'Easy Boy!.. Easy!..'

21 Mayıs 2013 Salı

Malum medyaya bakarsanız Başbakan’ın son Amerika seferi büyük bir başarıdır.

\n

Görüşme sürelerinin uzunluğu, Tayyip Bey ile eşinin Blair House’ta konuk edilmesi (Kimileri bunun ilk kez olduğunu söylüyor, ama Başkanlık konukevi konumunda olan Blair House’ta hemen hemen ABD’ye giden tüm hükümet ve devlet başkanlarımız ağırlandı), ilk görüşmeyi izleyen basın toplantısının Rose Garden’da yapılması, Obama’nın gösterdiği yakınlık hep büyük başarı kanıtı olarak gösterildi.
ABD Başkanı’nın gösterdiği yakın ilgi
“ölçütünün”, yalnızca Türkiye için değil, tüm azgelişmişlerin yönetimleri açısından ne denli önemli olduğunu Amerikalılar da çok iyi bildiklerinden bu konuda çok dikkatli davranırlar. Bizim ülkedeki gibi, asıl görevi olayları doğru yansıtmak olması gereken medya da, yanlış ya da abartılmış algı yaratmak işlevini yüklenince, Washington şehir efsaneleri yaratılıverir.
Biz bütün bunları bir yana bırakıp, olaya soğukkanlı bakalım.

\n

***

\n

“No more aid, but more trade” (daha fazla yardım değil daha fazla ticaret).
Bu deyiş, özgün sloganlar bulmaya meraklı
Turgut Özal tarafından, serbest ticaret isteğini dile getirirken geliştirilmişti. Dünyanın en büyük pazarından daha büyük bir pay isteyen bu sözlerin ilk telaffuzundan bu yana geçen 25 yıl içinde de herhangi bir somut sonuç elde edilmiş değil.
AB ile ABD arasında bir serbest ticaret anlaşmasının öncesine rastlayan
Erdoğan’ın ziyareti sırasında, Washington ile Türkiye arasında son çeyrek yüzyılın önemli konusu haline gelen bu sorun daha da önem kazanıyordu.
Dünyanın birinci pazarı olan ABD ile ticarette Türkiye’nin payı komik kalıyordu ve bu ülkenin AB ile imzalayacağı serbest ticaret anlaşması Türkiye’yi daha da güç duruma düşürecekti.
Son 25 yıldır her ziyarette gündeme gelen bu konu bu kez de ele alınmış, ne var ki serbest ticaret anlaşması
G. Uras’ın deyimiyle “Komisyona havale edilmiştir.”
Konunun bugünden yarına çözüleceğini kimse beklemiyordu, ama daha önce yaşananlar göz önünde bulundurulduğunda, elle tutulur bir sonuç alınmadığını söylemek de abartı olmasa gerek. İran’dan gaz ve petrol alımı ile Kuzey Irak’taki Kürt bölgesinden çıkarılan petrolün Türkiye üzerinden pazarlanması konularında da bir sonuç yok. Bu durumda bu konularda başarılı olunduğunu söylemek imkânsız.

\n

***

\n

Ama gezinin, Türk kamuoyu önünde şişinme dışındaki en önemli konusu Suriye’dir.
Olaya bu açıdan bakılınca, sonuç Erdoğan açısından tam anlamıyla fiyaskodur.
Bu yargıya varmamıza yol açan nedenlere bakalım:
Obama yalnızca doğrudan müdahaleye kapı kapatmamış, aynı zamanda görünür bir gelecekte uçuşa yasak bölge gibi önlemlere de iltifat etmediğini göstermiştir. Erdoğan’ın kimyasal silahlar konusundaki
“kanıtları(!)” da ikna edici olmamıştır.
Ayrıca Cenevre’de ikinci bir konferansa karşı olduğunu söyleyen Erdoğan, görüşmeden sonra,
“fikir değiştirmek” zorunda kalmıştır.
Her ne kadar medyamız,
Esad’sız Suriye konusunda anlaştılar” diyorsa da, Rusya’nın ağırlığının sürdüğü Cenevre müzakerelerini içeren bir çözüm sürecinde Esad’ın nasıl gideceği konusunda bir ipucu yok.
Kısacası, ABD’nin elini daha çok taşın altına sokması, Esad’ın gitmesi konusunda girişimlerde bulunulması için ısrar eden Tayyip Bey’e Obama sükûnet öneriyor.
Ne hazin değil mi? Yangın bizim sınırımızda hatta bizim topraklarımız üzerinde, onun daha fazla yayılmaması için sükûnet tavsiye etmek konumunda bizim olmamız gerekirken, dünya jandarması Obama, Tayyip Bey’i sakinleştiriyor:
- Easy boy!..Easy!.. (Sakin ol oğlum! Sakin ol!)
Washington ertesinde, Suriye konusunda Tayyip Bey, Esad’a oranla çok daha fazla
“yalnız adam”dır.
Bunu başarı olarak sunma hüneri ise yalnızca bizim medyada bulunabilir.

\n

Yazarın Son Yazıları

Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020