Erdener Yurtcan

Sevgi ve Aşk Üstüne...

12 Mart 2013 Salı


Hocam Prof. Dr. Aydın Aybay’ın anısına...

Sevgi nedir diye aklımdan geçirirken sözlüğe bakayım dedim. Şöyle bir tanımla karşılaştım. “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.” Dilbilimciler böyle bir tanımda birleşmişler. Tanımın içinde neler yok ki. İnsan, bir şeye ya da bir kimseye yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelmeli, böyle bir duygu taşımalı. Kişiye gösterilecek olan sevgide o denli çeşitlilik olabilir ki. Anne-baba sevgisi, kardeş sevgisi, arkadaş sevgisi en başta gelenler tabii. Tanımda geçen “şey” kavramının çerçevesini çizmek de hayli zor olsa gerek. Doğa sevgisi, okuma sevgisi, spor sevgisi gibi.

Sabırsızlananlar elbette gözümden kaçmıyorlar. Karşı cinse duyulan sevgi nereye girer, sorusunu gözlerden okumam o kadar kolay ki. Ama ben ona sevgi demem, aşk derim. Aşk bambaşka bir şeydir. Aşk, insanın ayağının yerden kesilmesidir; beyin hücrelerinin tıkanması, tek bir eksende dönmesi, yalnız bir yüzü hatırlaması, onsuz bir yaşam düşünememesi, geceleri uyuyamaması, kan ter için yatakta dönmesi, bir sağa bir sola. Dünyanın tüm koyunlarını sayması, fakat yine de fal taşı gibi açık, kızarmış gözlerle tavana bakması.
Kimse kusura bakmasın ama bu duygu, bir kimseye duyulan ilgi ve bağlılık göstermek değildir. Bunun adı aşktır, bunun tanımı da yapılamaz. Aşk yalnızca yaşanır. O, kendiliğinden gelir, yüreğin başköşesine oturur. İlk görüşte aşk dedikleri nasıl anlatılabilir ki. Böyle bir duyguyu anlatabilecek insanoğlu var mıdır yeryüzünde? Yoktur elbet. Aşkın dehayla, bilgiyle, eğitimle, öğrenimle bir ilgisi yoktur ki anlatılabilsin.
Aşkın da türleri var kendi içinde. Tatlı aşklar, acı aşklar, kahreden aşklar, ölümcül aşklar, yasak aşklar. Tüm bunlar bu dünyada yaşanarak ortaya çıkmış anlatımlardır. Bunlar planlı, programlı olaylar hiç değildir. Yaşamın döngüsü içinde karşı karşıya kalınıveren olgulardır aşklar.
Dilbilimciler bence çok yanılıyorlar aşkı aşırı sevgi ve bağlılık duygusu olarak tanımlayınca. Hepsi bu mu, aşkla sevgi arasındaki fark aşırılık mı yalnızca? Hiç de değil. Aşk, dozu yüksek sevgi değildir. Aşkı aşırı sevgi ile açıklamak istemek, aşkı küçümsemek olur; aşkı önemsizleştirmek olur. Oysa aşk o denli yücedir ki, hiçbir tanıma sığmaz. Ama elden ne gelir ki! Dilbilimcilere bir tanım yapınız, biz bunu sözlüğe yerleştireceğiz, denildiğinde, sevgi ile aşk arasında bağlantı kurulmuş ve “doz ayarı” yapılmıştır. Bu yaklaşımla da aşkın o engin, o yüce, o ulaşılmaz etkisi de kaybolmaya itilmiştir adeta.
Ama insanoğlu asla cesaretini yitirme, sev, sevil, âşık ol, ayakların yerden kesilsin, ne çıkar. Ben de âşık oldum, sevdim, ölesiye sevdim, demek gibi yüce bir duygu var mı bu dünyada?
Bu ülkenin insanının sevgiye ve aşka başka ülkelerin insanlarından çok daha fazla ihtiyaç duydukları gerçeği karşısında, çoğu şeyi istesek de çabalasak da başaramıyoruz ne yazık ki. Böyle bir acı gerçekle karşı karşıyayız.
Bari sevmeyi, âşık olmayı başaralım, ne dersiniz?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İçimden Geldiği Gibi... 19 Aralık 2013

Günün Köşe Yazıları