Ahlaksızlığın kurumsallaşması-4 - Kemal Kılıçdaroğlu
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ahlaksızlığın kurumsallaşması-4 - Kemal Kılıçdaroğlu

24.05.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili dostlar, bu yazımı; hemen hemen her gün deprem uzmanlarının tehlikeyi haber veren uyarıları ve 6 Şubat depreminde aklımızdan çıkmayan, yardım feryatlarının ve yaşanan acıların tanığı olarak kaleme alıyorum.

Evlerimizin duvarları çatlak, temeli sağlam değil. Kimi fay hattında, kimi dere yatağında, kiminin betonu deniz kumu... İmar planına uyulmamış. Rant için yüksek kat izinleri verilmiş. Maliyeti yüksek diye deprem değil, para hesabı yapılmış.

Bu mücadele, Saray’da yaşayanlar ile tabutta yaşayanların mücadelesi...

Sevgili dostlar, büyük felaketlerin toplumsal dayanışmayı sağladığı bir gerçektir. Bu dayanışma değişik boyutlarıyla ortaya çıkar. Duygusal açıdan acılar paylaşılırken, maddi açıdan ortaya çıkan kayıpların giderilmesi için yardım kampanyaları açılır, ek vergiler konulur.  Ve en önemlisi benzer bir afetle karşılaşıldığında can ve mal kayıplarının olmaması ya da minimum düzeyde gerçekleşmesi için felaketlerden dersler çıkarılır ve gerekli önlemler alınır. Halkın sesi, gözü ve kulağı olan medya da bu sürecin en etkili organı -takipçisi- olmak zorundadır.

1999’DAN BUGÜNE

17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03.02’de meydana gelen “Büyük Marmara Depremi”nde 18 bin 373 kişi yaşamını yitirmiş, 48 bin 901 kişi yaralanmış, (TBMM Araştırma Komisyonu Raporu) 285 bin 211 ev ve 42 bin 902 işyeri yıkılmış ya da hasar görmüştü. Felaketin büyüklüğü, maddi kayıpların giderilmesi ve yaraların sarılması için ek ve yeni vergileri zorunlu kılıyordu. Dönemin hükümeti “17 Ağustos 1999’da Marmara Bölgesi ve Civarında Meydana Gelen Depremin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpları Gidermek Amacıyla” Başbakan Bülent Ecevit imzasıyla ivedilikle bir vergi paketi hazırlamış ve depremin 8. günü (24.08.1999) TBMM Başkanlığı’na sunmuştu. Üç gün sonra da (27.08.1999) TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması kararı alınmış ve hazırlanan rapor 23.12.1999’da Komisyon Başkanı Atilla Mutman imzasıyla TBMM Başkanlığı’na sunulmuştu.

Evet, deprem yaraları sarılmalıydı ancak toplanan paralar amaca uygun harcanacak mıydı? Dönemin hükümeti, yurtiçinden ve dışından gelen bağış ve yardımları ve toplanacak vergileri tam bir şeffaflık içinde kamuoyuna duyuracağı sözünü vermişti. Bu bağlamda hem Başbakanlığın internet sayfasında hem de Maliye Bakanlığı’nın kamu hesapları bülteninde bu bilgilere yer veriliyordu. O dönem bürokrasiden ayrılmış ve bir sivil toplum örgütünün (VAVEK – Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği) başkanlığını yapıyordum. Yayımlanan rakamlarla, başbakanın açıkladığı rakamlar arasında fark görünce, Milliyet’ten Sayın Melih Aşık’a şu açıklamayı yapmıştım: “Önümde Maliye Bakanlığı’nın 31 Mayıs 2000 tarihli Kamu Hesapları Bülteni duruyor; orada toplanan tüm paranın ‘166 trilyon 387 milyar’ lira olduğu ifade ediliyor. Oysa Başbakan Sayın Bülent Ecevit, depremin 1. yıldönümü dolayısıyla 17 Ağustos günü düzenlediği basın toplantısında, toplanan tüm paranın ‘157 trilyon 979 milyar’ lira olduğunu açıkladı. İki buçuk ay arayla hesaplarda 10 trilyon fark var. Ne oldu bu para?” (25.08.2000)

Bu soru üzerine dönemin Maliye Bakanı Sayın Sümer Oral, büyük bir olgunlukla beni makamına davet etmiş ve ayrıntılı bilgi vermişti. Bugün böyle bir sorumluluğu taşıyan bakan bulmak imkânsız.

