Yalan toplumu ve annem
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Yalan toplumu ve annem

01.12.2024 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Pek çok şey kurumsallaşır, organize hale gelir de yalan kurumsallaşmaz mı? Günümüzde yalan da adeta kurumsallaşmıştır. Örneğin adalet sistemindeki gizli tanıklar bu kurumsallaşmanın çağdaş çehresidir. Ancak bu konu yeni değildir; eskiden de yalanın, yalancılığın sistematiği, piyasası varmış anlaşılan. Konuyla ilgili halk hikâyesi şöyle:

YALANCI KAHVESİ

Eski zamanların birinde adamın birisini borcunu ödemediği için mahkemeye vermişler. Borcunu ödeyecek parası yokmuş, büyük sıkıntıya düşmüş. Birisi akıl vermiş ona, “Mahkemenin karşısında yalancı kahvesi var, oraya git, parasını ver seni haklı çıkaracak bir şahit mutlaka bulursun” demiş. Borçlu sıkıntılı bir yüz ifadesiyle kahveye gidip oturmuş. Hemen birisi gelip sıkıntısının nedenini sormuş. O da “Benim borç meselesi” demiş. Adam, “Vay ahlaksız hâlâ ödemedi mi?” diye kükremiş. Borçlu, “Yok alacaklı değilim, borçlu olan benim” demiş. Bunun üzerine adam, “Ne borcu bilader, kaç defa ödeyeceksin?” demiş. İşte yalancı kahvesi böyle çalışıyormuş. 

GİZLİ TANIKLAR VE YALANLAR

Bildiğim kadarıyla gizli tanıklarla ilgili bir halk hikâyesi yok. Sadece konusunu kurguladığım bir romanım var. “Menderes: Irmağın Gölgesi” adlı romanımdaki hikâye özetle şöyle:

Karya ülkesinde bir ayakkabıcının düşmanları onu Menderes Irmağı’nın gölgesini çalıp satmakla suçluyorlardı. Ayakkabıcı güya ırmağın gölgesini çalmak için bir örgüt kurmuştu. İddia gülünçtü ancak iş mahkemeye düşünce olay ciddileşti. Çünkü iddia sahiplerinin bir gizli tanığı vardı, o da Zeus’tu. Zeus mahkemede bir medyum aracılığıyla tanıklık etti, ayakkabıcı suçlu bulundu.

Artık kimse ırmağın gölgesini çalmakla suçlanmıyor ancak gerçeği çarpıtan, yani yalan söyleyen çok kişi var dünyamızda ve ülkemizde. “Çocuklar Duymasın” adlı bir dizi vardı. Bu dizide Seyyar Tayyar adlı bir karakter bol bol kendisini kahraman gösterecek hikâyeler uydururdu. Örneğin hamburgeri kendisinin bir tesadüf eseri icat ettiğini anlatır, “Benden sonra hamburger patladı gitti” derdi. Pek çok şeyi, ambulansı filan da kendisinin icat ettiğini söylerdi. Bir yakınını hastaneye yetiştirirken ambulansı keşfetmişti. Onun şirin bir üslupla anlattığı hayal ürünü öyküleri dinleyenler itiraz edemezlerdi.

Galiba Seyyar Tayyar, evrensel bir olayı sanatsal bir teşbihle ortaya koymaktadır. Yoğurt, kebap, döner Türk mutfağının Orta Asya kökenli ürünleridir, baklava Arap kültüründen bize geçmiş bir tatlıdır. Ancak bir komşu ülke yoğurdu ve baklavayı kendisinin icat ettiğini ileri sürmektedir. Bir uzak ülke ise dönerin kendi mutfaklarından çıktığını iddia etmektedir. Bu küçük yalanların yanı sıra dünyada tarihsel olayları çarpıtarak büyük yalanlar söyleyen ülkeler, devlet adamları da vardır.

Değerli avukat ve siyasetçi Hüsamettin Cindoruk’un televizyonda anlattığına göre Demokrat Parti mensupları köylülere, “İnönü Paşa askerlik yapmamıştır, asker kaçağıdır” diyorlarmış. Dinleyenler de inanıyorlarmış.

