Müzik çalmak yasak, Bütçe çalmak serbest!

24 Haziran 2021 Perşembe

Türkiye’nin en yaşamsal konusundan bile siyasal sonuçlar çıkaran AKP, salgından da payını aldı. Başından beri koronavirüsün de “Allah’ın bir lütfu” olabileceği üzerinden hareket etti. 

Ne yapmadı ki!

11 Mart 2020’de virüsün Türkiye’de de görüldüğünün resmen açıklanmasından sonra 18 Mart’taki mücadelenin tüm bileşenleriyle yapılan toplantıya şu üç kurum çağrılmadı:

Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği.

Oysa salgının meslek örgütleri anlamında ilk üç muhatabı onlardı. Bu üç kurum, gerçeği söyleme tehlikesi taşıdığı için dışlanmak istendi.

Yetmedi, 30 Mart 2020’de başta İstanbul, Ankara, İzmir belediyeleri olmak üzere yerel yönetimlerin salgınla ilgili dayanışma yardımları düzenlemesi yasaklandı. Bunun için toplanan paralara el kondu.

Yasaklar süreci de iktidarın, karşı olmak bir yana neredeyse düşman olduğu yaşam biçimine saldırı şeklinde planlandı. 

Bu virüs gece hayatını çok seviyor. Gece 22.00’den sonra mesaiye başlıyor. Gündüz AVM imiş, emek yoğun işyeriymiş hiç oralarla ilgili değil. Bu yüzden müzik dünyası felç oldu. Bir yılda 100’den fazla müzisyen intihar etti.

Şimdi de bütün yasakları kaldırıp gece yarısından sonra müziği yasaklamayı da “kimseyi rahatsız etmemek” kılıfına sokuyorlar. 

Aslında rahatsızlık kulaklarına yüksek sesli müziğin gelmesinden değil, kafalarındaki şablona uymayan yaşam tarzının direnmeye devam etmesinden.

***

Başlığa uygun devam edelim... Türkiye, müzik çalmanın yasak ama halkın bütçesini çalmasını serbest olduğu bir ülke haline geldi.

Zaten öyledir; uygar dünyada yasak olan bizde serbest, serbest olan ise yasak.

29 Mayıs 1862’de Sultan Abdülaziz tarafından kurulan Sayıştay, kamunun tüm gelir ve giderlerini denetleyen bir mali yargı.

Cumhuriyet döneminde güçlü, işleyen bir devletin temellerini oluşturan bütün kurumlar korunup döneme uyarlandığı gibi Sayıştay da aynı süreçten geçti. AKP iktidarına kadar Sayıştay, devletin tüm gelir ve giderlerini raporlaştırır, gereğini yapardı. Sayıştay raporları bütçe görüşmelerinin zeminini oluştururdu. 

AKP, bunu adım adım erozyona uğrattı. Sonunda Sayıştay’ın başına bugüne dek Sayıştay’la hiç ilgisi olmayan bir kişi Saray’ın istemi, Meclis’in bu istem yönünde oy kullanımıyla seçildi.

Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü görevinde bulunan Metin Yener, aktardığımız yöntemle Sayıştay’ın başına getirildi. Yener 255 oy alırken, Sayıştay 6. Daire üyesi Mehmet Aksoy 4 oy aldı. 

Metin Yener de birden fazla yerden maaş alanlar listesinde. Saray’daki görevinin yanı sıra Türk Telekom’un alt şirketlerinden olan TTNET’in yönetim kurulu başkanı, bir de Boks Federasyonu Asbaşkanı.

Yener, kamuoyunda kabul görmeyen çok maaşlılardan bir kişi olarak Sayıştay’ın devleti denetlemesini, halkın verdiği vergilerden oluşan bütçenin doğru yerde kullanılmasını, çalışanlara eksik ya da fazla ödeme yapılmamasını, ihalelerde haksızlık olmamasını sağlayacak!

***

Birbirinden çok farklı gibi görünen iki olay, AKP’nin Türkiye’yi ne hale getirdiğini ortaya koymaya yetiyor.

Türkiye’de asgari ücret 2010 yılında Avrupa’nın 12 ülkesinden yüksekti. Şimdi sadece üç ülkesinden yüksek. Onlar da Bulgaristan, Sırbistan ve Arnavutluk.

Halkın asgari ücreti 2 bin 825 lira 90 kuruş, AKP bürokrasisinin asgari ücreti ise 50 bin lira. AKP katında ortalama ücret 75 bin lira, geçinilebilir ücret 100 bin lira. Ortalama maaş sayısı üç. 

Öte yandan emeklilikte Erdoğan’a takılanlar da emekli olunca bir yerde daha iş bulup “çift dikiş” yapmasınlar diye bekletiliyor.

Bu uçurum nereye kadar taşınabilir?

Milletin izin verdiği yere kadar!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Türkiye tükeniyor! 1 Ağustos 2021