Bekçiler ve vatandaşlar

28 Şubat 2020 Cuma

Kendi idealize ettiği sosyal ve politik değerleri benimsemiş olanlar dışında diğer herkesi varlığına bir tehdit olarak gören...

Ve bu hastalıklı öngörüsüyle kendi alanını savunma refleksleri geliştiren bir iktidarın sözcülüğünü yapanlar, kullandıkları sözcükleri seçerken gizli niyetleri de ifşa ediyorlar.

Ülkenin İçişleri Bakanı, bekçilerin görev ve yetki tanımındaki belirsizliği sanki olağan bir durummuş gibi dile getirdiği sırada, bekçilerden rahatsızlık duyanların vatandaş değil ideolojik gruplar olduğunu söyleyebilecek kadar ileri gidebiliyor.

Bu ülkede;

Sokakta öpüşüp koklaşanlara bir bekçi müdahale ettiğinde, o insanlar ve onlara destek olanlar vatandaş olmaktan çıkıyor ve bakanın gözlerinde ideolojik bir gruba dönüşüyorlar. 

Kendisi gibi düşünmeyen herkesin “kötü” bir “ideolojik” yapıyı temsil ettiğini zanneden bir zihnin gözünde de kara listeye yazılıyorlar.  

Yol soranlar sordukları yol sakıncalıysa o anda şüpheli oluyorlar. 

Ya da herhangi bir barışçıl eylem için yola koyulmak sakıncalı bir eylem sayılıyor. 

Ağzını açmak.

Kolunu havaya kaldırmak.

Erkek şiddetine hayır” diye bağırmak.

Kadın cinayetlerine karşı saf oluşturmak.

Cinsiyet ayrımcılığına itiraz etmek.

Farklı cinsel yönelimleri olduğunu gizlememek.

Kendini sokaklarda dilediği gibi ifade etmek.

Kişisel özgürlüklerden ödün vermemek.

Sana ne?” diyebilmek...

Bunların hepsi bakana göre ideolojik ve tehlikeli bir yapılanmanın göstergesi ve asla vatandaş değil bunları yapanların hiçbirisi.

Polisten, bekçiden ya da devletten korkusu olmayanların...

Vatandaşlık haklarının bilinci olanların...

Yasaları bilenlerin... 

Kendi haklarını savunmaya gücü yetenlerin...

İtiraz dilini sökenlerin...

Sana ne?” diyebilenlerin hepsinin İçişleri Bakanı’nın gözünde “ideolojik” bir grubun sakıncalı üyeleri olarak baştan etiketlenmiş olmasının ne anlama geldiğini düşünmeye başlayan herkes o an vatandaş olmaktan çıkıp ideolojik bir yapının parçası sayılıyor. 

Devlet destekli hukuk dışı bir kontrol mekanizmasının tehditkâr varlığında sarhoşların ve delilerin bile terörist olarak mimlenmesinin mümkün olduğunu anlamamız gereken şu günlerde...

İnsanları sorumlulukları ve yetkileri belirsiz bir kolluk gücünün sorunlu ve tehlikeli inisiyatifine teslim eden devlet aklı, kendi niyetini saklamaya çalıştıkça bizzat deşifre oluyor.

İktidarın, sokakları insana ait bir özgürlük alanından çıkarıp devlete ait bir kontrol labirentine dönüştürme niyeti, sıradan bir vatandaşı her an bir terörist olarak etiketleme tehdidini her fırsatta yenilemesinde gizli.

Kendi varlığını halkın reflekslerinden ve itirazlarından korumak için, sokağı ele geçirmeye ve kontrolü artırmaya çalışan iktidar, bekçilik rütbesiyle görevlendirdiği birtakım vasıfsız güçlere emanet ettiği asayişin tanımını bir bakan aracılığıyla yaparken aslında kendi zaaflarını deşifre ediyor.

Bekçilik müessesinin sorunlu yapısı üzerinden süren tartışmalar da aslen devlet mekanizmasını ele geçirmiş ve onu asla yitirmek istemeyen sinsi bir politikanın krokisini veriyor.

Nihayetinde, ülkenin Cumhurbaşkanı’nın dünkü konuşmasında içtenlikle söylediği gibi:

Siyasetteki makamlar sonsuza kadar orada kalmak için değil, en doğru ve hayırlı hizmetleri vermek için” varlar. 


Yazarın Son Yazıları

Gezi darbesi? 29 Mayıs 2020
Geçmiş olsun 22 Mayıs 2020
Fotoğraflardaki kızlar 15 Mayıs 2020