Tatavla’da Son Dans
Ayşegül Yüksel
Son Köşe Yazıları

Tatavla’da Son Dans

25.04.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Tatavlada Son Dans’ oyunu İstanbul’da ve çeşitli kentlerde turne düzeninde sürdürülüyor. Şaban Ol’un ‘Eleni ve Gül’ başlıklı yapıtından Sumru Yavrucuk’un uyarladığı sahne metninin yönetmeni Berfin Zenderlioğlu. Yapım, Serkan Kavurt’un dekoru, Alev Topal’ın ışık tasarımı ve Batuhan Parlak’ın müziğiyle bütünleniyor. Oyun iki kadın oyuncu için kotarılmış.

Tatavla, İstanbul’un Kurtuluş semtinin eski adıymış. Oyun, 1950’li yıllarda Rum ve Ermeni vatandaşlarımızın yoğunlukla oturdukları Kurtuluş’ta, o yıllardan kalmış bir evde geçiyor. Eleni ve Gül (Rose) bu evde yaşayan iki kadın. Geçmiş ile gelecek arasında sıkışmış olan yaşantı parçacıklarının dile geldiği sahne olayının geri düzleminde 6-7 Eylül 1955 tarihinde özellikle Rumlara yönelik olarak yapılan saldırı ve yağma hareketi var. Ülkemiz için bir utanç tablosu… 

6-7 Eylül olayları, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Türk-Müslüman vatandaşların gördüğü baskıya karşılık verme adına yapılmış, çeşitli örgütlerin ve grupların katıldığı, emniyet güçlerinin olaylara neredeyse seyirci kaldığı, dehşet verici bir şiddet hareketidir.

UNUTULMUŞ BİR TARİHSEL KESİT 

Olayları birkaç gün önce kimi gazetelerde yer alan, Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin bombalandığı yolundaki asılsız haber tetiklemişti. Sonuç olarak, Rum dükkânlarına, evlerine ve ibadet uzamlarına yöneltilen saldırıdan Ermeni ve Yahudi vatandaşlarımız da pay almıştı. Öldürme, yaralama, tecavüz, yapıları yakıp yıkma eylemi özellikle Beyoğlu yöresini savaş alanına çevirmişti. Rum vatandaşların pek çoğu kısa sürede anavatanlarını terkedip Yunanistan’a ve başka ülkelere göç ettiler.

‘Tatavlada Son Dans’ geçmişten anımsanan ile ‘şimdi’ arasında gidip gelen görsel ve işitsel göstergelere dayanıyor. 6-7 Eylül olaylarını anlatmaktan çok, iki kadının öyküsünü dillendiren bir diyalog ve hareket dizgesine yerleştirilmiş. 

Oyunun iki karakteri Eleni (Sumru Yavrucuk) ve Gül (Deniz Çakır) yaşı olmayan kadınlar. Aralarındaki çatışmanın kökenini vatanlarını terketme sorunu oluşturuyor. Eleni’nin çocukları çoktan Yunanistan’a ve başka ülkelere göçmüş. Ama Eleni ne evini yıkıcılara verip kentsel dönüşümden yararlanmayı ne de İstanbul’u ve Türkiye’yi bırakıp gitmeyi düşünüyor. Gül ise Eleni’yi yalnız koymamak için, arkadaşının yanında kalmış. Oysa gitmekten yana… ‘Kadınsı’ bir oyun izliyoruz. Eleni ve Gül zaman zaman dans ediyorlar, şarkı söylüyorlar. Diyaloglar yer yer cinsel göndermelerle bezenmiş. Özel yaşama ilişkin olarak anımsananlar arasında Eleni’nin kocası öne çıkıyor. 

SÜRGÜNE GİTMEK YA DA ANAVATANDA ÖLMEK

6-7 Eylül’ün yaşattığı dehşet Eleni’nin beyninde ve yüreğinde çıkmamacasına yer etmiş. Sahnenin geri düzlemindeki yıkıntı görünüşlü evin kapısındaki (Rum evi olduğunu belirterek hedef gösteren) kırmızı ‘çarpı’ işareti kanlı bir hançer gibi parlıyor. Sürgüne gitmek ile anavatanda ölmek seçimleri arasında bocalamanın hüzünlü ezgisini izliyoruz: Bir çeşit ‘Rembetiko’ deyin isterseniz…

Tiyatro sahnesinin ve dizi ekranlarının ustası Sumru Yavrucuk, Eleni karakterini, hem sevimli ve çekici, hem de geçmişin karanlık dehlizlerinde gezinmeyi varoluş biçimi edinmiş bir kadının özellikleriyle iç içe, oyunculuk biçemini ağdalaştırmadan, kıvraklıkla yorumluyor. Tiyatro ve dizilerin as sanatçılarından Deniz Çakır ise daha hareketli, daha yüksek sesli, dramatik vurgusu daha ağır bir oyunculuk sunuyor. Birlikte, metni gerçekçi biçemde canlandırmanın ötesine geçip, sahnede bir ‘gösteri düzeneği’ yaratıyorlar. Yönetmen Zenderlioğlu’nun sahnelemesi ve hareket düzeni de bu yönde. 

Serkan Kavurt’un arkeolojik kalıntılara benzeyen ev dekoru yadırgatıcı etki yapıyor. Alev Topal’ın yerine göre –özellikle geçmiş yansılanırken- çeşitli anlamlara ulaşabilen ışık tasarımı başarılı sonuç veriyor. Fonda yansıtılan açıklamalarda ise 6-7 Eylül olayı bağlamında daha aydınlatıcı olacak bir belgesel yaklaşım kullanılabilirdi.

‘Tatavlada Son Dans’ büyük bir oyun değil. Ama sahne enerjisinin bir saatlik yoğunluğa odaklandığı, capcanlı bir oyuncu oyunu. 

Yazarın Son Yazıları

İlber Ortaylı: İçindeki çocuğu koruyan bilge

DTCF hocası olan annesi Şefika Hanım’ın koluna girerek fakülte binasının giriş merdivenlerinden çıkmasına destek olan 1970’lerin delikanlısı İlber ile 2026’da bir elinde bastonu, kızının koluna yaslanarak Bejart Balesi’ne gelen 70’lik İlber’i tanımış olanlardanım.

Devamını Oku
24.03.2026
Tiyatrocular için biçilmiş kaftan...

Alexis Michalik’in eseri ‘Edmond’ Ankara seyircisiyle buluşuyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Ankara’da özel tiyatro uğraşı

Ankaralı olduğumda tiyatro olaylarına uzak düşeceğimi sanmıştım.

Devamını Oku
24.02.2026
Bizim de Yaşar Kemal’imiz var

Shakespeare’in yapıtlarının evrensel düzeyde benimsendiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
10.02.2026
‘Neyzen’ Ankara Özel Tiyatrolar Festivali’nde

Ankara Tiyatro Yapımcıları Derneği’nin düzenlediği Ankara Özel Tiyatrolar Festivali (AnTiYapFest) bu yıl 5-15 Şubat tarihleri arasında yapılıyor.

Devamını Oku
27.01.2026
‘Anne Boleyn’e kullanma kılavuzu gerek

“Anne Boleyn” İngiliz tarihine yaslanan bir oyun. 16. yüzyılın ilk yarısında Kraliçe I. Elizabeth’in babası VIII. Henry döneminde başlıyor. 1536 yılında anlatılan olayın tarihsel öyküsü tamamlanıyor. Ancak, oyunun 2. katmanında 1603- 4 yıllarında, İngiltere tahtına I. James olarak oturan İskoç kralı James’in ve Anne Boleyn’in “hayaleti”nin yer aldığı “düşsel” sahneler izliyoruz.

Devamını Oku
13.01.2026