İstanbul Müzik Festivali 52 yaşında

22 Mayıs 2024 Çarşamba

Her yıl yeni festival başladığında rahmetli Nejat Eczacıbaşı’nı (1913- 1993) bir kez daha anarım. Ülkemizde onun öncülüğünde kurulmuş alanların yıllarca değerini koruduğunu, her birisinin filizlenip daha da zenginleştiğini biliriz. 1952’de modern tesisleriyle işletmeye açılan Eczacıbaşı İlaç’ın; sanat, kültür ve spor alanına ektiği tohumların günümüze dek gürleşerek çoğalması onun ileriyi görebilmesidir. Yeni bir konuda atılım yaparken her zaman o dalın uzmanlarıyla çalışmıştır. Örneğin İstanbul Müzik Festivali’nin kuruluşunda Aydın Gün ve Cevat Memduh Altar gibi müzik dünyasını çok iyi tanıyanların yanında olmuştur. 

Ölümünün ardından yazdığım yazıda, “Nejat Eczacıbaşı arkasından öyle bir ses bıraktı ki nice sanatçının, nice politikacının, nice işadamının bırakmadığı kadar gür bir ses” demişim. Sonra iki pırıl pırıl oğluna ve üçüncü çocuğu olan İstanbul Festivali’ne değinmişim. İşte her konserde yinelenen bir film karesi: Konserlerin Aya İrini’de yapıldığı dönem. Işıklar söner, sanatçılar neredeyse sahneye çıkacaktır. Ve Nejat Bey, çok hızlı olmayan adımlarla sağı solu selamlayarak salona girer, eşi Beyhan Hanım’ın yanındaki yerini alır. Konser sonrasında da arkaya geçip yorumcuları bir bir kutlardı. Genç yeteneklere ayrı bir özen gösterip onların gelecekle ilgili projelerini dinlerdi. Bu yılki festival açılışında Cem Mansur yönetiminde çalan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nı ve genç piyanist İlyun Bürkev’i de kutlarken mutlaka ona birçok soru soracak ve onu hep takip edeceğini söyleyecekti. 

Şimdi 52’ncisini kutladığımız İstanbul Müzik Festivali ilk kez 21 Haziran-15 Temmuz 1973 tarihleri arasında “İstanbul Festivali” adıyla düzenlenmiş, 1994 yılında “İstanbul Müzik Festivali” adını almıştı. Sonra da giderek bu çatı altında farklı alanlar ve bienaller oluştu. Festival ilkbaharın coşkusu, yaz mevsiminin müjdecisiydi. 

Önceden de yazmıştım, bir dostumuz ilkbahar geldiğinde şöyle derdi: “Bizim yazlığımız yok ama neyse ki festivalimiz var!” 

CEM MANSUR’A ONUR ÖDÜLÜ

Bu yılki onur ödülünün sahibi orkestra şefimiz Cem Mansur. Onun birçok özelliği vardır: Bence birincisi araştırmacılıktır. Tarih boyu olduğu kadar günümüzdeki bestecilerin de hiç dinlemediğimiz yapıtlarını onun yönetiminde dinledik. İkincisi genç besteci ve yorumcuları ortaya çıkartması, hatta son zamanlarda onlara eser ısmarlayıp konserlerinde yönetmesi. Üçüncüsü her konserinden önce çalınacak yapıtları açıklaması, o bestecinin bilinmeyen yönlerini ortaya çıkartması, çalınacak yapıtta izleyicinin nelere dikkat etmesi gereğini ortaya koymasıdır. “Ben birazdan orkestrayı yöneteceğim, öncesinde konuşup konsantrasyonumu bozamam” demez. Tam tersine sanırım o eseri anlatırken Cem de biz dinleyicileriyle ayrı bir bağ kurar. Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de onunla birlikte defalarca konser düzenledik. O sırada Akbank Oda Orkestrası’nın şefiydi. Bir konserinde Richard Strauss’un 23 yaylı çalgı için “Metamorfoz” adlı yapıtını yönetmişti. Bütün salon tanımadıkları bu yapıta hayran kalmıştı. Onun son derece alçakgönüllü ve özellikle gençlere açık olduğuna çok kez tanık oldum. Türkiye Gençlik Orkestrası’nı kurması ve yıllarca onlarla değişik ülkelerde konserler düzenlemesi, o gençleri çok motive etmişti. Halen Gedik Üniversitesi’ne bağlı Gedik Filarmoni Orkestrası’nın müzik direktörü. 

Cem, her zaman orkestrasının üyeleriyle de dinleyiciyle de dostça bir ilişki kurar. 

Ben bu satırları yazarken henüz konseri izlemedim. Henüz genç piyanist İlyun ile de tanışmadım. Ama Cem Mansur gibi gençlerin koruyucusu bir şefe “onur ödülü” verilmesini çok yerinde buluyorum ve onu kutluyorum.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hatya artık bir efsane 19 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları