Savaşın yeni genetiği - Cumhur Utku
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Savaşın yeni genetiği - Cumhur Utku

16.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Savaş tanımı ve savaşın ilkeleri bu günlerde modern ve köklü bir değişim geçirmektedir. İsrail ve İran arasında binlerce kilometre uzaktan atılan hassas füzeler, nokta atışı suikastların ve enerji hatlarını hedef alan dijital müdahaleler devam edecek gibi gözüküyor. Artık karşımızda hatların tutulduğu klasik cepheler yerine düşmanın sinir sistemini doğrudan hedef alan “cerrahi müdahaleler” var. Soru şu: Bu teknolojik dönüşüm, konvansiyonel savaşı bitiriyor mu, yoksa savaşı daha tehlikeli bir tekelleşmeye mi sürüklüyor?

GÖRÜNMEZ CEPHE HATTI VE STRATEJİK FELÇ 

Geleneksel askeri doktrinlerde bir şehri ele geçirmek için devasa ordular ve aylar süren kuşatmalar gerektirirdi. Bugün ise yapay zekâ destekli istihbarat ve hassas güdümlü mühimmatlar, savaşı bir balyozdan ziyade keskin bir neştere dönüştürdü. Savaşın yeni amacı, toprak kazanmak değil “karşı tarafı yönetimsel ve işlevsel olarak felç etmek” oldu. Bir komutanın kendi cep telefonu sinyaliyle, bir enerji santralının elektronik adresi saptanarak vurulabildiği bir dünyada, coğrafi sınırlar önemini yitiriyor. Devletler artık ülkelerini sadece hudut hatlarına ve gümrük kapılarına asker dikerek değil, elektromanyetik kalkanlar ve siber duvarlar örerek savunmak zorunda. Evinizin elektriği kesilince buzdolabınız durur, lambanız söner, internet hattı kaybolur. Eviniz sapasağlam durur ama içindeki size yaşam veren sistemler çöker.

İran, ABD’nin altı teknoloji şirketini askeri hedef ilan etti. Bu şirketler sadece bilgisayar ya da telefon üreten şirketler değildir. Bölgenin ve dünyanın tüm dijital altyapısını onlar çalıştırmaktadır. Bu şirketler vurulursa füze bir binaya değil bir bölgenin tamamına düşer. Bankalar durur, hastaneler çöker, petrol üretilemez, hava trafiğinde aksama yaşanır, finans ağları kesilir, sermaye göçü yaşanır. Savaş artık yalnızca füze değil, altyapı savaşına dönüşmektedir.

HERKESİN İZLEDİĞİ İNFAZ 

Bu teknoloji, çok pahalı sistemlere sahip büyük güçlerin elinde savaşı tekelleştiriyor. Ancak diğer yandan, kamikaze dronlar ve siber saldırı araçları sayesinde gayri nizami savaşları “ucuzlaştırıyor.” Bir gerilla grubu veya küçük bir yapı, dev bir devlete karşı asimetrik zararlar verebiliyor. Bu durum konvansiyonel orduları gereksiz kılmıyor ancak onların teşkilatlarını ve yapılarını değiştirmeye zorluyor. Devasa piyade tümenlerinin yerini, teknolojik altyapıyı yöneten mühendis-askerler ve özel kuvvetler alıyor. Askerlik tarihinden süzülerek günümüze gelmiş “harp prensipleri” dediğimiz ilkelerin bu dijital savaşlarda değişip değişmeyeceğini yakın zamanda göreceğiz. Eğer bir ordu teknolojik ve psikolojik ön hazırlık evresini kaybederse, Ukrayna örneğindeki gibi kanlı bir kara çatışmasına girmeye bile fırsat bulamadan teslim olmak zorunda kalabiliyor.

Savaşın bu yeni yüzü yalnızca teknik değil, aynı zamanda derin bir psikolojik yıkım yaratıyor. En korunaklı sığınaklarda bile liderlerin nokta atışıyla yok edilebilmesi, toplum üzerinde “mutlak savunmasızlık” algısı oluşturuyor. Bu durum fiziksel bir işgalden çok daha hızlı bir siyasi çöküş getirebilir. Halkın gözünde “devletin kendisini ve yöneticilerini koruyamadığı” fikri yerleştiğinde, topyekûn bir panik ve teslimiyet iklimi doğabilir. Savaş artık yalnızca cephede değil, milyonların her an önünde olan ekranlarda canlı yayınlanan bir “yargısız infaz” gösterisine de dönüşüyor.

KAOTİK BİR EŞİĞİN ÖNÜNDE 

Teknolojik kusursuzluk öngörüsüyle sunulan bu yeni savaş türü, dünyayı daha güvenli değil, daha beter bir kaosun eşiğine getirdi. Savunmanın zorlaştığı, belki de imkânsızlaştığı, caydırıcılığın yerini “ilk vuranın kazandığı” bir suikastlar yarışına bıraktığı bu dönemde, ulusal egemenlik kavramı ağır darbe alıyor. Teknoloji, bölgesel ve genel savaşları “temiz” ve “cerrahi” bir işleme dönüştürmeye çalışıyor. Bunun yanı sıra öldürme eyleminin kabul edilirliği ve ahlaki sorumluluğun matematiksel işlemlere devredilmesi, insanlığı daha soğuk ve mekanik bir şiddet sarmalına hapsediyor. Ordular artık yurdu koruyan etkin güç olmaktan çok, görünmez cerrahi neşterleri durdurmaya çalışan pasif koruyuculara dönüşmüş durumda.

Bundan yüz beş yıl önce askerlik sanatına “topyekûn savaş” kavramını getiren biri vardı. “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır” demişti. Savaşın ilkeleri, çeşitleri, türleri ve askerlik sanatı denince aklımıza hep Gazi Mustafa Kemal Atatürk gelmektedir. Umarız yurtta da dünyada da yetkin akıl galip gelir.

CUMHUR UTKU

E. ALBAY