ARAŞTIRMA KOMİSYONU RAPORU

TBMM’de depremden hemen sonra kurulan Araştırma Komisyonu raporunun öneriler bölümüne baktığımızda şu can alıcı cümleyi görüyoruz: “Gecekondulaşma ve kaçak yapılaşmayı teşvik eden imar affı politikasından kesinlikle vazgeçilmelidir.” (s. 44). O dönem parlamentoda bulunan bütün partilerin ortak önerilerinden en önemlisi buydu. Rapor, 22 Şubat 2000’de TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmüş ve gereği için 25 Şubat 2000’de de Başbakanlığa gönderilmişti. Daha önce imar affı yasalarını kabul eden TBMM, bu uygulamanın doğurduğu sakıncaları görmüş ve “imar affı politikalarından kesinlikle vazgeçilmelidir” kararına varmıştı. Çünkü daha önce çıkarılan 11 imar affı yasasının insani ve ahlaki boyutunu ve bunun doğurduğu maliyeti; büyük Marmara depremi açıkça ortaya koymuştu.

VE AK(!) PARTİ İKTİDARLARI

Deprem yaralarının sarılmasına ve TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nun gereklerinin yerine getirilmesine zaman kalmadan 2002’de AK(!) Parti iktidar oldu. İktidar değişimiyle birlikte hem deprem hem de depremzedeler unutulmuştu. Sorumlular hakkında açılan davaların bir kısmı zamanaşımına uğramış, bazı mahkemelerce verilen hapis cezaları ertelenmiş, sadece Veli Göçer tutuklanmış ve 48 ay hapis yatmıştı. Ama örneğin, 316 kişinin öldüğü Yüksel Sitesi müteahhitlerine verilen cezalar ertelenmiş ve hiç kimse hapse girmemişti. Bu bağlamda toplumda büyük bir infial de oluşmamıştı. Bazı mağdur ailelerin feryatları ise artık yeterince medyaya yansımıyordu. O tarihten günümüze neler oldu? Gelin kısaca  bakalım.

Deprem unutulmuş, İstanbul’un rantını vahşice paylaşmak AK(!) Parti iktidarının temel amacı olmuştu. O kadar ki dönemin Başbakanı Erdoğan, TOKİ başkanına “Özellikle kupon yerlerin satışında benden okey alacaksın. Benden onay almadan bunların satışını yapmayacaksın” talimatını bile vermişti. (t24, Özel Dosya, 19.03.2014)

Zamanla olay sadece arsa satmakla kalmamış, Ecevit döneminde olası bir deprem için belirlenen toplanma alanları da imara açılmıştı. İnşaat Mühendisleri Odası’nın saptamalarına göre İstanbul’da afet sonrası toplanma alanı olarak belirlenen 470 yerden 300’ü imara açılmış ve üzerlerine alışveriş merkezleri, rezidanslar, gökdelenler inşa edilmişti (17 Ağustos 2015). Böylece rant, yaşamın önüne geçmiş, binlerce insanın olası ölümü ve sağ kalanların da toplanacakları alanlar ranta kurban edilmişti. Rant, ahlaka ve adalete galip gelmişti. 

Deprem yaralarını sarmak, ortaya çıkan ekonomik kayıpları gidermek ve depreme dirençli kentler oluşturmak için toplanan para da başka işlerde kullanılıyordu. Ölenler, yaralananlar unutulmuştu. Deprem vergileri ne oldu sorusuna dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaptığı bir açıklamada, “Bu duble yollara gidiyor, demiryollarına gidiyor, havayollarına gidiyor, çiftçimize gidiyor, eğitime gidiyor değerli arkadaşlar” demişti (27.10.2011). Yani deprem yaralarını sarmaya, depreme dirençli kentler yapmaya gitmiyordu.

