Hikmet Çetinkaya

An ve Anı!..

31 Ocak 2015 Cumartesi

Sessizliğin sesiyle bir yolculuğa çıkmış gibiyim...
Sanki kış değil bir bahar havası...
Gök masmavi...
Belleğin iz ağacından kopan kuru yapraklar, yılların biriktirdiği acılar, gözyaşları... Yitirdiğimiz dostlar, arkadaşlar...
O eski kitap sayfaları... Sararmış, siyah beyaz fotoğraflar...
Anılarımız, geleceğimizi yönlendiren bir öğretmen neden olmasın!
Yıllar önce bir yazıda “Türkiye yobazların kuşatması altında” diye yazmışım...
Isparta’da yaşanan bir facia...
Musalla taşında iki tabut var...
İmam efendi, cenaze namazı kılınmadan önce tabutların önündeki fotoğrafları “günah” diye kaldırıyor.
Erzincan Tercan Lisesi’nde zorunlu din derslerine giren müftü Abdullah Bora, Alevi öğrencilere gözdağı veriyor:
“Bir kısım Aleviler namaz kılmıyor, oruç tutmuyor... Onlar satanist, gâvur, kâfir!”
Kareli defterimdeki notların arasından seçiyorum yaşanan olayları...
Neredeyse 10 yıl geçmiş yazdıklarım üzerinden.
Bunları niye yazıyorum biliyor musunuz?
Şu bizim bilim insanı kılıklı kimi ibrikçilerin, havuz medyasının güllerinin, AKP iktidarını SYRİZA’ya benzetmesinden ötürü...

***

Hayatın nasıl hızlı aktığını dün yazmıştım...
Hiçbir şeyin farkında olmayan bir toplum yaratıldı yeni baştan...
Korkutulmuş!
Sindirilmiş!
Suskun!
Malatya Zirve Yayınevi Katliamı...
Üç kişinin işkence edilerek öldürülmesi...
Malatya katliamı davasında ilginç telefon trafiğinin nerelere kadar uzandığı tutanaklarda açık seçik görülüyordu...
Katliamdan altı ay önce katillerin, İkinci Ordu Komutanlığı lojmanlarında oturan bir kişi ve Özel Harekât Dairesi Başkanlığı’ndan kimi kişilerle görüşmeleri nedense pek dillendirilmedi!
Kanlı olayı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’a yıkarak geçiştirmek istediler.
Oysa Tolon’un bu cinayetle uzaktan yakından bir ilişkisi olmadığı, yargı sürecinde anlaşıldı.
Amaç neydi peki?
Ergenekon’dan tutuklu Tolon Paşa’yı itibarsızlaştırmak...
O katiller şimdi dışarıda...
O süreçte şöyle yazmışım:
“Göreceksiniz bu katiller birkaç yıl hapis yatıp sonra çıkacaklar...”
Ne oldu?
Hepsi dışarıda...
Acılı ve sancılı süreçler hep böyledir...
Kimilerinin gerçekleri gördüklerinde hızla geriye dönüş yaptıkları gibi...
Öyle yaptılar:
“Biz aldatıldık!”

***

Toplum olarak, demokratik ve anayasal haklarımızı kullandık mı, kullanmadık mı?
Terörün nereden gelirse gelsin, bir insanlık suçu olduğunu söyleyerek dik bir duruş sergiledik mi?
Bildiğiniz adların bazılarını sıralayayım isterseniz...
Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Musa Anter, Vedat Aydın, Mehmet Sincar, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu için ne yaptık?
Niçin unuttuk Madımak’ı, Gazi’yi, Başbağlar’ı...
Hiçbirini din, dil, ırk, inanç, mezhep farkı gözetmeksizin lanetlemedik!
Milli Eğitim’de Alevi çocuklara “dinsiz” diyen, laik demokratik Cumhuriyetin temelini yıkmaya çalışanlar hep korunup kollandı...
Türk Silahlı Kuvvetleri halkın gözünden düşürülmeye çalışıldı...
Bunları yazdığımız zaman siz yaftaladınız:
“Darbeci!”

***

Zaman tünelinden geçerken, tarihin ve benim kareli defterimin sayfalarını karıştırırken yılların hızla geçip gittiğini görüyorum...
Zor oluyor, yaşanan saatle yaşanmış olanların sarmalına dolanıp gitmek, zor oluyor...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018