Devletin içini boşaltmanın korkunç sonuçları

07 Aralık 2021 Salı

Kamusal alanın içindeki “üretken ekonomik varlıkların” özelleştirilerek, yabancılara satılarak, kapatılarak, atıl bırakılarak tasfiye edilmeleri, Türkiye’de içine saplandığımız büyük ekonomik krizin temel nedenidir.

AKP iktidarının bu “tercihine”, Cumhuriyet Türkiye’si ve Atatürk Türkiye’si ile hesaplaşma felsefesi yol açmıştır. Türkiye’nin kurtuluşu, bağımsızlığı ve devletin etkin rolü bir bütünlük gösterir. Kurtuluş ve kuruluş felsefemiz kamu sektörünün ağırlığına ve sosyal devlet anlayışına dayanır. Bu öğeler laiklikten kadın erkek eşitliğine, çağdaş eğitim anlayışından demokrasiye bir bütünlük gösterir. Devlet öncülüğünde kurulan endüstriyel, ticari, mali ve diğer hizmet alanlarına yayılan kamu kuruluşlarımız çağdaşlaşma çabalarımızın temel taşları olmuşlardır:

-MKEK ve Aselsan’lar sayesinde sanayimiz gelişebildi.

-Kamusal denizyollarımız çok uzun yıllar Doğu ve Batı Akdeniz’de “bayrak gösterdiler”, ring seferleri aksamadan yürüdü.

-Etibank’lar, Sümerbank’lar, Seka’lar, Tüpraş’lar, Aliağa’lar, TCDD’ler sosyal devletin öncüsü oldular.

-TCDD Eskişehir fabrikaları (cer atölyeleri), Eskişehir’in sadece ekonomik değil, sosyal gelişmesine de ortam hazırladı.

-TPAO Anadolu’daki etkileri ile öncü oldu.

Sosyal devleti, siyasal ve ekonomik bütünlüğümüzü KİT’lerle sağladık. Özel sektörün hiç uğramadığı Anadolu’nun en ıssız köşelerine kamu iktisadi kuruluşları can suyu gibi yetişti. Et ve Balık Kurumumuz TMO’ya kadar tarıma destek veren birçok kurumlarımız tarımı ayakta tuttular.

Türkiye Cumhuriyeti’ni, Anadolu’yu sosyal, ekonomik ve siyasal olarak ayakta tutan kurumlar AKP döneminde özelleştirilme adı altında yabancılara ve yandaşlara satılmaya hatta kapatılmaya başladığında Anadolu’daki gençler ya bölücü teröristlerin ya da yeni yaygınlaşan kaçakçıların ve mafyanın eline düşmeye başladılar. Diğerleri de yurtdışına kaçıp gitmek için sahte pasaport bile hazırlayan kimi mafya “yöneticilerinin” eline düştüler.

KİT’ler, Anadolu ve Trakya’yı ayakta tutuyorlardı:

-Tarım ağırlıklı KİT’ler çiftçinin (ve sektörün) en büyük destekçileriydiler. Tarımın gelişmesine ve dış rekabete büyük katkı sağlıyorlardı. Bunlar sayesinde Türkiye, “kendine yeterli olan dünyadaki yedi ülkeden biriydi”. Bugün 150’lere geriledi ve “en yetersizlerden birisi oldu”.

-Sanayi, hizmetler, mali ve tarımsal alandaki kamu kuruluşları,

a) İhracata büyük katkı sağlıyorlardı.

b) İthal ikamesi yoluyla dış ticaret dengesine katkı yaptılar.

c) Temel “girdilerde” yoğunlaşarak dışa bağımlılığı azaltıyorlardı.

d) Olağanüstü bir istihdam gücüne sahiptiler, gelir bölüşümünü sosyalleştiriyorlardı.

e) Anadolu’nun en ıssız köşelerine ulaşarak bu yörelerde sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmeyi üstleniyorlardı.

Karabük’ten Ereğli Demir Çelik’e, Aliağa rafinerisinden Batman’daki petrol tesislerine, Karadeniz’e yayılmış ÇAYKUR’dan Türkiye’nin her yöresindeki Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO) yüzlerce KİT, Türkiye’yi ayakta tutan temel taşlarıydı.

Bunların hemen hemen tamamını özelleştirmek, yabancılaştırmak ya da kapısına kilit vurmak “Türkiye’nin çökertilmesi ile eşanlama geliyordu”. Özellikle bu Ortadoğu coğrafyasında, emperyalizm tarafından çökertilmiş Osmanlı devletinin küllerinden, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni yaratan bir ülke için.

Binanın giriş katındaki kolonları yıkarak rant sağlamaya çalışan patronun binanın yıkılmasının koşullarını hazırlamasında olduğu gibi.

Türkiye’yi “değiştirip” yeni bir raya oturtmak isteyenler, yoksa, bunu bile bile mi yapıyorlar? Türkiye’nin sürüklendiği “kutuplaştırma”, kaçınılmaz olarak böyle bir soruyu akla getiriyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları