Dünyada yaşanan korkunç savaşlar, önce gündeme sonra tarihe kaydoluyor. Günlük makalelerin kötülüğün bu hızına yetişmesi mümkün değil. 16 yıllık Viktor Orban diktasının Macaristan’da bittiği gün, İran’la giriştiği savaşı bataklığa çeviren ABD Başkanı Trump’ın beyin sağlığı, ülkesinde ana konulardan biri haline geldi. Artık New York Times bile, ondan “bir kaçık” ve “tamamen deli” olarak bahsedildiğini sayfalarına taşıdı. Konuşulan, onun “tilki kadar çılgın” mı yoksa aklını kaçırmış biri mi olduğu... Mesela, İran medeniyetini bir gecede yok etme tehditlerini “Bu akşam ne yiyoruz?” rahatlığıyla söyleyebiliyor. Ayrıca “dansçı” başkanın kendini İsavari fotoğraflarla mesih ilan etmesi, bununla ilgili görseller yayınlaması ardından “Ben doktor oldum zannediyordum” (!) diyebilmesi ve benzeri hareketler, bütün bu iddiaların üzerine tüy diken abartılı anlar! Zaten halkın gözlerinin önünde adım adım bu çöküşü göstere göstere yaşaması, Amerika’da onun görevinin devam edip edemeyeceği konusunda kaçınılmaz tartışmalar yarattı. Neler olacağını yaşayarak göreceğiz... Bir yanda sağlığı tartışılan Trump, diğer tarafta da vahşeti ve acımasızlığı artık tartışılmaz hale gelen terörist ortağı Netanyahu... İkisinin ortak noktası, barış görüşmelerinin ve hatta anlaşmaların hiçbir işe yaramaması! Gazze’ye baktığınızda ne demek istediğimi hemen görürsünüz...
CHP’YE KARŞI SÜRDÜRÜLEN KOMPLO BİR KOMPLO MU?
Komplo varsa, çok yönlü olarak ilerliyor! Unutmayalım ki Orban’ın Peter Magyar’a karşı mağlubiyeti, dünyada demokrasiye sıcak bakmayan sayısız rejimi korkutmuştur. Netanyahu ve Trump başta olmak üzere hepsi panikte!
CHP’nin bir diğer cumhurbaşkanı adayı olarak adı geçen olan Mansur Yavaş’ın da aleyhine davalar açılmasının gündeme gelmesi, bir yandan “daha neler!” dedirtiyor, diğer yandan da İmamoğlu’nun başına gelenleri hatırladığımızda aslında her şeyin olabileceğini görüyorsunuz. Can Atalay ve Osman Kavala’nın da yaşadıkları gibi... “Ahmak davası” veya “diploma iptali”ni hatırladığımızda, Yavaş’ın “Ankara Belediyesi araçlarının 2023 seçimlerinde Karabük seçim kampanyasında hizmet etmek üzere kullanıldığı” iddiası tabii ki çok absürt geliyor! Zaten İçişleri Bakanlığı da herhangi bir kanıt bulunmadığını söyledi! Gerisi ise önyargılı varsayımlar! Acaba, iktidar kesimi kendileri 24 yıldır yaptıkları seçim kampanyasında, hiçbir belediyenin araç ve imkânlarını kullanmadılar mı? Hatta bırakın belediyeleri, hiçbir devlet ve valilik katkısı devreye girmedi mi?! Meşhur soruyu soralım, seçimlerden önce içişleri bakanı, adalet bakanı ve ulaştırma bakanının istifa mecburiyetleri son seçimlerde kaç kere uygulandı? Bu makamlara tarafsız kişilerin getirilmesi sizce 2028 seçimlerinden önce uygulamaya konacak mı? Yani Mansur Yavaş konusunda gösterdikleri göz yaşartıcı hassasiyeti, kendi iktidar süreçlerinin geçmişine ve yarınlarına uygulayacaklar mı?!
Bu arada bambaşka konular da var: CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un önce gözaltına alınıp sonra tutuklanması, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sürekli olarak dokunulmazlığını kaldırmak isteyen fezlekelerle karşı karşıya bırakılma tehditi, ayrıca yurdun her yerinde CHP belediyelerinin sürekli olarak yolsuzluk iddialarıyla basılmaları ve hatta başkanlıkların zorla el değiştirilmesi, CHP’nin açık ara kazandığı belediye seçimlerinin çoğunun böylece sırayla adeta iptal edilmesi, üst üste konulduğunda, ortaya çıkan tablo pek parlak değil!
MUTLAK BUTLAN SENARYOSUNU ISITMAYI KAFAYA KOYDULAR
Tabi bunlar dışında, “mutlak butlan”ın son günlerde tekrar merkezi senaryoların öncelikli bölümüne alınmış olması yukarıda anlattıklarımızla birleştiğinde sürdürülen parodi bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaya başlıyor. Düşünün ki CHP bu mutlak butlan hikayelerine karşı kaç kere dava kazandı, kaç kere yeni kurultay yaptı, kaç kere yeni genel başkan ve parti meclisi seçimlerine gitti, artık sayısını unuttuk... Mahkemelerden bu saçma konuyu geçersiz kılan kaç karar çıktı! Anlaşılan görmek istenilen sonuç farklı olduğu için aynı yemek tekrar fırına verilecek hem de bayatlamış olmasına rağmen!
Buna ekleyeceğimiz tabii bir de Erdoğan’ın tarih kitaplarını geçecek bir cümlesi var: “Önümüzdeki dönemde Türk demokrasisinin hak ettiği olgunlukta, vizyonda ve kalitede yeni bir ana muhalefete kavuşacağına inanıyoruz!” Bu cümleye ne ekleyebilirsiniz? Anlamı net: Kılıçdaroğlu, CHP kurultayında salona giriş bile yapamaz. Ama gelin görün ki bütün Türkiye’de siyasi yazarlar ve deneyimli partililer, bu cümlesiyle Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nu tarif ettiğini ve “mutlak butlan”la onun CHP genel başkanlığı makamına tepeden inme oturtulmasını istediğini artık anladılar!
Türk halkının büyük saygı duyduğu ve önünde şapkasını çıkardığı genç muhalefet lideri Özgür Özel, bu akıl almaz, doymak bilmez saldırı ve kuşatmalara karşı, yine kendisine yakışan tarihi bir cümle kurdu. “Tayyip Erdoğan’a söyleyin, CHP’nin 100 yıl sonra bir kez daha bu ülkeyi kurtarmaya ant içmiş neferleri var.” CHP örgütünün içine doğmuş bir insan olarak bu sözlerinin gerçekçi ve tartışılmaz olduğunu inanın çok iyi biliyorum.
Dün, bildiğiniz gibi Leonardo da Vinci’nin doğum günü ve Dünya Sanat Günü’ydü. Türkiye’nin girişimi ile 15 yıl önce başlayan ve UNESCO resmi günü haline gelen bu harika girişimi size aktarmak ve kutlamak isterdim, akar olaylar fırsat bırakmadı! Dünya sanat Günü’nüzü kutluyorum, bütün hafta boyunca siz de kutlamaya devam edin lütfen.