Peşkeş SimgesiSevda Tepesi

29 Haziran 2012 Cuma
\n

28 yıl aradan sonra Sevda Tepesi bir kez daha düştü gündeme.

\n

1984’te ANAPtan İstanbul Belediye Başkanı olan Bedrettin Dalanın, bu tepenin Suudi veliaht prensi Abdullah bin Azize satılması ve imar iznine kavuşması karşılığında Türkiyeye verileceğini muştuladığı kredinin miktarı 250 milyon dolardı. 2012’de Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar miktarı 10 milyar dolara çıkarmıştı ve bu 10 milyar kredi değil, düpedüz hibeydi.

\n

Bütün değerlerin satıldığı Özal döneminde, Boğaz sırtındaki 57 dönümlük ormanlık arazi, kendisine saray yaptırması için Suudi veliaht prensine satılmıştı ve imar durumu da çıkmış, ama tasarruf o sırada hâlâ var olan bağımsız yargıdan dönmüştü.

\n

Bu kez yine imara açılması gündeme geldi, hem de belki saray, belki otel olmak üzere...

\n

Artık bağımsız yargı da mevcut olmadığına göre, Suudi Kralının hatırı kırılmayacak, gereken yapılacaktır.

\n

***

\n

Sevda Tepesi Abdullah bin Azize daha veliahtken peşkeş çekilirken, tüm yasaklara rağmen bu arazinin neden Araplara satıldığını soran Cumhuriyet muhabirine, Dalan şunları söylüyordu:

\n

- Veliaht pensi İstanbullu yapmak bizler için onurdur. Ondan sonra bin işadamı daha gelir ev ve iş sahibi olur.

\n

(Bu konuda Oktay Ekincinin dünkü Cumhuriyetin 9. sayfasındaki yazısına bakın.)

\n

On milyarın kargaları bile güldüren öyküsü aslında olaya nasıl baktığımızın işareti.

\n

Ürettiğinden çok üreyen toplumun talan ve avantaya dayanan sistemi yabancı sermaye gelsin de ne isterlerse verelimzihniyetiyle her şeyi peşkeşe hazırdır.

\n

Sevda Tepesinin öyküsü bu peşkeş zihniyetinin simgesidir.

\n

İstanbul yağması ve yabancı sermaye tutkusu birleşince her şey mubah olmaktadır.

\n

Bu söylediklerimin, yabancı sermaye düşmanlığıyla bir ilgisi yok.

\n

Türkiye gibi tasarruf oranı düşük, yatırımı ve üretimi yetersiz olanlar değil yalnız, ama tüm ülkeler yabancı sermayeyi çekmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

\n

Çünkü yabancı sermaye, yatırım getirir, üretim ve istihdamı artırır, ayrıca, yeni teknoloji getirerek, gelişmeye katkıda bulunur.

\n

Ancak, herkes yabancı sermaye konusunda bazı kriterlere dikkat ediyor.

\n

***

\n

Yabancı sermaye, doğrudan yatırım yapmak yerine kredi olarak geliyorsa bu krediler de, üretimi artırmak, yatırım yapmak yerine, tüketime veya faiz ödemede kullanılıyor ise bu yabancı sermaye yarardan çok zarar getirir ki Türkiyede durum budur.

\n

Ama yabancı sermaye, velev ki yeni sabit yatırım şeklinde bile gelse, yıllar içinde büyük özverilerle ortaya çıkarılmış Petkim, Tüpraş, Ereğli, İskenderun gibi temel tesislerin yabancılar tarafından satın alınıp işletilmesinde Türkiyenin bir çıkarı yok.

\n

Yabancı sermaye ülkenin kurulmuş, müşterisi hazır, elemanı yetişmiş tesislerini aldığı zaman para getirse bile ne ek istihdam, ne ek üretim yaratmış ne de yeni teknoloji getirmiş oluyor.

\n

O zaman yabancı sermaye herhangi bir fayda sağlamıyor. Hele stratejik kuruluşların enerji ve iletişim alanındaki kurumların yabancı sermaye tarafından elde edilmesi çeşitli sakıncalar doğuruyor. Gelişmiş kapitalist ülkelerin bu alanda gösterdiği özen Türkiyede yok, çünkü Türkiyede tasarruf açığı var, döviz açığı var, ekonomisi üretime dayalı değil, ürettiğinden çok üreyen ve tüketen toplum, sıcak paraya fena halde muhtaç.*

\n

Vur patlasın çal oynasın ekonomisi, sonunda her türlü peşkeşe mahkûm hale geliyor.

\n

Sevda Tepesinin öyküsü, bu çarpıklığın da simgesidir.

\n

* Yabancı sermaye ve Türkiye konusunda olduğu kadar, özelleştirmeler konusunda da bilgi edinmek isteyen bütün okurlarıma Güngör Uras Kitabı (İş Bankası Kültür Yayınları İstanbul 2012) eserinin 555-638 sayfalarını okumalarını tavsiye ederim.

\n

\n\n


Yazarın Son Yazıları

Ordu ve AKP 4 Aralık 2020
Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020