AKP döneminde siyasal İslam-vahşi kapitalizm işbirliği

11 Ocak 2022 Salı

AKP iktidarı 2002’den bu yana yürüttüğü uygulamalarla, gerçekten “kendine özgü” ilginç (ve tuhaf) bir yapı oluşturdu:

- Siyasal İslam ve vahşi kapitalizm ayakları üzerine oturtulmuş, farklı bir karma ekonomi uyguladı. Geleneksel anlayışta “devlet-özel sektör” ayakları üzerinde denge kurularak yürütülen düzen yerine, devletin içine parti yerleştirilerek parti-vahşi kapitalizm ortaklığı oluşturuldu.

- Kamu sektörünün yerini parti aldı. Kamu sektörü özelleştirilerek devlet partisi (ve parti devleti) oluşturuldu. Tek kişi hem devletin hem de partinin başına getirilerek dünyada örneği bulunmayan bir rejim ve düzen kuruldu.

- Özelleştirmeler yolu ile tek kişiye bağlı otoriter yapı, kamu iktisadi, sosyal ve siyasal kurumları, TBMM ve Bakanlar Kurulu, tek merkezin otoritesi altına sokuldu. Adalet sisteminden TSK’ye, eğitim kurumlarından laikliğe “otoriter bir rejim” ortaya çıktı.

- Batı dünyasındaki kapitalist düzenin yerine, “haksız rekabete dayalı bir piyasa yapısı oluştu”. Beş şirketin durumuna ve ihalelerin yapısına bakıldığı zaman, “vahşi kapitalizm-siyasal İslam ortaklığının nasıl kurulduğu”, açık olarak görülür.

- Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “faiz”den başlayarak “dikte etmeye soyunduğu” bilimdışı dayatmalar bir yandan vahşi kapitalizmin yolunu açarken öte yandan dini inançları “piyasaya sokmaya çalışan” bir girişimdir. Neredeyse iktisat fakültelerini kapatarak onun yerine ilahiyat fakültelerini koyacaklar! 

İKTİSAT KURALLARI VE DİN

İktisat, bir bilim dalıdır. Katolik için de Hindu için de Müslüman için de değişmez. Aynen tıp ya da endüstri mühendisliği gibi. 21. yüzyılda, yerkürenin ulaştığı iktisat bilimini kendi özel çıkarları doğrultusunda görmezlikten gelenler acaba özel “cinliklerini”, cin ve peri masalları ile saptırmak mı istiyorlar? Doğrusu yeni Bakan Nebati’nin davranışları ve tutumu ile iktisat bilimi arasında bir bağlantı kurmaya çalışmak, tarihe geçecek bir anekdottur.

Türkiye’nin getirildiği noktanın bir resmi olarak tarihte yerini alacaktır. Farkında olmadan, aslında her şeyi itiraf ediyordu.

KATAR’DA ÇARŞI’NIN ŞAMPİYONLUĞU MU?

Beşiktaş - Antalyaspor şampiyonluk maçı bir emirle Katar’da yapıldı ve Çarşı’nın BJK’si kazandı.

- 70’li ve 80’li yıllarda 500 bin işçimiz, mühendisimiz, yüze yakın önemli firmamız Irak, Suriye, Mısır, Tunus, Cezayir ve Libya’da büyük işler görüyorlardı. Piyasalarda egemendiler. Türkiye bu coğrafyada söz geçiren, ağırlığını duyuran bir konumdaydı. Firmalarımız Avrupalı ve ABD’li şirketlerle yarışıyorlardı.

- İran-Irak savaşında Ankara, her iki ülkenin de dostu ve itibarlı komşusu olarak arabuluculuk yapıyordu, kimi üçüncü ülkelerde, “İran ve Irak’ı temsil ederek” bir ağabey gibi görüşmeler yürütüyor, hatta temsil bile ediyordu.

- İstanbul’un üç büyüğünün futbol takımları Lübnan ve Suriye’de, kendi aralarında “özel maçlar” bile yapıyorlardı. Türk Otomarsan, Kahire Belediyesi’ne otobüs satıyordu. 1985’te Kahire’de, Türk - Mısır ekonomik ilişkileri üzerine konferans verirken bunun sevincini yaşamıştım.

- Ya bugün: Körfez’deki aile devletçiklerinin kapısını çalıp “yardım ister” duruma geldik. “Varlık Fonu”muzu, yani “varlığımızı” onların emrine sunacak duruma düştük. Yarınki “Oliver Stone”ların filmini kesinlikle yapacağı Kaşıkçı küresel cinayetini, göstere göstere İstanbulumuzda işleyenlere, para için avucumuzu açar duruma geldik.      

Ve bu aile devletlerine ne kadar “yakın ve muhtaç” olduğumuzu göstermek için Beşiktaş-Antalyaspor maçını Katar’da oynattık. Hem de “Çarşı”nın Beşiktaş’ını göndererek. 

Atatürk’ün Balkan ve Sadabad paktlarına karşı kabile devletçikleri… Siyasal İslam-vahşi kapitalizm ortaklığının sonuçları...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları