Yaz yalan, kış gerçek...
Sevgi Özel
Son Köşe Yazıları

Yaz yalan, kış gerçek...

14.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ağız bedenin doruğundadır; çok rüzgâr aldığından açılıp kapandıkça ya bahara ya fırtınaya yol açan... İçindeki tatmaya, yutkunmaya, konuşmaya yarayan... Kimimizde işlevsiz, kimimizde bir karış olan dille... Ağzından çıkanı kulağı duymayan... Ağzına bir parmak bal çaldığı halkın ağzından lokmasını çalan... Ağzı bozuk ayran budalalarının ağzına bakan ağız kavafları bireysel toplumsal yaşamı altüst ediyor. A

ğız dil birlikteliği yaşamsal değerde. İnsanlar ağzını dilini özgürce kullanabilirse... Laik eğitimin ışığı her sokağı aydınlatırsa... Demokrasi, adalet yurttaşları, zeytinlikleri, can dostları korursa... Toplum tepeden tırnağa ağzına, diline egemen bireylerle varsıllaşırsa diye diye çeyrek yüzyıldır boş kale önünde dönenip duruyoruz. Kendi ağız dil sorunlarının bile ayrımında olmayan siyasetçilerin, gazetecimsilerin, sözde aydınlarla akademisyenlerin çoğu...

Kendini zıpkın gibi milliyetçi, patlamaya hazır havai fişek gibi muhafazakâr görenlerle... Düşsel hanlar hamamlar, büyüme gelişme... Yalandan kim ölmüş... Akşamı sabahı yalanlarla harmanlama tamgaz!

Her gece birbirinin kopyası kanallarda aynı dilli aynı yüzler, aynı “akil”ler. Yalan haberleri, uçuk yorumlarıyla baş köşede. Karşılığı peşin alınan yalanları “memleket hayrına” taksitle satıştalar. Birkaçı dil kazasına uğramış, başkalarının kişilik haklarına saldırmış, suçlu da bulunmuş. Utanmıyorlar, pompalanan gazla çok havalılar.

Havası, yaşama biçimiyle ünlenenleri kapışan yandaş TV’ler... Stüdyolar, dil, davranışlar tek tip. Aynı komutla başlıyor, aynı komutla bitiriyorlar. Bizden kazandığıyla bize kafa tutan TRT, öteden beri iktidar ağzıydı. Denetçilerin makası dekolteli, öpüşmeli sahnelerde şıkırdar, solcu bilinenleri sevmezdi. O sansürcü, kuralcı TRT’nin Türkçeyi parlatan sunucularını, doğruda direnen habercilerini özlüyoruz. Şimdi eski TRT’nin makasını kullanan RTÜK’ümüz var. TRT, yalan makinesi TV’lerle yarışıyor, “Halk böyle istiyormuş!”

Ruhbilimciler, dilbilimciler, iletişim uzmanları yüz yüze konuşmalarda yalan söyleyenin kendini ele verdiğine ilişkin ipuçları veriyorlar. Yandaşlarımız da bilimcileri doğruluyor sanki. Yalandan beslenen kişi, karşısındakiyle göz göze gelmek istemezmiş. Ekranlarda işkembeden sallayanlarla göz göze gelme olanağımız yok.

Aynı tornadan çıkmışçasına sanları benzer, kılığı değişik. Ağzı kalabalık baylarla bayanların dili, davranışları aynı. Çoğu uğruna kimliğini feda ettiği kişilere, kurumlara, hatta kendine güvenmediğinden... Ekran yoldaşını da dinlemiyor, kendini yanındakinden, izleyenden akıllı, bilgili, üstün sanıyor; ama davranışlar çelişkili. Diller yüzle, el kol hareketleriyle uyuşmuyor, öne geçmek, haklı çıkmak... Kendi yalanına başkalarını inandırmak için onurdan girip dürüstlükten çıkarak geçmişe yolculuk başlıyor. Sözü mutlaka Cumhuriyeti kuran Atatürk’e, CHP’ye getirip yaşayanları yaşamayanları suçlayanların ağzı, dili... Çoğunun suçlanmaktan ne denli korktuğunu gösteriyor. Muhaliflerle dalga geçerken dalgaya düşüyorlar. Çünkü edebiyat sanatla tanışıklık nanay, sözvarlığı kısıtlı. Sövgü, argo anlamlı aşağılama, karalama, fitne fesat bol bulamaç... Anabaşlık laik Cumhuriyetle hesaplaşma. Ana muhalefetin genel başkanından belediye başkanlarına, cumhuriyetçilere... Tüm muhaliflere salvo...

Orun, zenginlik, yaz geçici; kış gerçek değil mi?

Sınıfın aferin delisi siyasetçiler, gazetecimsiler, sözde aydınlarla... İleri demokrasinin yandaş ekranlarında... Ortak dekorla gece gündüz aynı ortaoyunu.

Çocuklar peynire süte hasret.

Çocuk, çocuğu öldürüyor.