Feyzi Açıkalın

COVID-19 sonrası uzgörülerine ne denli yakınız?

10 Nisan 2020 Cuma

COVID-19 salgını sonrasında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı dillere pelesenk edildi. İşin ilginci bu söylemin, en demokratından totaliterine kadar geniş bir yelpazedeki siyasi lider tarafından dillendiriliyor olmasıydı. 

Temel olarak iki görüş vardı: İyimser olanında salgın, toplumu yeniden yapılandırıp daha iyi bir gelecek inşa etmede, kuşak boyunca ancak bir kez elde edilebilecek bir fırsat olarak görülmekteydi.

Diğeri ise çok daha gerçekçiydi: Özellikle kırılgan ekonomileri olan ve totaliter liderlerce yönetilen ülkelerde, varolan eşitsizliğin daha da güçleneceği öngörülüyordu.

Gelecek hakkında görüş bildiren fütüristler daha detaylı ve gelişmiş bir teknolojinin kullanıma gireceğinde hemfikirlerdi. Salgın yönetimi pratikleri uzmanlığa olan saygıyı artırmıştı. Hükümet etme yani yönetmenin ne denli ciddi bir iş olduğu anlaşılmıştı.

Kamu sağlığının önem kazanacağı, bilime inancın tekrar yükselişe geçeceği, tüketim toplumu alışkanlıklarının zayıflayacağı, teletıp uygulamalarının başlayacağı, pandeminin devleti güçlendirip, ulusalcılığı pekiştireceği yazılıp çizilmekteydi.

Herkes bu kaostan bir şeyler kaybederek çıkacak; daha fakir, acımasız ve daha da küçülmüş bir dünyaya doğru gidilecekti. En ilginci, pratiği yapılamayan dinlerin düşünce bazında gelişeceğinin söylenmesiydi. Salgına çözüm sağlayamadığı görülen bir dinin özü tehlikeye girecekti.

Sözü edilen bu fütüristler uzgörülerine ülkemizi de dahil ederek çıkarımda bulunsalardı; mesela salgının yoğunlaştığı bir zaman diliminde merdiven altı tıbbi malzeme üretimine hız verildiğini bilselerdi… Polis baskınlarının kumarhaneye çevrilmiş tamirhanelere, gizli traş yapan berberlere yoğunlaştığını öğrenselerdi…

Dijital alt yapısının güçleneceğini öngörürlerken, insan alt yapısı eksikliğinin nasıl giderileceğini de önerselerdi. Pratiğinin yapılamadığı din eksikliğinin akşam selaları ile giderildiğini, Ortodoks kilise ilahisinden esinlenen Itri’inin, sagah makamındaki bestesi olan teşrik tekbiriyle, ölümün soğuk yüzünün halkın ensesinden hiç eksik edilmediğini bilselerdi…

COVID-19’dan ölümleri, trafik kazalarındaki kayıplarla karşılaştırıp önemsizleştirmeye çalışan ülke siyasetçilerinin varlığını duymamış; her hangi bir nedenle yanaşılmış bankoda, bir arkadakinin nefesini ensesinde hissetmenin ne demek olduğunu; girilmiş sıralarda kaynak yapmaktan zevk alan insanların verdiği oylarla siyasi iktidarların oluştuğunu bilmiyor olmalıydılar.

Fütüristler “birey değerlenecek, daha fazla özgürlük talep edilecek” diyorlar. Bunun ülkemizde teröristlikle eşdeğer kılınacağını kimse onlara söylememiş olmalı. Siyasi otoritenin, yaladığını yutarak Batı’dan borç istemeye hazırlandığı bir sırada, iktidar medyasının o ülkelere ilişkin felaket haberlerini ağzından sular akarak vermesini hoş görürler miydi ki?

Siyasi otoritenin felaketi siyasi başarıya dönüştürme adına muhaliflerinden gelen her türlü işbirliğini, dayanışmayı reddettiğini; halkın büyük kısmının salgına ilişkin açıklanan veriler ve resmî istatistiklere güvenmemesine rağmen o kutsal bekayı koruma adına gidip yine olur vereceklerini tahmin bile edemezler.

Sonuçta, bağlı bulunduğu galaksinin değerlerine, varlık nedenini koruma adına entegre olmayı reddedip ama aynı ölçüde bağımlı olan ve bunu sürdürebilmek için yurttaşlarını baskı altında tutmayı planlayan bir ülkeye ait fütüristler ne denli çıkarımda bulunabilirler ki?

“Salgın sonrası hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” öngörüsü bu talihsiz ülke için ne kadar gerçekçi olabilir? Sorarım sizlere…


Yazarın Son Yazıları

AKP’den önce… 26 Haziran 2020
Babayı hatırlarken 21 Haziran 2020