Mehmet Ali Güller

Moskova, Doğu Akdeniz’de altın anahtar

16 Temmuz 2020 Perşembe

Türkiye ile Mısır, Libya’da gittikçe daha da gergin bir saflaşmanın aktörleri haline geliyorlar. Bu gerginliği giderecek bir hamle, ne Ankara’dan ne de Kahire’den geliyor...

Ankara, Libya’nın batısına hâkim Sarraj liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni; Kahire ise Libya’nın doğrusuna hâkim Temsilciler Meclisi’ni ve meclisin destek verdiği Libya Ulusal Ordusu’nu/Hafter’i destekliyor.

Sirte-Cufra hattı ise hem bu doğu-batı bölünmesinin sınırı hem de Türkiye ile Mısır’ı askeri olarak karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyan kırmızıçizgi haline gelmiş durumda... Öyle ki Berlin Konferansı’nın ev sahibi Almanya, Sirte-Cufra hattının “askerden arındırılmış bölge” haline getirilmesini savunmaktadır. Bunun, Libya’nın fiilen bölünmesinin kabulü anlamına geleceği açık...

Sirte-Cufra hattında silah patlama tehlikesi

Ankara ve Trablus, Hafter kuvvetlerinin Sirte-Cufra’dan çıkmasını ve bu hatta Sarraj kuvvetlerinin hâkim olmasını istiyor; Kahire ve Tobruk ise Sirte-Cufra hattını kırmızıçizgi ilan etmiş durumda...

Asıl vahimi ve gerginliği daha da artıran gelişme ise Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nin “Mısır Silahlı Kuvvetleri’ni Libya’ya müdahale etmeye” çağırması oldu!

Kısacası Sirte-Cufra hattı konusunda silahların patlayabileceği bir sürece girilmiş durumda ne yazık ki...

Bu ise Suriye’de, Libya’da, bölgede vekiller aracılığıyla süren çok taraflı savaşın devletler katına çıkması anlamına gelir ki domino etkisiyle yeni cepheler doğurma riski de taşımaktadır...

ABD, Erdoğan’ın mektubunu anahtar görüyor

Ankara, Libya’da karşısında kalabalık bir ülkeler grubu bulunması nedeniyle Washington’u yanına çekmeye çalışıyor. Bunun için de Moskova’nın Libya’daki varlığının ABD/NATO çıkarlarına tehdit oluşturduğunu savunuyor.

Bir süredir AKP sözcülerinin Rusya’yla ilişkileri stratejik değil, taktik seviyede yürüttüklerini ilan etmeleri de NATO toplantısında resmi olarak “Libya’da Rusya’nın güç kazanmasının NATO için tehlike oluşturduğunu” savunması da ABD’yi yanına çekebilmek için...

Erdoğan’ın 29 Nisan’da Trump’a mektup yazarak Libya’da (ve hatta Suriye’de) ABD’yle işbirliği yapmak istediğini ilan etmesiyle başlayan süreç ilerliyor. Zira Washington, Erdoğan’ın bu çağrısını, Türkiye-Rusya ilişkilerini bozmak için kullanılacak bir anahtar olarak görüyor.

Dahası ABD, Libya’da Türkiye ile ortak çalışmayı, Suriye’de de ortak çalışmaya yeniden başlayabilmenin basamağı olarak değerlendiriyor.

Stratejik üçgen ve dörtgen

Bu girişimin, merkezinde Doğu Akdeniz’in olduğu ve Suriye’den Libya’ya uzanan geniş bir hat üzerinde Türkiye’ye ciddi sonuçlar doğuracağı ortada.

Zira Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli kitabımızda incelediğimiz gibi İskenderun Körfezi, Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı’ndan oluşan stratejik üçgen ve Karadeniz, Hazar Denizi, Aden Körfezi ve Umman Denizi’nden oluşan stratejik dörtgen, Batı Asya’da yüzyıllık çarpışmanın coğrafyasıdır.

Bu coğrafyayı tehdit eden kuvvet, ABD emperyalizmidir. Türkiye’nin Libya’da Rusya’yı dengelemek adına ABD’yle “ortak çalışması”, sonucu vahim bir süreci tetikleyecektir.

Oysa daha önce de bu köşede yazdığımız gibi tersi mümkündür: Nasıl ki Türkiye, Suriye’de Rusya’yla normalleşerek İran’ı da kapsayan üçlü ittifak geliştirebildiyse, Libya’da da Rusya’yla işbirliği yaparak Mısır’ı da kapsayan yeni bir üçlü ittifak kurabilir. Kurmalıdır, Türkiye bunu zorlamalıdır.

Türkiye-Mısır çatışmasını ABD kazanır!

Kuşkusuz Türkiye ile Mısır’ın askeri olarak Libya’da karşı karşıya gelmesi durumunda Mısır’ın kazanma şansı sıfırdır; ancak Türkiye de son tahlilde kazanamaz. Kazanan ABD ve İsrail olur! Bir kere Türkiye ile Mısır’ın Libya’da askeri olarak karşı karşıya gelmesi, Mısır’ı Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail, ABD, AB blokundan koparmanın da imkânsız hale gelmesi demek olacaktır.

Oysa Ankara şunu görmeli: Salt askeri kapasiteyle Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin haklarını azami savunabilmek mümkün değil. Türkiye, Doğu Akdeniz’de Suriye ve Mısır’la işbirliği yapabildiği oranda kazanım elde edecektir. Şam ve Kahire ile işbirliğine gidecek yoldaki altın anahtar ise Moskova’dır.

O nedenle Ankara’nın Libya’da ABD ve NATO desteği alabilmek için Rusya karşıtlığına konumlanması, stratejik hatadır; hızla dönülmelidir. Ankara’nın, Rusya’nın Doğu Akdeniz’e inme siyasetine karşı çıkması dünde kalmıştır; zira Rusya artık Doğu Akdeniz’dedir, Suriye ile tatbikat yapmaktadır. Bundan sonra mesele ABD’ye karşı Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki varlığından yararlanabilmek ve ABD’nin Karadeniz’e çıkmasını Rusya ile birlikte Doğu Akdeniz’de kesebilmektir.


Yazarın Son Yazıları

İpotekli dış politika 24 Eylül 2020
Deniz gücü 12 Eylül 2020
31 Ağustos stratejisi 29 Ağustos 2020