HORTUMCULAR, PİPETÇİLER

Ülkemizde az sayıda büyük hortumcu vardır, onlar vergi de ödemezler. Ancak yüzbinlerce pipetçi vardır. KDV fişi alınan dönemlerde pipetçiler satıcıyla şöyle pazarlık yaparlardı: “Bu kaç lira?”, “On lira”, “Fiş almazsam kaça olur?”, “Dokuz olur”. Günde üç beş lira vergi aşıranlar, “O kadar olacak” derlerdi. Bu kişiler ekranlardaki hortumcuları gördüklerinde ise “Yahu bu kadar da olmaz ki” derlerdi. Hırsızlığın, yalanın büyüğü küçüğü olmaz. Galiba anne babalar çocuklarını, vatandaş, vatandaşı, vatandaş devleti, geçmediği köprünün parasını alarak devlet vatandaşı, Kyoto sözleşmesini imzalamayan güçlü devletler küçük devletleri kandırmaya çalışmaktadırlar. Böylesine güvenilmez bir dünyada, her şeye rağmen dürüst davrananlar da vardır. Örneğin annem.

ANNEMİN DÜRÜSTLÜĞÜ

Ben altı yaşımda bütün büyüklerin, bakıcı ablaların, komşuların çocuklara yalan söylediklerini, tutmayacakları vaatlerde bulunduklarını öğrenmiştim. Zihnimde büyüklerin yalan söylediklerine dair tutarlı bir şema vardı. Bir akşam annem okuldan geldi, sofradaki hiçbir yemeği yemedim, “Yağda yumurta yapayım, yersen seni çocuk bahçesine götürürüm” dedi. Yumurtayı yersem beni çocuk bahçesine götürmeyeceğini düşündüm, kanımca o da bütün büyükler gibi beni kandırmak için böyle söylüyordu. Ancak nedense annemi test etmek istedim, “Yap yiyeceğim” dedim. Yaptı, yedim, “Bahçeye gidelim” demedim çünkü götürmeyeceğinden emindim. Baktım ki az sonra sokağa çıkmak için hazırlanmış, saçını tarıyor. “Anne nereye gidiyorsun?” diye sordum, bana “Çocuk bahçesine gidiyoruz ya” dedi. Ben çocuklara yalan söylememek gerektiğini evimde, yaşayarak öğrendim. Şu an annemi sevgi ve saygıyla anıyorum.

Yazarın Son Yazıları

Dahili ve harici bedhahlar

Dahili ve harici bedhahlar

Devamını Oku
24.05.2026
Düşmana saygı insana saygıdır

Düşmana saygı insana saygıdır

Devamını Oku
17.05.2026
Kızılderili nikâhı

Bir süre önce eşimle birlikte Siyu (Sioux) Kabilesi’ne ait bir nikâh töreninde bulunmuştuk. Nikâhı bu kabileye mensup Şaya Hanım kıymıştı. Törenden sonra Şaya Hanım, “Size teşekkür ediyorum” dedi. Neden teşekkür ettiğini sorduk, “Genellikle Kızılderili olmayanlar bizim nikâhlarımızı izlerken bıyık altından gülüyorlar, siz gülmediniz, ciddiye aldınız” dedi.

Devamını Oku
10.05.2026
Pers ve İran kültürü

Birinden mi duydum, ben mi söyledim hatırlamıyorum fakat 2011 yılında aldığım “İran Tarihi” adlı kitabın kenarına “İran’ı işgal edebilirsiniz ancak ona sahip olamazsınız” yazmışım. Çünkü İran’ın edebiyatı ve sineması güçlüdür. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde, tarihin içinde hayatta kalmayı başarırlar.

Devamını Oku
03.05.2026
23 Nisan çocukları

23 Nisan çocukları

Devamını Oku
26.04.2026
Siber zorbalık

Siber zorbalık yalnızca dijital bir taciz değil, sınır tanımayan yeni bir şiddet biçimi. Üstelik yapay zekâ ile birlikte gerçek ile kurgu arasındaki çizgi her zamankinden daha tehlikeli biçimde bulanıklaşıyor. Siber zorbalık, yapay zekâ ile yeni bir evreye girmiş durumda. Çocuklarını siber zorbalıktan korumak için anne babalar, rahatsız edici olmadan onları gözlemeli, sergiledikleri değişiklikleri fark edebilmelidirler. Bir de internet kullanımını çocukla karşılıklı olarak anlaşarak sınırlandırmalıdırlar.

Devamını Oku
19.04.2026