Sevgili Lucescu’yu kaybettik. Çok üzgünüm. Ama böylesine değer görerek, böylesine sevilerek aramızdan ayrılması hep tek tesellim olacak. Kendisiyle birkaç kez yüz yüze görüşmelerim olmuştu profesyonelce. Eşiyle beraber bir Türk lokantasında yemek yemişliğimiz ve uzun uzun sohbet edişimiz de. Beşiktaş’tan ayrılırken son röportajını bana vermesi ise büyük onurdu benim için.
OYUNA HÂKİM OLMAK
Beşiktaş’a oynattığı oyunu önceleri pek anlayamamıştım. Hatta biraz sıkıcı bile bulmuştum. “En iyi müdafaa hücumdur” ekolünden gelen ve Beşiktaş’ı hep rakip alanda gol ararken izlemiş biri olarak normaldi bu. Ama sonra adeta bir aydınlanma yaşadım. Hücum futbolunun karşılığı savunma değildi bir kere. Oyunu çift yönlü oynayabilmek, oyuna hâkim olarak hızı kontrol edebilmek gibi çok farklı detayların da önemi vardı günümüz futbolunda. Beşiktaş’ta ince ince bu yapıyı oluşturdu Lucescu. Ve 100. yılın Beşiktaş’ını adım adım önce yenilmeyen sonra rahat galip gelen bir takıma dönüştürdü. Tüm İstanbul derbilerini kazanmıştı mesela. Hem de gol yemeden. Bir de gayri nizami golle Diyarbakır’a 1-0 yenilmese Beşiktaş ikinci kez yenilgisiz şampiyon olacaktı. Lucescu Galatasaray’da da çok başarılıydı. Fakat anlaşılmaz bir şekilde gönderildi. Bu da en çok Beşiktaş’a yaradı. Aslında Türkiye takımlarıyla macerası Fenerbahçe’nin bir hazırlık maçında futbolcu olarak Sarı-Lacivertli formayı giymesiyle başlamıştı. Ayrıca Shakhtar’la UEFA Avrupa Ligi kupasını da Fenerbahçe Stadı’nda almıştı. Peki ya Milli Takımımıza katkıları? Belki unutturmak isteyenler var ama bugünün Milli Takımı’nın ilk temellerini kadroyu radikal bir şekilde gençleştirerek atan da yine oydu.
FERGUSON VE GUARDİOLA
Sonuçta dünyanın en çok kupa alan üçüncü teknik direktöründen bahsediyoruz. Düşünün bir Ferguson bir de Guardiola geçebilmiş onu. Üstelik Luce bu başarıyı farklı farklı takımlarla elde etti. Tüm bu başarılı tablonun ardından acaba diyorum biz yeterince kadrini bilebildik mi sevgili Luce’nin. Galatasaray’ın Fatih Terim’i getirerek onu harcaması, Beşiktaş’ın 101. yılda onu yalnız bırakması ve takımdaki ani düşüşle birlikte yollarını ayırması, tam yenilenen kadronun nimetlerini görecekken Milli Takım’dan gönderilmesi mesela... Bunları hatırlayınca içim sızladı şimdi. Ama sevgili hocam senin değerini yaptıklarını unutmayan unutmayacak olan o kadar çok insan var ki arkanda bıraktığın.
İNÖNÜ STADI
Ve garip bir tesadüf; ilk Türkiye deplasmanını İnönü Stadı’nda yaşamıştı Luce. Son Türkiye deplasmanını da yine İnönü Stadı’nda yaşadı. Meğer bize vedaya gelmiş son Türkiye-Romanya maçıyla... Hem de bizi hiç üzmeden. Biz de seni hiç unutmayacağız, güle güle sevgili hocam...