Peki “deprem vergileri olarak tanımlanan vergilerden yapılan tahsilat (2000-2024/1) ne kadardı?” Bu sorunun yanıtını da bir uzmandan alalım: “Birikimli enflasyonla güncellendiğinde anapara olarak 24 yıllık toplam tahsilatın bugünkü reel değeri 731.5 milyar lira ediyor. Toplanan deprem vergilerinin ayrı bir fonda tutulup çeşitli finansal araçlarla nemalandırılması olasılığında ise getirisi ile birlikte toplam birikimin bunun çok daha üzerinde bir büyüklüğe ulaşmış olacağı görülüyor.” (Naki Bakır, 8 Şubat 2024, Dünya gazetesi) Gerçekten de toplanan para, İstanbul’u depreme dirençli bir kent yapma konusunda oldukça iyi bir birikimdi. Deprem vergileriyle İstanbullular güvenli konutlara kavuşacaklardı. Onların evleri güvenli olmadı ancak İstanbul bir beton ormanına dönüştü.

SORUMLULAR KİM?

Şu soruyu da sormak zorundayız: “Para toplandı, gereği yapılmadı, bunun İstanbulluya maliyeti ne?” Bunun yanıtını akademisyenler, uzmanlar veriyor. 7.5 büyüklüğündeki olası bir depremde İstanbul’daki binaların yüzde 17’sinin, yaklaşık 194 bin binanın yıkılacağı ya da ağır hasar göreceği, 25 milyon ton ağırlığında bir enkazın ortaya çıkabileceği, depremin gece meydana gelmesi halinde, ortalama 14 bin 150, gündüz saatlerinde olması durumunda ise beklenen can kaybının ortalama 12 bin 400 civarında olacağı raporlanmıştır. (Boğaziçi Üniversitesi Deprem Araştırma Enstitüsü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi-Ağustos 2019) Yani ortaya çıkan acı gerçek şu, 12 bini aşkın İstanbullu bugün tabut evlerde yaşıyor.

12 bini aşkın İstanbullu tabutlarda yaşamaya devam ederken 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen ve 53 bin 537 kişinin ölümüne yol açan yeni bir deprem felaketi ile karşılaştık. Ve hemen TBMM’de bir araştırma komisyonu kuruldu (14 Mart 2023). Komisyon, çalışmalarını nisan ayında tamamlayıp, 113 “tespiti” içeren raporu TBMM Başkanlığı’na 27 Nisan 2023 tarihinde Veysel Eroğlu imzasıyla sundu (912 sayfalık rapor). Rapordan bir numaralı tespiti aynen alıyorum: “Tespit 1: Depreme hazırlık ve afet yönetimi hususunda illerde muhtelif çalışmalar yapılmıştır ancak kurumlar arasında istenilen uyum sağlanamamaktadır. Hatta yapılan bazı çalışmalardan ilgili diğer birimlerin haberinin dahi olmadığı ortaya çıkmıştır. Hazırlanan birtakım raporların tozlu raflarda kaldığı müşahede edilmiştir” (s. 711). Komisyon bir saptama daha yapıyor. Bu işten sorumlu kurum, kuruluş hangisi? Yanıtı yine rapordan verelim. “Sorumlu Kurum/Kuruluşlar-Cumhurbaşkanlığı” (s. 711). Tek kişinin iradesine-sorumluluğuna bırakılan bir devletin geldiği dramatik durum herhalde bundan daha iyi anlatılamazdı. Devlette liyakatin çöküşü aynı zamanda bu tür felaketlere de zemin hazırlıyordu. Liyakatin çöküşü, devlette adamsendeciliğin, yolsuzlukta sıradanlaşmanın dolayısıyla ahlaksızlığın kurumsallaşmasının kapılarını açar. Olanda tam bu.

