Titanik güvertesinde

30 Eylül 2021 Perşembe

Dünyanın en büyük iki ekonomisinde yönetimler, sermaye birikim rejimini, kapitalizmi canlandıracak, gelir dağılımındaki derin adaletsizliği azaltacak yönde değiştirmeye çabalıyorlar. ABD’de Biden, sosyal harcamaları, altyapı yatırımlarını artırarak ekonomiyi yenilemek, işsizliği azaltmak istiyor. Çin de “ikili dolaşım” ekonominin yapısını iç pazara ağırlık verecek yönde değiştirmeyi, “ortak refah” projesi de büyük şirketlerin ve piyasanın gücünü sınırlayarak gelir dağılımındaki bozulmayı düzeltmeyi amaçlıyor.

Ancak her ikisi de kendilerine özgü ama kaynağı ortak finansal krizlerin eşiğinde duruyorlar. Çin’de 300 milyar dolar borcun altında ezilen Evergrand inşaat devi, gayrisafi hasılanın yüzde 25’ine yakın büyüklükte ve banka kredilerinin yüzde 27’sini almış inşaat sektörü dev bir borç balonu üzerinde ayakta durmaya çalışıyor. ÇKP yönetimi de bu balonu bir finansal krizi tetiklemeden, boşalacak enerji diğer sektörlerde ve küresel ekonomide yıkıcı sarsıntılar yaratmadan delmeyi amaçlıyor. Çin’de iç tasarrufların 7.5 trilyon, döviz rezervlerinin 3 trilyon dolar olduğunu, devletin ekonomiyi, toplumu kontrol gücünü, ekonomistlerinin kalitesini göz önüne alarak, ÇKP’nin bu kez de krizi kontrol etmesini bekleyebiliriz.

Buna karşılık ABD’de toplumda kutuplaşma derinleşmeye, Cumhuriyetçi Parti içinde faşizm yayılmaya devam ediyor, ekonomi giderek daha da kırılganlaşıyor. Biden yönetimi, ekonomi politikasının başarısı için gerekli 3.2 trilyon dolar kaynağı sağlamakla da yakından ilişkili olan devletin borçlanma sınırını yükseltme konusunda Senato’da Cumhuriyetçilerin direncini aşmakta zorlanıyor. Eğer Demokratlar borçlanma sınırını yükseltmeyi başaramazlarsa, Amerikan devleti borçlarında temerrüde düşmenin ötesinde, personelinin maaşlarını ödeyemeyecek. Bu durumda, New York Merkez Bankası Başkanı’nın uyardığı gibi borsaların sert tepki vermesi çok yüksek bir olasılık.

ÇKP yönetimi, Biden yönetiminden çok daha elverişli koşullarda olsa bile her ikisinin de yüz yüze olduğu krizin kaynağı aynı: Yaklaşık 1990’lardan bu yana kapitalist dünya ekonomisinde büyüme (yatırım, üretim ve tüketim) zaman zaman patlayan, ancak şişmeye devam eden 380 trilyon dolarlık bir borç ve 650 trilyon dolarlık türev piyasaları balonu üzerinde sürdürülebiliyor. Kısacası büyüme ve “refah”, “gerçek” değil. 

GERÇEKTEN YANIYOR 

Dünya ekonomisi artık tükenmiş bir kapitalizmin elinde iki ucundan “yanarken”, gezegenin ekosistemi, gıda havzaları, su kaynakları, ormanları, enerji sistemi hidrokarbon tüketimine dayalı bir kapitalist modelin elinde gerçekten yanıyor.  

İngiltere’de muhafazakâr Chatham House’un geçen hafta yayımlanan “İklim Değişikliği Değerlendirme” raporu o kadar korkutucuydu ki The Independent’ta bir yorumcu, “Beni perişan etti - yalvarırım okuyun” diyor ve ekliyordu: “Çocuklarını seven her anne-baba mutlaka okumalıdır.

Gerçekten 16 sayfalık kısa bir rapor bu ama her rasyonel kişiyi derin kedere sürükleyecek, “Bu uygarlık yolun sonuna gelmiş” dedirtecek verilerle, uyarılarla dolu. Kısaca aktarırsam, Paris İklim Anlaşması’nın koyduğu 1.5 °C’lik sınırın altında kalma olasılığı bugünkü koşullarda yalnızca yüzde 1. Yaşamın artık onulmaz düzeyde cehenneme dönmeye başlayacağı 2.7 °C’lik sınırın altına kalma olasılığıysa yalnızca yüzde 5. Rapor, eğer Co2 üretimi bugünkü düzeyde artmaya devam ederse sıcaklık artışı 2050’ye kadar 7 °C’ye ulaşabilir diyor.

Bir “orta yol” senaryo üzerinde duran rapor, 2040-2050’ye kadar artış 2.7 °C altında kalsa bile orman yangınlarının yüzde 800 artmasını, 2040’a gelirken her yıl 3.9 milyar insanın aşırı sıcak dalgalarından etkilenmesini, dünyanın ekmek teknesi olarak görülen üç tahıl havzasında aynı anda ürün kaybının gerçekleşme şansının yüzde 50 artmasını bekliyor.

Halen 230 milyon insan deniz seviyesinin en fazla 1 metre, 1 milyar insan da 10 metre üzerinde yaşıyor. Rapor bir mucize olsa ve 2.7 °C altında kalsak bile deniz seviyesinin 12 metre yükselmesinin beklendiğini hatırlatıyor. 

Bu sırada, Amazon Ormanları’nın artık emdiğinden daha fazla Co2 üretmeye başlaması, “geri dönülmez noktayı geçtik mi” sorusunu gündeme getirirken, büyük güçler arası rekabet, iktidar hırsı, dinci, ırkçı, milliyetçi, homofobik, eril saplantılar, adeta Titanik’in güvertesinde şezlong kapma yarışına benziyor...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Weimar Amerika - II 21 Ekim 2021
Deniz bitti! 11 Ekim 2021