Mide bulantısı

27 Ağustos 2021 Cuma

Sevgili okurlarım, benim midem çok hassastır:

Biraz aç kalsam, biraz fazla yesem, biraz üzülsem, biraz sinirlensem, hemen ses verir.

Bu nedenle içki içemem, acılı yemekler yiyemem.

Ayrıca her türlü taşıt beni tutar:

Bir zamanlar Köprü-Kadıköy veya Çengelköy-Köprü vapurlarında bile midem bulanırdı.

Daha çok küçükken, ilk kez, bir İstanbul-Mudanya vapur seferinde, gemi çok sallanınca bütün yediklerimi çıkarmış, böylece “deniz tutması” nedir öğrenmiştim.

O zamandan beri sürekli olarak trenlerde ve otobüslerde hep “gidiş yönünde” oturmaya dikkat ederim.

Yıllarca, özellikle küçük pır pır uçaklarla seyahat edilirken, inişe geçildiğinde mutlaka her koltuğun arkasındaki kâğıt torbayı midemdekilerle doldururdum.

Otomobilde kitap okuyamam, tablet ekranına bakamam.

Şimdi yaşlandıkça, bu araç tutması biraz azaldı…

Fakat bu kez de kâğıt veya dijital gazete okurken, tablette, televizyonda haber ve yorum dinlerken midem bulanmaya başladı.

***

Örneğin, kadın katillerinin yargılanma süreçlerini ve “iyi hal indirimlerini”, eski eşlerini, sevgililerini ölümle tehdit edenlerin aramızda serbestçe dolaştıklarını, yaşları doksana gelen vatanperver generallerin olmayan bir darbeden dolayı hapse atıldıklarını gördükçe…

“Askerlerimiz Afganistan’dan çekilmeli, orada ne işimiz var?” dediğimde bana saldıranların, kölesi oldukları iktidar çekilme kararı verdiğinde bu kararı nasıl alkışladıklarını okudukça ve duydukça…

Yandaş müteahhitler milyonlarca, milyarlarca dolarla beslenirken iktidara yakın bir sarı sendikanın işçileri nasıl yoksulluğa mahkûm ettiğini gördükçe…

Halk, evlerindeki su ve elektrik gibi temel gereksinme maddelerinin maliyetlerini bile karşılayamaz ve mutfaklarına bir somun ekmeği dahi götürmekte zorlanırken, sanayici ve tüccar önünü göremezken, ekonomi tam anlamıyla “bir kara kuruşa” muhtaç hale getirilmiş, kişi başına milli gelir iyice gerilemişken, ekonominin şahlandığı propagandalarını işittikçe…

Birtakım ülkelere ne çıkarlar uğruna verildiğini bilmediğimiz milyonlarca dolar akıtılırken, yangın gibi, sel gibi felaketlerde halkına IBAN numarası verilerek iane istendiğini yaşadıkça…

Orman yangınlarında THK uçakları hangarlarda çürütülürken doğal zenginliklerimizin tahribatının yeterince hızlı ve etkin bir biçimde durdurulamadığını gördükçe…

Gecekondu aflarına, doğaya aykırı olarak yapılan HES’lere, dere yataklarına yapılan konutlara ve buralara inşa edilen evlerde yaşanan sellerden sonra verilen can kayıplarına rağmen aynı yerlerdeki konutların onarılmaya çalışıldığına tanık oldukça…

Bir insanlık trajedisi olan “sığınmacılar” sorununun hem yaratılmasındaki rolü hem de “sığınmacılar” üzerinden siyasal ve mali rant elde etmek üzere bu insanların şantaj malzemesi olarak kullanıldığını öğrendikçe…

Hem iktidarın her an birbirine yüz seksen derece zıt virajlar alan ve birkaç istisna dışında, genellikle yanlış olan politikalarından…

Hem de bu politikalara uymak için dön döne başları dönen fırıldak yandaş medyanın köleliğinden ve dalkavukluğundan…

Midem bulanıyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları