Sallanan piramit

26 Mart 2024 Salı

Yerel yöneticilerimizi seçeceğimiz seçimlerin son haftasına geldik. Medyatik görüntü, yapay kampanyalarla ne kadar zorlama yapılırsa yapılsın, coşkuyu, ümitli beklentileri yansıtmıyor gibi. Çok seçim geçirmiş gazetecilik gözlemim, sandıkta oy kullanacak seçmenin, öylesine oyunu kulağına fısıldayanların dediklerine boyun eğmiş, “Şak-tak” ilişkisi içinde oy verecek kansını paylaşmamı engelliyor.

En başından günlük kulislerin çekiciliğine hiç kapılmadan, serinkanlı, uzaktan, biraz da yukarıdan, izlemeye çalışıyor olarak en çok altını çizdiğim vurgunun “Dipten gelen dalga” kavramı içinde kaldığını, bir dilekten çok, gerçeklik olarak bilinçli altını çizdiğimi anımsıyorum. Siz hiç çocuklarla, çok sevdikleri klasik piramit oyunlarını oynadınız mı? Çoğunlukla tahtadan yapılmış, yaşa göre zorlaşan oyunlarda en kolayından en zorlarına doğru, kalın parçalı oyuncaklardan, en zorları kibrit çöpüne benzeyenler olarak gelişir.

Çocukların önceleri başaramadan kolayca devirmelerini, sonrasında inatçı, bizden sabırlı, piramitlerini yıkmamayı başardıklarını gözlemlersiniz. Seçmenler olarak en uzun soluklu sivil iktidar erkinin, yaşamlarımızı karabasana çeviren, giderek bir diğerini aratan acımasız kirli oyunları ile çok ağır yenilgiler yaşadık. Elbette giderek yükselen oranlara en büyük çoğunluk seçmeni kapsayacak biçimde, yandaşı, hep karşı çıkmışları olarak hep birlikte bir öncesini mumla aratan ağır bedelleri ödedik. Bence çocukların sonunda artık çok da fazla sallanan piramitleri kolayca yıkabilmeleri gibi, yıkmayı da becerebiliyor olacağız...

Uçmaktan söz etmiyorum, yaşamlarımız bu kadar ağır diplere vurmuş olarak azıcık nefes alabilmek üzere dipten oluşturduğumuz dalgalarla, yanlışları, doğruları ile birbirlerini dengeleyecek bir seçim sonucunu hak etmiyor muyuz?

***

Gazetecilerin dediklerinin önemsendiği seçim dönemlerinde, kameralar karşısında sorulamıyorsa, en azından dostlardan telefonlar gelir. Bire bir adaylar üzerinden bile çok bilmiş oldukları var sayılarak yanıtlar beklenir. Çok bildiklerine inanan arkadaşlarımız, bana göre çoğunluğu gönlündekileri dikte ettirmek yolunda değerlendirmeleriyle, biraz da seçmeni yönlendirmek sorumluluğu içinde, görüşlerini özetlemeye çalışırlar.

Sadece siyasetçilerin değil, sendikacılar, siyasal konumlarını almış tüm örgütlenmeler, dahası, sınıf, çıkarları, konumları, yaşamlarıyla çok farklı tüm yapılar içinden seslendirmelerin içinde, kendi yaşam koşullarının, sorunlarının, gelecek kaygılarının payları söz konusudur. Bu seçmenin hiç de coşkulu görünmediği seçim sürecinde, eline kamera uzatılan kişilerin, “Bir dokunduk, bin ah işittik...” havasında yakınmalarına tanıklık etmediğimizin ayırımında mıyız?

Size çok saçma gibi gelecek ancak öncesi, sonrası gelişmeleri ile 50 günü aşan Büyük Zonguldak Madenci Direnişi’ndeki ortak dilin bir yansımasına benzetiyorum. “Kaybedecek bir şeylerinin kalmadığı duygusu ile sonuna kadar sesiz dipten direnişin haykırışıyla, sandıkta, perde arkasında yazılıp kullanılacak oyun ne ilişkisi olabilir” sorusunu elbette sorabilirsiniz. Madenci direnerek, haykırarak sesini duyurmuştu. Seçmen elbette sandıkta, sessiz oyunu kullanacak. Gerçekçi ilişki, bana, birinin işçi direnişi, diğerinin oyuyla hakkını aramaya çalışmak gibi başkaca yolun kalmamasından kurulabilir gibi geliyor...




Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları