Erdal Sağlam

2021’de kötü ekonomi yönetimi sona erer mi?

31 Aralık 2020 Perşembe

Ekonomi yönetiminde 2 yönetici değiştirilip birkaç rasyonel adım atılınca, piyasaların da havası değişti. Bu gece yeni bir yıla giriyoruz ve ekonominin geleceği için 2021’den umutlu olanlar olduğu gibi, “önemli bir şey değişmeyeceğini” tahmin edenlerin sayısı da bir hayli fazla.

Son iki aydır para politikalarında yanlıştan dönülmeye başladığını, enflasyonla mücadeleye yeniden ağırlık verildiğini görüyoruz. Ama bu doğru adımların devam edip etmeyeceğini söylemek için henüz erken olduğunu düşünüyoruz. Devam etse bile para politikasının ekonominin düze çıkarılması için yetmeyeceğini, mali politikaların, siyasi ve ekonomik reformların buna eşlik etmesi gerektiğini biliyoruz.

Artık iktidarın da anladığı” söylenen bu gereklilikler yerine getirilebilecek mi, “Cumhurbaşkanı’nın reformlardan anladığı nedir?” ya da “Sıkıştığında bu yeni yoldan da geri dönmeyecek mi” sorularının yanıtı henüz verilemiyor.

Ekonominin neden bu noktaya geldiğinden başlarsak, bu soruların yanıtlarını da belki daha rahat bulabiliriz.

Son 2-3 yıldır hızlanan, sonunda tıkandığını iktidarın da kabul ettiği ekonomik tablonun nedeni tümüyle kötü yönetimdir. Bırakın ekonominin yasalarını, fizik yasalarına bile aykırı kararlarla bir ülkenin yönetilebileceğini, “ben yaptım oldu” ile işlerin yürüyeceğini sanan bir anlayıştan söz ediyoruz.

37 yıllık gazeteci olarak şimdiye kadar o kadar popülist yönetim, ekonomide büyük yanlışlar yapan, yanlışlarının faturasını bütün halka çıkaran iktidarlar gördüm ama bu kadar vahim ve fütursuz yanlış yapıp yanlışta direten, kendisini tüm dünyadan ve kurallardan izole gören bir iktidarı ise görmedim.

Bunun genel bir “bilimdışı anlayış”tan kaynaklandığını artık kabul etmek gerekiyor. Ben de cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden sonra yönetimin iyice bozulduğu, ekonomik tablonun son 2-2.5 yılda iyice ağırlaştığı görüşüne katılıyorum. Ancak AKP iktidarının başından beri bu anlayışın var olduğunu hatırlamak lazım. Bu kadar kötü yönetimi son olarak 1994 yılı krizinde Tansu Çiller döneminde yaşamıştık. Belki de kamu bürokrasinin liyakatiyle, Çiller bile durumu bu kadar ağırlaştıramamıştı.

Ali Babacan şimdi yeni bir partinin genel başkanı olarak kendi döneminde işlerin çok iyi olduğunu, kendisinden sonra ekonominin bozulduğunu söylüyor. Ancak kendisinin döneminde ekonomide işlerin kötüye gidişi başlamıştı. Eğer 2010’lara kadar bir başarı varsa, bu tümüyle kendilerinden önceki koalisyon döneminde hazırlanıp IMF’ye kabul ettirilen ekonomik program sayesindeydi. Kendi başarısı büyük ölçüde bu programa sahip çıkmasındandır. Kendisinin döneminde kamu ihale yasasından başlayarak geriye gidiş başladı, bağımsız kurumlara sıçratıldı, tüm yeterli bürokratlar görevlerinden alındı, onların öğrencisi ikinci kuşak partili bürokratlar üst yönetimlere atandı. Onlar da geleneği devam ettirip Babacan’ı ekonomik doğrular konusunda yönlendirdikleri için 2010’lara kadar kazasız gelindi.

Başından beri aynı anlayış

Babacan’ı ya da o dönemki bürokratları, ailelerinde 28 Şubat’ı yaşamaları nedeniyle tuttukları kini, o dönem devlet işlerine karıştırıp partili olmayan ama demokrat ve yeterli bürokratları dışarıda bıraktıkları, yetersiz ve şaibeli olanları bile AKP’li olmayan liyakatli uzmanlara tercih ettikleri için eleştirmek gerekiyor. “Genç ve hırslıydılar, o nedenle hayata şimdiki gibi geniş bakamıyorlardı” diyerek belki de iyimser bakmak gerekiyor, bilemiyorum...

Demek istediğim o ki bu ideolojik tutum, içine kapalı cemaatçi anlayış, başından beri zaten AKP iktidarına hâkimdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ittifaklarını atıp tek başına tüm hâkimiyeti ele geçirdiğini düşündüğü zaman bu anlayış tam hâkimiyete kavuştu. Yeni idari sisteme geçilip yargı dahil devlet idaresi tümüyle biat ettirilip fütursuz bir hal alan yönetim anlayışının sonucu bugünkü tıkanma noktasına geldik.

Unutmayalım; sadece ekonomide tıkanma noktasına gelmedik; uluslararası ilişkilerde, demokraside, siyasi yapılanmada, tümüyle bir tıkanma yaşıyoruz.

Bu anlayışla bu kadar uzun süre idare etmek ise birilerinin başarısı sayılmalı.

2018’den beri hızlanan süreç sonunda, akıldışı ekonomi yönetimi doruk noktaya ulaştığı için bu çıkmaz noktaya geldik, dayandık.

Şimdi 2021 yılında bu anlayışın tümüyle değiştiğini görmemiz sizce mümkün olabilir mi? 2020’nin kötü yönetimin son yılı olma ihtimali, aynı anlayış varken, sizce var mı? Bu yönetimden samimi biçimde demokrasi, insan hakları, fikir özgürlüğü, yargı bağımsızlığı reformları çıkar mı? Ekonomi sürdürülebilir büyüme sağlayacak bilimsel ve rasyonel yola sokulup kurumsal bir yapı oluşturulabilir mi?

HERKESE UMUTLARIN YENİDEN YEŞERDİĞİ, SAĞLIKLI, HUZURLU, MUTLU GEÇİRECEKLERİ, YENİ BİR YIL DİLİYORUM.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Büyüme tam gaz nereye? 27 Temmuz 2021
Merkez hâlâ iyimser 15 Temmuz 2021