Miyase İlknur

Her evin delisi kendine güzel

23 Ocak 2021 Cumartesi

Basın mensupları iki koldan kıskaca alınmış durumda. İktidarın büyük ortağı yargıyı harekete geçirirken küçük ortak da evin delilerine adını öyle kulağa fısıldama şeklinde de değil, alenen bağıra çağıra ismini vererek hedef gösteriyor. Sonra da dalga geçer gibi “Birkaç yumruk yüzünden fırtına koparılıyor?” ya da “Bizim evin delisi çok” türünden cümleler kuruluyor. 

Ana muhalefet liderine linç girişiminde bulunulduğunda “Ne işi varmış orada?” diyen bu zihniyet, mafya babasının tehditleri üzerine yapılan eleştiriler karşısında da “O bizim dava arkadaşımız” diye arka çıkmıştı. 

17 Şubat 2016 günü Merasim Sokak’ta PKK tarafından düzenlenen ve 29 insanımızın yaşamını yitirdiği katliam günü bir meslektaşımızla bu vahşet nedeniyle Kandil’i suçlarken bu konuşmayı dinleyen üçüncü bir meslektaşımız can havliyle atılıp “Ama bu katliamı PKK yapmadı ki?” deyince hayretler içinde “Kim yaptı peki” diye sormuştuk. Omuz silkerek “TAK yaptı” deyivermişti.

Yahu TAK kim, o da Kandil’in emrinde değil mi” diye sorduğumuzda da “Onlar asi çocuklar, Kandil’i falan dinlemiyor” diye yanıt vermişti. “Bölgede kendilerini eleştirenleri katletmekten çekinmeyen PKK, TAK’a söz geçiremiyor öyle mi” diye sormanın da bir anlamı yoktu o saatten sonra. 

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın sözleri bana o diyaloğu anımsattı.

Devlet Bahçeli, MHP’ye genel başkan seçildiği ilk yıllarda farklı bir portre çizerek karşı kamptakilerin bile takdirini kazanmıştı. 1980 sonrasında hapisten çıkan bazı ülkücülerin çek-senet mafyası, haraç kesme ve mafya grupları oluşturduğu bilinen bir gerçekti. Bahçeli, bu grupları gerek partisinden gerekse Ülkü Ocakları’ndan tasfiye etmişti. 2014 yılında Tekir Yaylası’nda düzenlenen geleneksel “Erciyes Zafer Kurultayı”nda da kurt gibi uluyan bir ülkücüye “Ne manası var böyle şeylerin.. Şu andan itibaren ocak dışındasın” diye ayar veren Bahçeli’nin, ülkücülerin giyim kuşamlarına çekidüzen vermesini istediğinde de MHP’nin ve ona bağlı kuruluşların eski görüntüsünden uzaklaşacağına dair olumlu bir beklenti oluşmuştu. 

Ne zamana kadar?

2000 yılında MHP’li eski Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu’nu hedef alan “Töre Dayağı”na kadar. Üstelik eski bakana, koruması ve şoförüne “Töre Dayağı”nı atan, evin delileri denecek partiyle inorganik ilişkisi olanlar da değildi. Bizzat milletvekili arkadaşlarıydı. Hoş, sonradan o dayağı atanlardan Cemal Enginyurt da partiden geçen yıl başka bir olay nedeniyle ihraç edildi ya...

Töre” dedikleri de genel başkanın aldığı karara aykırı tutum alınmasıydı. Koalisyon ortaklarının Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Ahmet Necdet Sezer ismi üzerinde konsensüs sağlanmasına karşın MHP’den Somuncuoğlu, aday olmak istemesi nedeniyle bizzat milletvekili arkadaşları tarafından hırpalanmış ama Bahçeli, ne Somuncuoğlu’na “geçmiş olsun” dileğinde bulunmuş ne de saldırıyı gerçekleştiren milletvekilleri hakkında bir işlem yaptırmıştı.

3 Kasım 2002 seçimlerinde Trabzon üçüncü sıra adayı olan İbrahim Çakır, teşkilata ilişkin sorunları Bahçeli’ye iletmek için gittiği genel merkezde bizzat Bahçeli’nin özel kalem müdürü Ömer Karabaş tarafından darp edilmişti. 

Her fani ‘Töre Dayağı’nı bir gün tadacak

Ülkücü camianın “Töre Dayağı”nı son iki yılda siyasilerden gazetecilere pek çok kişi yedi. Bu saldırılar sonrasında oklar MHP’ye yöneldiğinde bu kez tehdit, hakaret ve eleştiri yapanları hedef göstermeler başladı. Madem eleştirilerden rahatsız oluyorsunuz, o zaman bırakın saldırıya uğrayanları arayıp nezaketen “geçmiş olsun” dileğinde bulunmayı, hiç olmazsa bir kınama mesajı verin. 

Ne gezer?

Eee, o zaman da kusura bakmayın, eleştirilerin hedefi olmaktan kurtulamazsınız. Nitekim saldırılar, sonra yakalanan failer de sizin arka bahçeniz Ülkü Ocakları’ndan çıkıyorsa gülü seven dikenine katlanır. Ya bu kişileri derhal ihraç edecek ve aranıza mesafe koyacaksınız ya da bu eleştirileri göğüsleyeceksiniz. 

Öyle görünüyor ki iktidar cenahında Tuğrul Türkeş dışında bu işin vahametini anlayan kimse kalmamış. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları