Altın ve tahta çanaklar
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Altın ve tahta çanaklar

13.04.2025 11:44
Güncellenme:
Takip Et:

ALTIN VE TAHTA ÇANAK, KAŞIK

Tarihi kaynaklarda belirtilen, yanı sıra efsaneleşen eski bir Türk geleneği vardır. Buna göre Türk kağanları, hakanları misafirlerine ziyafet verdiklerinde onların önlerine altın çanak, altın kaşık koydururlarmış ancak kağanın kendisi tahta çanaktan tahta kaşıkla yermiş. (O dönemde günümüzdekine benzer çatal yoktu.) Atlı Han’ın (Atilla) verdiği yemek davetlerinde de bu kadim geleneği uyguladığı söylenir.  

Kağanın misafirlerine altın çanak kaşık sunması kendisinin ise tahta çanak kaşık kullanması farklı yorumlara yol açabilecek bir iletidir. Görünürdeki ilk ileti şudur: “Ben cömertim ve konuklarıma değer veriyorum, önlerine altın çanak kaşık koydum ama ben alçak gönüllüyüm (mütevazıyım), benim önümde tahta çanak, tahta kaşık var.”  

Söz konusu iletinin bence önemli bir işlevi vardır, bu da kağanı alçak gönüllü olmaya itmektir. Herkesin önünde tahta çanak kaşık kullanan kağanın çok lüks kıyafetler giymesi, mücevherlerle süslü tahtlara oturması imkânsız olsa gerek. Sofrada tevazu gösteren kağandan aynı tevazuyu yaşamın her alanında beklemek doğaldır.   

Tarihimizde Kanuni gibi muhteşem giyinenler de vardır, oğlunun kıyafetini çok şatafatlı bulduğu için “Anan ne giysin Süleyman?” diyen ve sade giyinmeyi tercih eden Yavuz Selim de vardır, savaş öncesinde atının kuyruğuna kendi eliyle düğüm atan Alpaslan da vardır. 

Tarihimize baktığımızda genelde Orta Asya’daki kağanların ve Selçuklu sultanlarının sade giyindiklerini ve gösterişsiz tahtlara oturduklarını görürüz. Bu kağanlar güçlerini, pahalı sorguçlarından, mücevherlerinden, süslü tahtlarından değil askeri, ekonomik, siyasal güçlerinden, zekâlarından alırlardı. Tarihte güçlerini sembolik işaretlerle abartmaya çalışanlar olmuştur. Avrupa’daki bazı krallar ve bazı İran şahları tahtlarında otururken ayaklarının altına bir minder koyarlardı. Bu minderler, üzerlerine basan kişinin yerle gök arasında bir yerde bulunduğu anlamına geliyordu.

Osmanlı padişahları Fatih’ten itibaren konuklarıyla sofraya oturmayı bırakmışlardır. Atatürk eski bir geleneği canlandırarak konuklarını büyük sofralarda ağırlamıştır.  

TOPKAPI’DAN DOLMABAHÇE’YE

Gerçek güç, altın kaplama tahtta, koltukta, mücevherli sorguçta, pahalı bir saatte veya ceketin ön cebinde taşınan pahalı bir dolmakalem kapağında değildir, kişinin kendisindedir. (Bir zamanlar bir Asya ülkesinde pazarlarda ünlü dolma kalem markalarının imitasyon kapakları, sadece kapakları satılırdı. Bunları satın alan gençler ceketlerinin dış ceplerine yerleştirirlerdi. Kapağın altında kalem bulunmazdı.) Bu konudaki en güzel örnek Topkapı Sarayı ile Dolmabahçe arasındaki zıtlıktır.  

Topkapı Sarayı’nda padişahların yabancı elçileri kabul ettikleri arz odası taş zeminli son derece mütevazı bir odaydı. Bu odada sadece bir taht ve bir lavabo vardı. Bu mütevazı odada padişah tarafından kabul edilmeden önce elçiler, bir güç gösterisi olarak aylarca İstanbul’da bekletilirlerdi. Çünkü o zamanlar Osmanlılar askeri ve ekonomik açıdan çok güçlüydüler, Avrupalı krallar, Karlofça’ya kadar protokolde Osmanlı sadrazamına eşit sayılıyordu. 

