Cellat mezarlığı
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Cellat mezarlığı

04.05.2025 11:47
Güncellenme:
Takip Et:

Cumhuriyet gazetesinin Pazar eki toplumdaki sanat ve kültür zenginliğini çarpıcı şekilde ortaya koyan, aynı zamanda doğanın nabzını tutan bir gazetecilik başarısı bence. “Cellat mezarlığı”, başlığı bu güzel ve renkli ortama uymuyor ancak bugün 4 Mayıs. 6 Mayıs, Deniz Gezmiş’in ve iki arkadaşının idam edildikleri gün. Bana Osmanlı’daki cellat mezarlığını hatırlattı.  

AYRI MEZARLIK

Osmanlı döneminde farklı dinlere mensup kişiler farklı mezarlıklara gömülürdü. Müslüman, Hristiyan, Musevi mezarlıkları vardı. Bilindiği kadarıyla cellatların hemen hepsi Müslümandı ancak Müslüman mezarlığına gömülmezlerdi, “Cellat mezarlığı” adı verilen ayrı bir mezarlığa gömülürlerdi. Cellat, padişah, vezirler veya diğer adli makamlarca verilen idam cezasını yani suçluyu veya suçlu olduğu iddia edilen kişiyi öldüren kişilere denilirdi. Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nde verdiği bilgiye göre ne yaparlarsa yapsınlar bütün Müslümanlar normal mezarlığa kabul edilirlerdi. Katiller, kadın katilleri, çocuk katilleri, tecavüzcüler Müslüman mezarlığına kabul edilirlerdi, bir tek cellatların ölüleri Müslüman mezarlığına kabul edilmezdi. Onlar ayrı bir mezarlığa gömülürlerdi. Bu uygulama dünyada sadece kültürümüze özgüydü. Cellat mezarlarındaki taşlar siyaha boyanır, üzerlerine ölü hakkında bilgi yazılmazdı. Reşat Ekrem Koçu’nun bu konudaki yorumu şöyledir:

“Toplum, suçu her ne olursa olsun ölen Müslümanları affeder, onların Müslüman mezarlığına defnedilmelerine izin verirdi. Sadece padişah emriyle bile olsa cellatlık edenlerin ölülerini kamu vicdanı affetmez, onların genel mezarlığa gömülmesine izin vermezdi.” 

Yakın zamanlarda cellat mezarlığı kaldırılmıştır. Koçu bunun yanlış olduğunu, toplumun idama ve idam edenlere karşı olumsuz tavrının bir simgesi olarak cellat mezarlığının muhafaza edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bildiğim kadarıyla bir de cellat çeşmesi vardı. Cellatlar burada kanlı ellerini ve aletlerini yıkarlardı, bu çeşmeyi de onlardan başkası kullanmazdı.    

Sarayın cellatları sadece idam etmez, idam etmeden önce vezirlere işkence de ederlerdi. Yavuz Sultan Selim, ağabeyini tahta çıkarmak için çalışan bir vezirini cellatlara verir. Bu vezir, “Babanız Beyazıt Han ağabeyinizi tahta çıkarmam için bana emir verdi” demiştir. Sultan Selim cellata, “Bir padişah emriyle hareket ettiği için öldürmeden önce fazla işkence etmeyin” demiştir. Bu ifade idam öncesinde vezirlere eziyet edildiğini göstermektedir.  

KUYUCU MURAT PAŞA

Kuyucu Murat Paşa’nın isyan eden -hatta etmeyen- on binlerce kişiyi idam ettirip cesetlerini kuyulara attırdığı bilinmektedir. Öldürttüğü kişilerin her birinin hikâyesini ayrı ayrı bilmiyoruz fakat bir tanesi kayıtlara geçmiştir. Murat Paşa bir gün çadırının önüne oturmuş cellatların idamlarını seyrediyormuş. Yakalananlar arasında isyancılarla birlikte dolaşan ama isyancı olmayan sadece saz çalan bir çocuk da varmış. Murat Paşa cellatlara, isyancılardan etkilenmiş olabileceği gerekçesiyle onu da idam etmelerini söylemiş, “İlerde devletin başına dert olur” demiş. Cellatlar, “Bu bir sabidir, idam edemeyiz, günaha gireriz” demişler. Paşa yeniçerilere idam etmelerini söylemiş, onlar da “Cellatlar idam etmiyor, biz nasıl ederiz?” diyerek geri çekilmişler. Paşa sinirlenmiş, yerinden kalkıp çocuğun yanına gitmiş ve dizlerinin arasına sıkıştırıp kafasını bükmüş, cesedini çukura atmış. 

DENİZ GEZMİŞ

Son dönemlerde, 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de kamu vicdanını yaralayan idamlar olmuştur. Yassıada’da savunmasını okuyan Hasan Polatkan’a hâkim, “Kısa geç yemeğe gideceğiz. Sizi buraya getiren güç cezalandırılmanızı istiyor” demiştir. 12 Eylül’de Evren, “Çok solcu astık, biraz da ülkücü asın” demiştir. Bu örneklere bakıldığında bağımsız yargı yoktu.  

Yargı bağımsız bile olsa idam cezasının ahlaki ve adil olmadığı kanısındayım. İdam soğukkanlılıkla işlenen bir toplumsal linçtir. İdam sırasında idamda hazır bulunması gerekenler sandalyelere oturur bir insanın öldürülmesini seyrederlerdi. Ağır suçlara ömür boyu hapis verilebilir ancak idam törensel bir intikamdır. 

Deniz Gezmiş’in boyu uzundu, ayakları yere değmişti, cezaevi hekimi nabzına baktı, ölmesi 25 dakika sürdü. Bence, o hekim o görevi kabul etmemeliydi çünkü bir hekimin görevi ölüme refakat etmek değil yaşama refakat etmektir.      

Deniz Gezmiş’in arkadaşı avukatlarına ölmeden az önce gardiyanların pencereden önceki idamları kendisine seyrettirdiğini söyledi. Bu bir işkenceydi. 

Deniz Gezmiş’in babasının vücudu oğlunun öldürülmesine psikosomatik reaksiyon vermiştir. Boynunda çepeçevre oluşan iki santimetrelik kırmızı şişlik hayat boyu kaybolmamıştı. 

Ne yönden baksanız idam cezası insanlıkla bağdaşmaz. 

Yazarın Son Yazıları

Dahili ve harici bedhahlar

Dahili ve harici bedhahlar

Devamını Oku
24.05.2026
Düşmana saygı insana saygıdır

Düşmana saygı insana saygıdır

Devamını Oku
17.05.2026
Kızılderili nikâhı

Bir süre önce eşimle birlikte Siyu (Sioux) Kabilesi’ne ait bir nikâh töreninde bulunmuştuk. Nikâhı bu kabileye mensup Şaya Hanım kıymıştı. Törenden sonra Şaya Hanım, “Size teşekkür ediyorum” dedi. Neden teşekkür ettiğini sorduk, “Genellikle Kızılderili olmayanlar bizim nikâhlarımızı izlerken bıyık altından gülüyorlar, siz gülmediniz, ciddiye aldınız” dedi.

Devamını Oku
10.05.2026
Pers ve İran kültürü

Birinden mi duydum, ben mi söyledim hatırlamıyorum fakat 2011 yılında aldığım “İran Tarihi” adlı kitabın kenarına “İran’ı işgal edebilirsiniz ancak ona sahip olamazsınız” yazmışım. Çünkü İran’ın edebiyatı ve sineması güçlüdür. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde, tarihin içinde hayatta kalmayı başarırlar.

Devamını Oku
03.05.2026
23 Nisan çocukları

23 Nisan çocukları

Devamını Oku
26.04.2026
Siber zorbalık

Siber zorbalık yalnızca dijital bir taciz değil, sınır tanımayan yeni bir şiddet biçimi. Üstelik yapay zekâ ile birlikte gerçek ile kurgu arasındaki çizgi her zamankinden daha tehlikeli biçimde bulanıklaşıyor. Siber zorbalık, yapay zekâ ile yeni bir evreye girmiş durumda. Çocuklarını siber zorbalıktan korumak için anne babalar, rahatsız edici olmadan onları gözlemeli, sergiledikleri değişiklikleri fark edebilmelidirler. Bir de internet kullanımını çocukla karşılıklı olarak anlaşarak sınırlandırmalıdırlar.

Devamını Oku
19.04.2026