Aynalar bile bizim ikiyüzlülüğümüzden bıktı!

28 Mart 2021 Pazar

Yıllar önce asistanım sancılı bir boşanma süreci geçiriyordu. Benden bir şey rica etti. Eşi, tek çocuklarının kendinden olmadığından kuşkulanıyor ve DNA testi istiyordu. Ancak bu iş için müracaat edenler o kadar çoktu ki Adli Tabip’ten bir türlü gün alamıyordu. Araya benim girmemi istedi. Kabul ettim ama başaramadım. Müracaat sayısı o kadar çoktu ki yapacak bir şey yoktu. 

Ben de şaşırmıştım o günden beri de çocuklarının kendinden olmadığından şüphe edenlerin çokluğu karşısında Türk kutsal ailesinin nasıl kutsal olduğunu deşmeye başladım. Mesleğin icabı, Türkiye’nin hemen her yerine gittiğim ve her meslekten, her sınıftan insanla ilişki kurmaya çalıştığım için, bu kutsal ailenin hiç de kutsal olmadığına bizzat tanık oldum. Ağabeylerinden, babalarından, amcalarından gebe kalmış küçücük kızların, ailecek nasıl hemen kürtaj yaptırılıp bu meselenin üstünün örtüldüğünü duydum, tanık oldum.

İlk cinsel ilişkisini babasıyla yaşayan bir başka kolej mezunu kızın, kendini nasıl alkolle uyuşturmaya çalıştığını gördüm. Anne baba hâlâ bir aradaydı. Paraları olduğu için kıza bir ev verilmişti ve içki parası ödeniyordu. 

Semiha Berksoy’un bir resmi.

Annelerin kızlarına, “Ağabeyin evlenene kadar bu işe razı ol. Çünkü o erkek, ihtiyaçları var” diyerek kızlarını ensest bir ilişkiye nasıl razı etmeye çalıştıklarını biliyorum. Gecekondularda küçücük bir odada kız kardeşlerle erkek kardeşlerin bir arada yattığını ve her türlü cinsel uyanışın o küçücük odalarda gerçekleştiğine de tanığım. Annelerin 12 yaşındaki erkek çocuğunu yataklarına aldıklarını, banyo yaptırdıklarını biliyorum. Üstelik bu tuhaf durum çok yaygın. Hepiniz duymuşsunuzdur, kızıyla ilişkiye giren bir baba, nasılsa yakalanmış, hâkim karşısında şöyle dedi: “Ne yani hâkim bey, bahçemin en iyi meyvesini başkasına mı bırakacaktım?” Bir tabu olan Türk kutsal ailesini ve ilişkilerini araştırma konusu yapan bir gruptan genç bir kadın psikoloğun da “Bu kadar acıya dayanamıyorum” diyerek intihar ettiğini de biliyorum. 

Türküm, doğruyum, çalışkanım gibi Türk kutsal ailesi de mercek altına alınmak zorunda. Çünkü ne çok doğruyuz ne çok çalışkan ne de çok erdemli. Bir ülkede din işleriyle nasıl ilgilendikleri belli olmayan ve bizim vergilerimizle üç bakanlığın parasından daha fazla para harcayan Diyanet gibi bir kurumun web sitesinde, “Babalarının kızlarına karşı duydukları şehvet normaldir” diye fetvalar varsa, o ülkede ensest tahmin edemediğimiz kadar yoğundur. Neden bu olumsuzluğu belirtmek tepki çekiyor! Belki de aynaya bakmak Türk insanına uygun bir şey değil. Çünkü aynanın içinde burada yazılmayacak, insanın kanını donduran hikâyeler var.

Kimseler “Bu, dünyanın her yerinde var” demesin, var ama bunu yapanların yanına kâr kalmıyor. Mağdurlar, korkmadan başlarına geleni ehil psikologlara anlatıyorlar ve eylemi gerçekleştirenin cezası çok ağır. Ayrıca peşleri bırakılmıyor; ensest suçundan cezaevinde yatmış, cezasını tamamlayıp çıkmış kişiler, resmi kurumlarca takip ediliyorlar. Ev tuttukları mahallede, mahalle halkı onlara karşı uyarılıyor. Yani bir çeşit damgalanıyorlar. Bizde durum tamamen farklı, adamın kızıyla ensest ilişki yaşadığını tüm mahalle biliyor ama adam elini kolunu sallayarak mahalle kahvesine geliyor ve çoğu da cuma namazını kaçırmayan sakinlerle okey oynuyor.

Şimdi diyebilirsiniz ki bazı ahlaksız insanlar bunları yapıyor, bunu bütün bir topluma mal etmemek gerekir. İşte orada biraz duralım. Bunları konuşmadıkça en çok çocukların ruhları örseleniyor. Bir kentimiz var, adını kimse vermek istemiyor; orada ensest adeta doğal bir olay kabul edilmiş. Ne var ki ama aynı zamanda o kentimiz kadın intiharlarında başı çekiyor. Üstelik intihar etmiş kızların neden zehir kullandıkları ayrı bir soru.

Demem odur ki bir sorunu yok saymak, o sorunu ortadan kaldırmıyor. Şimdi sırada ensest olmalı. Ensest suçunun doğru dürüst tanımlanması ve katı cezaların gelmesi için mücadele etmek gerek. Bunun için tüm anne babalar eyleme geçmeli. Çocuk sevmek Instagram’a her dakika çocuğunuzun resmini koymakla olmuyor.

Sadece çocuklar mı? İnsanın kanını donduran bir olay daha iki gün önce yaşandı. Kocaeli’nde kendine “Delikanlı!” diyen bir vatandaş, işitme engelli bir başka vatandaşı öldüresiye dövdü ve bunu sosyal medyada paylaştı. Dövmesinin nedeni, işitme engelli vatandaşın gay olmasıymış. Bir yerlerde trans bir kadın intihar etti. Kutsal Türk ailesi çocuklarını reddetmişlerdi ama daha cenaze kalkmadan, koşarak tapuya gittiler reddettikleri trans çocuklarının mallarını paylaşmak için.

Bilelim ve aynaya bakalım; hiçbir şey kutsal değildir. Korkmayın aynaya bakın. Çünkü aynalar uzun zamandır içinde yaşadığımızı sandığımız sözümona kutsal her şeyin artık gerçeğini gösteriyor. Çünkü aynalar bile insan-oğlunun iki yüzlülüğünden bıktı.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları