Onlar cennetin sesiydi

15 Temmuz 2020 Çarşamba

Bir 27 Ocak tarihinde bütün dünyada W.A. Mozart’ın doğum günü anılıyordu. O gün Mezzo Müzik kanalında Viyana’nın St. Stephan Kilisesi’nden yapılan canlı yayın uzun yıllar aklımdan çıkmadı. Bestecinin bir missa’sının soprano partisini 10-12 yaşlarında bir oğlan çocuk seslendiriyordu. O ses ne kadar saf, ne kadar pürüzsüzdü. 16. yüzyılda bu sesin büyüsüne kapılanlar onu “cennetin sesi” olarak tanımlamışlardı. Böylece oğlan çocukların yaşam boyu bu sesi koruyabilmeleri için onları hadım etmeye (kastre) başladılar. İlk kez Vatikan’da yapılan bu uygulamada ergenliğe varmadan çocukların testisi kesiliyor, böylece o yaştaki sesleri ömür boyu aynı renkte kalıyordu. Hadım edilen çocuklar ise ölünceye kadar o melek gibi saf sesi koruyorlardı. Önce korolarda yer almışlar, sonra Barok dönemin yüksek tenor rollerinde sopranoları veya altoları canlandırmışlardı. Farinelli’nin filmini izleyenler bilir, erkekliğini duyumsayan oysa uygulayamadığı için acılar çeken, olağanüstü sesiyle herkesi büyüleyen bir kastratonun yaşamöyküsüdür. 

16. yüzyıldan 18. yüzyıl sonlarına dek özellikle İtalya’da yapılan bu canice uygulama yoluyla müzik adına kristal seslerin dünyası yaratılmıştı. Kastratoların (castrati) İtalyan opera sahnelerindeki başarısı bütün bestecilere o ses rengi için esin kaynağı olmuştu. Avrupa’nın her yerinden onca besteci mutlaka İtalya’ya gidip orada deneyim kazanıyor, operalar besteliyor ve İtalyan bestecilerin bilgeliği kadar kastrato seslerin tılsımıyla tanışıyordu. O dönemde her bir bestecinin gözdesi olan, sesinin tınısına hayranlık duyduğu özel bir kastrato varmış. Kimi opera rolleri ya da konser aryaları o sese göre bestelenirmiş. Mozart, kastrato Venanzio Rauzzini’ye bestelediği ünlü moteti Exultate Jubilate’nin akrobatik girişi ve hüzünlü Andantesi’nden sonra, Halleluiada dinleyiciyi göğün yedi kat derinliğine uçurur! Handel, soprano ve alto için bestelediği İtalyan düetlerinde zamanın en ünlü kastratosu Senesino’nun ses rengini düşünmüş, ona göre, kadife bir alto için yazmıştır. 

Kastratoların önem kazanmasının bir nedeni de 18. yüzyıl ortalarına kadar sahneye kadın çıkması, koro içine bile kadın sesi alınmasının yasak olmasındanmış. Kadın rollerinde kastratolardan yararlanılmış. Yalnız işin garibi, hadım edildikten sonra fiziksel olarak göğüs kafesi ve ciğerleri aşırı gelişen adamlar, sonuçta çok özel ve güçlü bir soprano sese sahip olsalar da devasa bir fiziksel görünüme sahip oluyorlardı: Upuzun boylu hatta gravürlerde leylek gibi bacaklı- ve bellerinden yukarısı çok geniş yapılıdır. Bugün tıp doktorları bu fizyolojisi değişik yapının nedenini çocukluktan başlayarak, sürekli kullandıkları nefes kaslarına bağlıyorlar. Böylece göğüsleri genişliyor; uzun boylu olmaları ise hormon eksikliği ve düzensizliği nedeniyle büyüme hormonlarının aşırı salgılanması olarak açıklanıyor.

Temsil sırasında ufak tefek bir tenor ile kadın rolündeki bu devasa yaratığın sevişme sahnelerinin görsel olarak ürpertici olduğu söylenir. Kastratoların ses rengi kadın sopranoya ya da kontraltoya benzese de çok daha güçlü ve daha duygusaldır. Şehvetli bir tona, incelikli ve parlak bir renge sahiptirler. 

Bu uygulama ilk kez 1565’te Roma’da St. Sistine Kilisesi’nin koro çocukları arasında yapılmış. 1574’ten sonra Münih’te de görülmeye başlanmış. 16. yüzyıl İtalyası’nda her opera evinin bir yıldız kastrato sanatçısı varmış. Tüm opera çevrelerinde aranan kastratolar son derece popüler olduklarından doğal ki çok yüksek maaş talep ederlermiş. 19. yüzyılda bu gelenek yok olmaya yüz tutmuş. Yine de Erken Romantik dönemin opera bestecilerinden Meyerbeer ve Rossini’nin kimi operasında birkaç kastrato rolü yazılmış. 

Tarih boyu en ünlü kastratolar, Senesino (1680-1750), Farinelli (1705-83), Caffarelli (1710-83) ve Velluti’dir (1780-1861). Son kastrato Moreschi 1922 yılında ölmeden önce sesini plağa kaydeder. Böylece bizlere bu geleneğin ses örneği kalmış olur. 

Artık günümüzde “cennetin sesi” yok. Ancak doğuştan, ya da çalışarak elde edilmiş kontr-tenor ve kontralto sesler kadın sesine - çocuk sesine benzeyen, soprano rengi taşıyan erkek sesleri var. Eski müziğin, yani Barok ve Klasik dönemlerin yeniden araştırılıp o tavırların ve çalgıların gündeme gelmesiyle kastrato seslerine karşılık bu kontrtenorlar değerlenmeye başladı. Handel, Vivaldi, J.S. Bach kantatlarında, Mozart’ın konser aryalarında inanılmaz bir atmosfer yaratıyorlar. Alfred Deller, Rene Jacobs, Andreas Scholl gibi sanatçılar yeniden Rönesans, Barok ve Klasik dönemlerin kastrato rengini çalışarak örnekliyorlar. 

Yüzyıllar içinde bin bir eziyet çekmiş nice kastratonun bugün adı ve izi kalmamış olsa da onlar insan bedeninin şarkı söyleme ustalıklarına hizmet etmiş isimsiz kahramanlar olarak tarihe geçmişler.


Yazarın Son Yazıları

Sanat çağını yansıtır 5 Ağustos 2020
Kusura bakma Beethoven 29 Temmuz 2020
Shakespeare şarkıları 22 Temmuz 2020
Onlar cennetin sesiydi 15 Temmuz 2020
Davuldan Kahveye Kadar 27 Mayıs 2020
Helikopterler ve müzik 20 Mayıs 2020
Sessizlik ve müzik 13 Mayıs 2020
Acılar ve müzik 6 Mayıs 2020