Alçakgönüllü sanatçımız Ayşegül Sarıca

19 Mayıs 2021 Çarşamba

Piyano tuşlarının derin donanımlı sanatçısı, hanımefendi olduğu kadar alçakgönüllü, Osmanlı terbiyesi kadar Cumhuriyet kültürüne sahip, güler yüzlü görünüşü ardında, sanatını hep ciddiye almış piyanistimiz Ayşegül Sarıca. İki yıl önce Sevda Cenap And Vakfı’nın 2018 Onur Ödülü Altın Madalyası’na değer bulunmuştu. Vakıf, madalya sunduğu her sanatçı için bir de kitap yazdırtır. Bu kez kitabın imzası Serhan Yediğ’ye ait. Yazar, 370 sayfalık kitaba 19. yüzyıla uzanarak başlıyor. Osmanlı’nın son döneminden nazırlarla, sadrazamlarla Sarıca ailesini takdim ediyor. Ardından da Kadıköy ve Moda’nın geçmişini, o semtlerin İstanbul yaşamındaki yerini anlatıyor. Bu kibar piyanistimizin ağaçların tepesinden inmeyen haşarı bir çocuk olduğunu öğreniyoruz. Henüz düzenli konserlerin yapılmadığı, televizyon yayınının başlamadığı, ancak uzunçalardan müzik dinlenebildiği günlerde Ayşegül Hanım notanın arkasını okuyabilme yeteneğiyle, bestecilerin iç dünyasını paylaşmaya başlıyor. İlk hocası Ferdi Ştatzer’den güvenli ve sağlam bir eğitim almış, onun yüreklendirmesiyle Paris’teki eğitimine yelken açmış.

Bir şansı da anne ve babasının, onun yeteneğine ve azmine inanması; onunla birlikte Paris’e gidip orada bir ev düzeni kurmaları. Ayşegül ise azimli, severek, isteyerek piyano çalışan, hocalarını dikkatle dinleyen ve her öğrendiğini içinden gelen bir coşkuyla sunan bir çocuk. Paris’te çağın ilk yarısındaki efsane hocaların, Lucette Descaves, Louise Clavius-Marius ve Marguerite Long’un öğrencisi olma şansını elde ediyor. Mezun olunca Avrupa sahnelerine adım atıyor. Fransa dışında ilk konserlerini veriyor, Türkiye’de “Devlet Sanatçısı” oluyor.

Eğitimcilik evresi

Uzun yıllar yumuşacık tuşesiyle ün yapan Ayşegül Sarıca’nın yaşamına sonraki yıllarda yeni bir evre daha girmiştir: Öğretmenlik. 1983’ten başlayarak, MSGSÜ Devlet Konservatuvarı, İzmir 9 Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi ustalık sınıflarında dersler verir. Bilkent’te, Dekan Ersin Onay’ın daveti üzerine eski öğrencisi, 35 yıl boyunca onun müziğini paylaşmış dostu, piyanist ve besteci Ali Darmar ile birlikte öğrenci yetiştirmeye başlar. Ardından, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Müzik İleri Araştırmalar Merkezi kurulunca oradan çağrı alır; yüksek lisans ve doktora programlarında yirmi yıl ders verir. Bu arada konserlerini ve resitallerini de ihmal etmez. Şimdilerde genç piyanistlerin elinden tutuyor, onlara kendi birikimini aktarıyor.

Ailesine bağlılığı, çocuklarına, torunlarına ayırdığı zaman, eşi Prof. Dr. Nejat Diyarbekirli’nin rahatsızlığında ona gösterdiği “ihtimam” onun her koşulda evinde düzeni korumasının göstergesi. Kaç kuşaktır dedelerden kalma, kendi doğduğu, büyüdüğü Moda’nın ünlü Taşkonağın’a her gün piyanosunu çalışmaya gidiyor. Her gün o binadaki ablasına uğrayıp hatırını soruyor.

Ayşegül Sarıca’nın 86 yaşına karşın dinamik yaşamından alınmış kesitlerle, içindeki sevgi, disiplin ve adanmışlık kavramları, kitabın belkemiği. Bir türlü çözülemeyen bir sır vardır Sarıca’nın yaşamında: Neden onca yıldır stüdyoda veya konserlerde canlı olarak hiç kayıt yapmamıştır? Şimdi bu kitabı okuyan gidip onun kayıtlarını arasa piyasada satılan hiçbir şey bulamaz. Kitabın giriş sayfasındaki karekodunu akıllı telefonunuza okutursanız, onun yorumundan Schubert’in Gezgin Fantezi’sini Romantizmin bütün incelikleriyle dinleyebilirsiniz.

Ayşegül Hanım’ın, kendine ait yaşamı çok zor anlatmasını, onunla yaptığım nice röportajdan anımsarım. Galiba o tavrı da alçakgönülle ilgilidir. Bu zor kahramanın yaşamöyküsünü, bulduğu tanıklarla, yerli ve yabancı gazete kupürlerindeki bilgilerle böylesine zenginleştiren yazar Serhan Yediğ’i bir kez daha kutluyorum.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları