İrticayı Kıbrıs’a da ihraç etmek

13 Ekim 2020 Salı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda hiçbir aday gerekli çoğunluğu alamayınca, bu pazar günü yapılacak ikinci tur kaçınılmaz oldu. Kıbrıs Türklerinin cumhurbaşkanını seçmek üzere sandığa bu onuncu gidişlerinde katılım oranı yüzde 58.21’de kaldı. Pazar günkü oylamada, yüksek mahkeme yargıçlarının sayısını 8’den 16’ya çıkaran anayasa değişikliği ise kabul görmedi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bu kez gergin bir havada geçmesinin nedeni, Ankara’nın adaylardan Başbakan Ersin Tatar’ı destekliyor izlenimi veren girişimleri oldu. KKTC’nin şimdiki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Ankara’nın kendisine baskı yaptığı yönündeki açıklamalarını Türkiye Büyükelçiliği’nin yalanlamış olması, ciddi bir gerginlik olduğunun kanıtıdır.

Kıbrıs’ın nabzını tutan gözlemciler, AKP’nin Türkiye’yi sevenler sevmeyenler, Türkiye’nin sevdikleri ve sevmedikleri ayırımına dayalı bu politikasının olumlu sonuç vermeyeceğini ve Türkiye’nin sevdiği sıfatıyla Ankara ile kol kola yürüyen Ersin Tatar’a yarar sağlayamayacağını, ikinci turda Mustafa Akıncı’nın lehine etki yapacağını ileri sürmekteler. Maraş’ın kısmi olarak açılması kararının da ters tepmesi bu çevrelere göre şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu görüşte olanlar 2010-13 döneminde başbakan olan UBP lideri İrsen Küçük’ün, partisinin genel başkanlığına Ankara’nın desteğiyle seçildiği iddiaları üzerine 2013 oylamasında milletvekili seçilememesini örnek gösteriyorlar.

***

Türkiye’nin, yalnızca bugünkü gibi büyük bir yalnızlık içinde yüzerken değil, ama her zaman ve her koşulda, Kıbrıs’ta “büyük patron” tavrını bırakıp KKTC iç politikasında demokrasinin gereği olan tarafsızlığı ve Kıbrıs halkının iradesine saygı politikasını her daim sürdürmesi gerekmektedir.

Ama rahatça anlaşılabileceği gibi, AKP’ye böyle bir politikanın gerekliliğini anlatmak mümkün değildir. Böyle bir anlayış, AKP’nin ve liderinin fıtratında yoktur.

Tek adama biat etmeyen, demokratik dürtüleri güçlü Kıbrıs halkının AKP’nin laiklik karşıtı, özgürlükler konusunda hoyrat politikasıyla uyum sağlamakta zorlanması, dış politikada koyu bir yalnızlık kuyusuna düşmüş bulunan Ankara’ya yeni güçlükler çıkaracaktır.

İktidara geldiği günden başlayarak, Kıbrıs konusunda, bir zamanlar “yes be annem” gibi abes ve de komik durumlara düşmüş olan AKP’nin Kıbrıs’ı anlayamadığının vurgulandığı şu sıralarda, siyasal İslamın akıldanelerinden “Yeni Şafak”ta yayımlanan son derecede ilginç bir yazı, bu konuda yeni endişeler doğuracak niteliktedir.

Yusuf Kaplan 11 Ekim’de Yeni Şafak’ta yayımlanan “Kıbrıs’ın bugünü Türkiye’nin de yarını (mı)” başlıklı, ilk kez 18 yıl önce kaleme aldığını belirttiği yazısında, “1974 yılında gerçekleştirdiğimiz askeri harekâtla biz kültürel taraf olamadık, otoriter, absürt laikliğimizi Kıbrıs’a ihraç ederek, kültürel olarak kendimizi çoktan yok ettik, hem de kendi ellerimizle...” demekte ve çare olarak laik kültürün bırakılarak “İslami birliğin, İslam cemaatlerinin önünü açan” bir tutumun benimsenmesini önermektedir.

***

AKP’nin iç ve dış politikasına damgasını basan İhvancı bakış açısının KKTC’de de egemen olması anlamını taşıyan ve Kıbrıs’ın da bir tarikatlar ve cemaatler diyarı haline gelmesi sonucunu doğuracak, zaten AKP’nin eğilimine çok uygun olan bu önerinin yoğun biçimde yaşama geçirilmesi, AKP’nin gerginlik ve yalnızlık politikasını KKTC içine de taşıyarak şu sırada var olan devasa sorunlara bir yenisini daha ekleyecektir.

Oysa KKTC’de yapılması gereken, laik ve demokratik çoğulcu politikaların desteklenmesi, Kıbrıs Türkünün iradesine saygı gösterilmesidir. AKP’den bunu istemek, ona “Gel sen kendini inkâr et!” demekle eşanlamlı oluyor. Ama biz yine de söyleyelim de...


Yazarın Son Yazıları

Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020