 adet savaş uçağını hazır beklettiği söyleniyor.
Savaşlar işte böyle çıkar. Küçük bir alev kısa zamanda yangına dönüşebilir. Ankara ile Moskova arasında ciddi bir restleşme söz konusu olduğu için tüm olasılıkları göz önünde bulundurmak zorundayız. Kasımda düşürülen uçağı ve öldürülen pilotunun intikamını almak isteyen Rusya’nın “brinkmanship” yani sözlük anlamıyla “amacı uğruna tehlikeyi göze alıp” Türkiye’yi kasıtlı olarak tahrik ediyor olması olasılığı da buna dahil.
Başka bir deyişle, Moskova, NATO tarafından da doğrulanan hava sahası ihlalleriyle, Ankara’yı dövüşe çekmeye çalışıyor olabilir. Bunu yaparken NATO’nun Türkiye’ye vermeyi vaat ettiği desteğin sözde kalacağını da kanıtlamaya çalışıyor olabilir.
Ankara’nın Batılı müttefiklerinin, Türkiye uğruna Rusya ile savaşa girmeye hazır olup olmadıkları hâlâ meçhul. NATO sözleşmesinin 5’inci maddesi de, üyelerin mutlaka bir müttefik uğruna savaşa girmelerini öngörmüyor.
Saldırıya uğrayan müttefike “uygun gördükleri desteği vermelerini” öngörüyor. Başka bir ifadeyle, vaat edilen destek, Rusya’ya karşı yaptırım uygulamak veya diplomatik protestolarda bulunmakla sınırlı da kalabilir.
Türkiye ile Rusya Suriye’de zaten, önceden örtülü bir şekilde yürütülen, fakat artık aleni hal alan dolaylı bir askeri mücadele içindeydiler. Daha önce de bu sütunda belirtildiği gibi, PYD’nin Cenevre’ye davet edilmesini engelleyen Ankara’nın, Suriye’nin Kuzeyi ile ilgili “otonom Kürt bölgesi kâbusu” da bitmiş değil.
Cenevre nedeniyle ABD’ye karşı hayal kırıklığı duyan PYD’nin Rusya’ya artık daha fazla yaslanacağına dair işaretler de var. Bu da PYD’nin askeri kanadı olan YPG’yi, Fırat’ın batısında zemin kazanma konusunda teşvik edecektir.
Ankara “buna izin vermem diyor” ama bunu engellemek için bölgeye girmesi halinde -çünkü bu Türkiye’den yapılan top atışlarıyla engellenemez- karşısında zaten “kavga arayan” Rusya’yı bulması olasılığı yüksek.
Erdoğan ve Davutoğlu’nun, Kürtlerin Fırat’ın batısına geçmemeleri konusunda yaptıkları sert uyarılara rağmen işlerin Ankara’nın istediği gibi gitmemesi halinde, Türkiye’nin bölgeye müdahale etmekten başka çaresi de kalmayabilir. Ancak, Türkiye ile Rusya arasında bu çerçevede yaşanacak bir çatışmaya NATO’nun ne kadar askeri olarak bulaşmak isteyeceği belli değil.
Sonuçta Cenevre’ye davet edilmemiş olsalar da, PYD ve YPG hâlâ ABD liderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyonun sahadaki en etkin müttefiki konumundalar. Daha açıkça konuşmak gerekiyorsa, ABD’nin bile Türkiye’nin YPG ve bu yüzden Rusya ile gireceği çatışmaya sıcak bakacağı kuşkulu.
Kısacası, Türkiye Suriye konusunda son derece tehlikeli bir dönemece girmiş bulunuyor. AKP iktidarı bu süreci akılcı bir şekilde yönetemezse, Türkiye’yi Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana komşularıyla savaşa sokan ilk parti özelliğini de kazanmış olacak.