Maya İçin

24 Temmuz 2012 Salı
\n

Maya; kehribar gözlüm, kadife kulaklım, ipek tüylüm. Dün sabah eve gelmedin. Öğle ve akşam da görünmeyince bir uğursuzluk sezdim, hiç böyle yapmazdın. İçime bir acı düştü. Akşamüzeri evin çevresindeki bütün sokakları dolaştım, adını çağırarak. Çalı diplerine, bahçe kuytularına, yol kıyılarına baktım. Yoktun. Bakkala, karşı komşuya sordum. Görmemişlerdi seni.

\n

Arada bir bahçeden sokağa kaçtığın, geciktiğin olurdu. Fazla uzağa gitmediğini bilir yine de merak ederdim nerelerde dolaştığını. Dile gelip anlatabilmeni ister, kulağına bir kamera takmayı düşlerdim ama tasmaya bile elvermiyordu gönlüm. Sen yalnızca kendine ait, istediğin gibi özgürdün.

\n

On üç yıl önce gelmiştin yazlığa ilk kez. On gün sonra kaybolmuş, dört gün görünmemiştin. O zamanlar küçük, acemi, yörenin yabancısıydın. Ama bulmuştun sonunda evin yolunu. Bu kez de dönecektin. Bunca yıl sonra yolumuzu, dibimizdeki Zeytinli Köprüsünü, Bakkal Cevdetin önünü, denize giden sokağı ezbere biliyordun artık, kaybolmazdın.

\n

Gücenmiş de daha sevecen bir sahip aramak için de terk etmiş olamazdın beni. Sen evimin nazlısıydın. İlk gördüğüm an vurulmuştum sana, hiç bıktırmadın kendinden. Yasakların yoktu, gururluydun, azarlanmamak için evin kurallarına özen gösteriyordun. Hiçbir zaman mutfak tezgâhına çıkmadın, bir şey çalmadın. Kırıp dökmedin. Sessiz dünyanda masum, soylu ve muhteşemdin. Arada bir yazar kedisi olmanın yalnızlığından sıkılsan da çok sabırlıydın. Saygılıydık birbirimizin doğasına, bağlılığımızın sırrı buydu.

\n

***

\n

Maya, balkızım, karnı beyazım! Dün gece uyuyamadım, kulağım kirişte seni bekledim. Kaygılıydım. Geldiğin yanılsaması ile üç kez alt kata, balkona koştum, bahçeye, sokağın başına yürüyüp bakındım. Bir annenin bebeğinin mızığını duyması gibi hep açıktı kulağım kalın, biraz boğuk sesine. Bahçeye giren kedilerle dalaştığında da yardıma koşardım hemen. Sokağın başında durup dinledim, sesin de kayıptı.

\n

Seni beklerken geçirdiğimiz on dört mutlu yılı düşündüm. Binlerce anı geçti gözümün önünden. Oda kapılarını kibarca çalışını ve açtığımda ettiğin teşekkür mav!larını, ağzından aldığım kuş için bana küsüşünü hatırladım. Yaptığımız uzun yolculukları. Oyunlarımızı. Bana nasıl güvendiğini. Müziği, şarkı söylememi ve objektifleri sevişini. Çoşup, ellerimi yalancıktan ısırmanı. Beni istediğin yere sevk etmeni. Çiçekleri koklayışını.

\n

Seni bir yol kıyısında o güzelim kürkün kana bulanmış, kahve buruncuğun solmuş ve güçlü patilerin tozlara karışmış bulmaktan ödüm kopuyordu.

\n

***

\n

Bu sabah -18 Temmuz- da gelmedin. Anladım başına bir şeylerin geldiğini. Duramadım artık. Gidip belediye zabıtasına sordum. Evet, birisi evden üç yüz metre uzakta, yol üstünde ezilmiş bir kedi gördüğünü, kayısı ağacının altına çektiğini bildirmiş, bir görevli de gidip almıştı onu. O görevliye soruldu: Nasıl bir kediydi? Sarılı beyazlı, uzun tüylü, iri...

\n

Maya, sarmanım, tilki kuyruklum, sendin anladım! Yıkıldım, eksildim.

\n

Bu ayrılık çok ani oldu, böyle gidişin, bıraktığın boşluk dayanılmaz. Kederim dinmiyor.

\n

***

\n

Mülksüzdün. Senden kalanlar; mama - su - kum kabın. Bir de o hiç sevmediğin yolculuk kutusu, hepsi çok acı veriyor...

\n

Elveda uğurum, tatlı dostum, benim son kedi bebeğim.

\n\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Veda 8 Ocak 2013
Burhan Günel 1 Ocak 2013
Edebiyatın Sağı Solu 25 Aralık 2012
İncelikli Bir Oyun 18 Aralık 2012
Vejdi Raşidov 11 Aralık 2012