Dolmabahçe’ye taşınınca iş değişti. Dolmabahçe, basit tek katlı taş bina olan Topkapı’ya göre çok gösterişliydi, tavanları altın kaplamalıydı, kristal trabzanları, duvarlarında ünlü tablolar vardı. Elçiyi sarayın gösterişli bölümlerinde dolaştırıldıktan sonra arz odasına çıkarıyorlardı. Ancak bu dönemde imparatorluk eski gücünü kaybettiği için elçi aylarca bekletilmeden hemen huzura kabul edilirdi. Ayrıca elçiler Dolmabahçe Sarayı’nın kendi ülkelerinden alınan borç parayla yapıldığını bildikleri için gördükleri ihtişamdan etkilenmiyorlardı. Görünüş ve gösteriş her zaman güç ile paralel değildir.      

ATATÜRK’ÜN KOLİBASI

Atatürk, Ankara’da Söğütözü’nde içine tek bir masanın sığabildiği “koliba” dediği bir kulübe yaptırmıştı. Arada dinlenmeye giderdi oraya. (Atatürk’ün çocukluğunda Selanik’te kulübeye koliba denilirdi.) Bu sırada Çankaya’daki küçük ve mütevazı köşkte kalıyordu. Yurtdışına öğrenci göndermek, fabrikalar, demiryolları yaptırmak yerine kendisine muhteşem köşkler yaptırabilirdi, yaptırmadı. Bu tavrıyla eski Türk kağanlarının güçlü ve mütevazı tavrını sergilediğini düşünebiliriz. Mütevazıydı, kulübesi küçük bir odadan ibaretti, güçlüydü yedi düveli yenmişti ve iadeyi ziyarette bulunmayacağı bilindiği halde Asyalı bir kral ve şah ayrıca çok sayıda Avrupalı devlet başkanı ziyaretine gelmişti. Onun da sofrasında altın tabağa, altın kaşığa ihtiyacı yoktu.

Yazarın Son Yazıları

Köleleşme

Kölelik tarih boyunca zincirlerle ve kırbaçlarla kuruldu. Günümüzde ise tüketim alışkanlıkları, ve görünmez bağımlılıklar, özgürlük duygusunu yeniden sorgulatıyor. Kölelik düzenleri tarihe karışsa da modern yaşamın sunduğu konfor ve teknolojibireyi farkında olmadan yeni bağımlılık ilişkilerinin içine çekebiliyor.

Devamını Oku
05.07.2026
Ahlak eğitimi

Ahlak eğitimi

Devamını Oku
28.06.2026
Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Günümüzde pek çok eğitimci, aydın Finlandiya’daki eğitim mucizesini görüp öğrenmek için Finlandiya’ya gidiyor. Bence gereksiz, görüp öğrensek bile ülkemizde uygulayamayız. Atatürk Finlandiya’daki şahlanışı anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli kitabı Türkçeye çevirtmiş ve askeri okullarda okunmasını istemişti. Biz Finlandiya eğitim sistemini 90 yıldır biliyoruz. Biliyoruz da hayata geçiremiyoruz.

Devamını Oku
21.06.2026
Ey Türk genci

Ey Türk genci

Devamını Oku
14.06.2026
‘Sarı Zarflar’

Nazi Almanyası’ndan Sovyetler Birliği’ne, McCarthy döneminden günümüze uzanan ortak bir hikâye: Düşünceleri nedeniyle hedef alınan insanlar. “Sarı Zarflar”, bu evrensel yarayı sinema diliyle yeniden hatırlatıyor.

Devamını Oku
07.06.2026
Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık

Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık yalnızca insana özgü davranışlar değil. Ancak insanı ayıran şey, bu eğilimleri ahlak ve bilinç süzgecinden geçirebilme sorumluluğu. Doğada sahte sinyal, yiyecek isteme ve çıkar için davranış değiştirme örnekleri var. İnsanda ise bu davranışlar dil, bilinç ve ahlakla birleşince çok daha karmaşık duruma geliyor.

Devamını Oku
31.05.2026