Uygulamalarından ve açıklamalarından hareketle AKP-MHP koalisyonunu “ABD iyi ama İsrail kötü” koalisyonu diye de niteleyebiliriz.
AKP’yle başlarsak...
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AKP Milletvekili Milletvekili Fuat Oktay, Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nde (STRATCOM) yaptığı konuşmada, “Bu ABD savaşı değil, İsrail savaşıdır ve tüm dünya, Amerikan vatandaşları da dahil, bunun bedelini ödüyor” dedi.
Eski cumhurbaşkanı yardımcısı da olan Fuat Oktay, konuşmasının devamında şöyle dedi: “Türkiye olarak temel pozisyonumuz çok nettir: Bu savaş adil değildir, İsrail’in savaşıdır ve Körfez’e yayılmamalıdır. Bu savaşı durdurmak ve ateşkes sağlamak için elimizden geleni yapacağız.”
AKP’nin bu tutumu, hükümet olarak imzaladıkları Riyad bildirisine de yansıdı zaten.
ABD’Yİ DEĞİL, İSRAİL’İ SUÇLAMAK
AKP’nin koalisyon ortağına gelirsek...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçen haftaki TBMM grup toplantısında savaşı yorumlarken şöyle dedi: “İsrail’in ABD yönetimine nüfuz etmesi, istikamet çizmesi büyük tehlikedir.”
Bahçeli de esas olarak Fuat Oktay gibi bu savaşı ABD’nin değil, İsrail’in savaşı olarak görüyor. İsrail’in ABD yönetimini yönlendirerek bu savaşa soktuğunu ifade ediyor.
Kısacası AKP de MHP de ABD’yi değil, İsrail’i suçluyor.
ABD İÇİN İSRAİL’İN KULLANIM DEĞERİ
Oktay ve Bahçeli’nin tezinin doğru olmadığı ortada. İran’a saldırının asıl sahibi ABD’dir. ABD içinde buna itiraz edenlerin olması gerçeği değiştirmez. ABD’nin Afganistan, Irak ve Suriye saldırılarına da itiraz edenler, istifa eden yöneticiler vardı ama o savaşlar, sonuçları itibarıyla görüldü ki ABD’nin savaşıydı.
İsrail-ABD ilişkisi, Türkiye’de ve bölgemizde özellikle ters yorumlanmaktadır. Çünkü bölge hükümetleri, ABD’yle ilişkilerini bu yöntemle “aklamaya” çalışmaktadır. ABD’ye itiraz edemedikleri için İsrail’i suçlarlar hep.
İsrail ve Yahudi lobisi elbette Washington’da etkilidir ama bunu ABD’yi kontrol eden bir ilişki olarak tarif etmek doğru değildir, tersi doğrudur. ABD için İsrail, Ortadoğu stratejisini uygulamada kullandığı bir ileri karakoldur. Öyle olduğu için de İsrail’i her şartta korumaya çalışır, öyle olduğu için de karakolun sınırlarının genişlemesini destekler.
ABD OLMASA İSRAİL FİLİSTİN’İ İŞGAL EDEMEZDİ
ABD’nin İran dahil bölge politikalarının İsrail’e de yaraması, bu politikaların asıl sahibinin İsrail olduğu anlamına gelmez. 35 yıldır süren tüm bu saldırılarının temel amacı son tahlilde dünya egemenliğidir. Peki 9 milyonluk İsrail mi dünya egemenliği yürütebilecek ki bu politikaların asıl sahibi o olsun?
ABD’nin askeri, siyasi ve ekonomik sponsorluğu olmasa, İsrail varlığını bile sürdüremezdi. ABD’nin desteği olmasa, İsrail’in değil İran’a saldırması, Gazze’yi bile işgal etmesi mümkün olmazdı. Gerçek budur. Ama bu gerçek ABD’yle işbirliği yapan iktidarlara sıkıntı yaratmaktadır. Çünkü bölge halkları Gazze’deki soykırıma karşıdır ama bölge iktidarları soykırımın sponsoruna ses edemeyecekleri için sadece İsrail’i kınarlar. Sonuç? ABD’yle işbirliği yürüttükleri için İsrail’in soykırımını engelleyemediler!
ABD’NİN BÖLGEDEN ATILABİLMESİ
Bu “ABD’ye ses edemeyip İsrail’e kızma” ve “ABD’nin suçlarını İsrail’e yazma”, bir bölge politikasıdır. Ne yazık ki Suud hanedanından Körfez’deki emirliklere ve Ankara’ya kadar böyledir bu...
Böyle olduğu için de ne Filistin devletinin tanınmasını sağlayabildiler ne de İsrail’in genişlemesini önleyebildiler. Böyle olduğu için de ABD’nin ne Irak ve Afganistan’a ne de Libya ve Suriye’ye saldırılarını önleyebildiler. Tersine bu saldırılardan yararlanmaya çalıştılar.
İran’ın emperyalist ABD karşısındaki bugünkü direnişi, bu kısır döngüyü de kırabilme potansiyeli taşımaktadır. ABD bölgeden çıkarılmadan, hiçbir bölge halkına gerçekten özgürlük yoktur çünkü.