Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, 2007 yılından bu yana Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü’nü verir. Cumhuriyet ilkelerini ve devrimlerini savunan, çağdaş evrensel değerleri yücelten isimlerdir bunlar. Fazıl Say’dan Genco Erkal, Müjdat Gezen’e, Emre Kongar’dan Ataol Behramoğlu’na, Ionna Kuçuradi’den Ayşe Kulin, Nazan Moroğlu’na uzanan, çok değerli insanlar.
2026 Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü Zülfü Livaneli’ye, laiklik ilkesinin (10 Nisan 1928) kabulünün yıldönümünde yani yarın verilecek.
BENİM İÇİN
Benim için Zülfü Livaneli, ne yaparsa belli bir niteliğin üzerinde yapan sadece kendiyle yarışan çok yönlü bir aydın, bir düşünce ve eylem insanı. (Bkz: O Büyülü İnsanlar kitabım.)
Benim için yalnızca bir dost değil. Bu ülkenin sesidir. Bir türküde, bir bestede, bir romanda, bir meydanda yankılanan ses... Müzisyendir ama yalnız ezgiler değil, hafızamızdır bestelediği. Yazardır ama yalnız hikâye değil, tanıklığımızdır anlattığı.
Düşünce insanıdır ama yalnız fikir değil, cesarettir savunduğu. Eylemcidir, ölüm oruçlarını bitirmek, grevlerde ezilenin, umut nöbetlerinde nefer olmaktan öte kitlelerin ve bireylerin yüreğine dokunmaktır asıl eylemi.
Cumhuriyeti savunur çünkü bilir: Cumhuriyet yalnız bir rejim değil, bir insanlık onurudur. Laikliği savunur çünkü bilir: Laiklik yalnız bir ilke değil, özgür nefes almanın adıdır. Devrimleri savunur çünkü bilir: Devrim yalnız geçmişin mirası değil, geleceğin teminatıdır.
O yüzden ona verilen 2026 Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü, bir ödül değil. Bir teşekkürdür. Bir hatırlatmadır. Bir vicdan kaydıdır.
RÖNESANS İNSANI
Zülfü Livaneli, bu toprakların nadir yetiştirdiği “Rönesans insanıdır”. Sanatın, düşüncenin, mücadelenin iç içe geçtiği bir bütün. Bu tanımlama benim değil. Prof. Dr. Onur Bilge Kula’nın. Onun felsefe, oryantalizm, edebiyat üzerine araştırmalarını seven bir okur olarak “Bir Rönesans İnsanı: Livaneli” adlı kitabı (İnkılap Yayınevi) on gündür elimden düşmedi.
Livaneli kitaplarını, sözlerini ve kişiliğini, Hegel, Thomas Mann, Adorno ve daha nice düşünür aracılığıyla inceliyor. Onun toplumsal, kültürel ilerleme ve uygarlaşma savaşını, müzik, yazın alanındaki eserlerinde insancıl tutumunu irdeliyor. Geçmişle gelecek, gelenekle yenilik arasında evrensel olanla yerel olan arasında kurduğu köprüleri etik ve estetik açıdan ele alıyor. Muhteşem bir araştırma. Teşekkürler O.B. Kula.
MEYVE VEREN AĞAÇ
Şimdi bu minicik köşe yazısına bile çok öfkelenecekler var. Bilmez değilim. En aklı başında kimi arkadaşlarım bile “Evet ama 1994’te adaylığını koymasaydı oyları bölmez, Erdoğan da belediye başkanı seçilmezdi” diye başlayıp günümüzün rezilliklerini/ gerçeklerini sıralamıyorlar mı, çıldırabilirim! Her seferinde Uğur Mumcu’nun “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma” dehşetini yaşıyorum.
Hem Zülfü Livaneli’nin kendisi hem sayısız araştırmacı, o baskı altında zoraki kabullenilmiş adaylığın, SHP’nin yerlerde sürünen oylarını yükseltmek için kabul ettiğini açıkladı. Yükseltti de. Uğradığı saldırılar, manipülasyonlar, kimi medya ve aydınların ihaneti hepsi yazıldı. Oyların nasıl çalındığı da... Daha sonra Baykal’ın dokunulmazlığı nasıl savunup Erdoğan’a başbakanlığı sunduğu, tüm partilerin tavırları... Ama okuyan kim!
94 seçiminde en önemli konu üç sosyal demokrat partinin girmesi Zülfü’nün yüzde 20 küsur oyunu, DSP’nin yüzde 12, CHP’nin yüzde 1 bölmesiydi. Bölünme olmasaydı Refah kaybetmişti.
Zaten bir şey diyeyim mi, bizde “Meyve veren ağaç taşlanır” lafı çok geçerlidir. Artık savunma yapmayıp, gülüp geçiyorum.
Zülfü Livaneli iyi ki var. İyi ki çalışmaya, üretmeye devam ediyor Teşekkürler Zülfü Livaneli. Teşekkürler ÇYDD.