Ahlaki zafiyetin en büyüğü ise TBMM’de ortaya çıkıyordu. 22 Şubat 2000 tarihli Araştırma Komisyonu Raporu’nda  “…İmar affı politikasından kesinlikle vazgeçilmelidir” diyen TBMM, bu kararına hiç uymadı. Üzülerek ifade edeyim ki 1999 Gölcük depreminden sonra altı kez daha imar affı yasası çıkarıldı. En son çıkarılan imar affı yasası ise 2018 seçimi öncesinde yürürlüğe girmişti. Bu gerçek bilindiği içindir ki Nisan 2023 tarihli raporda şu “utangaç” tespite yer veriliyordu. “Tespit 45: Kaçak ve ruhsatsız yapılarla mücadelede çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Ülkede artık kaçak yapı yapılamayacağı anlayışı yerleşmelidir” (s. 740). İyi de bu anlayışı kim yerleştirecekti? Bunun yanıtını da rapordan verelim. “Sorumlu Kurum/Kuruluş -TBMM” ( s. 740). Verdiği sözü tutmayan, aldığı kararların arkasında durmayan, hem kendisini sorumlu tutup hem de sorumluluğunu yerine getirmeyen, iradesi Saray tarafından esir alınmış bir kurum, ahlaki olarak sorgulanmak zorundadır. 

‘DEVLET AKLI’ YERİNE ‘SARAY AKLI’

Düşünün, kendisine “AK” diyen parti, 3Y ile mücadele edecekti: Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar… Bugün 3Y, partinin mücadele alanından çıktı, parti kimliğinin birer parçası oldu. Yolsuzluk yapıyorlar dediğinizde “Çalıyor ama çalışıyor” sesleri, AKP içinden Türkiye sathına yayılıyor. Böylece ahlaksızlık meşrulaşıyor ve zamanla kurumsallaşıyor. Bu kurumsallaşma yolsuzluk yapanların devlet katında kabul ve itibar görmesine de olanak sağlıyor, dokunulmaz kılıyor. Devleti soyan 5’li çetelerden, uyuşturucu baronlarına kadar pek çok örnek verebiliriz. Ayda 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçiyi ise artık iyice kanıksadık, olağanlaştırdık.

Çünkü AKP iktidarıyla birlikte aşama aşama toplumun ahlaki dokuları, değerleri yıpratılmaya başlanmıştı. Yasama organı ise tek kişilik hükümetin yani Saray’ın kontrolündeydi. O kadar ki Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depreminden sonra yerel seçimler için Hatay’a giden Erdoğan, “Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı” dedi (04.02.2024). Evet depremden sonra kurumsallaşan ahlaksızlığın sonucu olarak Hatay garip kaldı, mahzun kaldı. Çünkü vergisini ödeyen Hataylıya Erdoğan, “Bana oy vermezseniz, size ödediğiniz vergilerle bile hizmet etmem” diyordu. Devlet katında ahlaksızlığın ulaştığı bu boyut hiç vicdan sızlatmıyor mu? İnsan onurunun bu denli hırpalandığı, ahlaki değerlerin yönetenlerce yozlaştırıldığı, içselleştirilmediği bir dönemi hiç yaşamadık. Açıkça söylemek gerekirse “devlet aklı”nın adeta yok edildiği ve “Saray aklı”nın devlet yönetimine egemen olduğu bir süreci yaşıyoruz.

Oysa bu devletin bir anayasası vardı ve o anayasanın 57. maddesi vatandaşın konut hakkını düzenliyordu. Bu hak bile AKP iktidarında oy karşılığı (siyasal rüşvet) elde edilebilecek bir lütfa dönüşüyordu. Unutulmaması gereken bir gerçek var. Siyasal iktidar utanma duygusunu yitirdiğinde, toplumun değerler yapısını da tahrip eder. Bugün geldiğimiz nokta maalesef budur. Bunun içindir ki “Çalıyor ama çalışıyor” diyerek ahlaksızlığa izin veriyor ve utanma duygumuzu yok ediyoruz. Oysa utanma duygusu toplumun değer yargılarının en önemli güvencesidir. Bu güvence büyük ölçüde yıpratıldığı için “Yapanın yanına kâr kalıyor” ve sorumlulara yasalar işlemiyor. Ve bu anlayışın sonucu olarak önce ahlaki değerlerde aşınma ve zamanla da ahlaksızlığın kurumsallaşmasına yol açıyor.   

SONUÇ

Sevgili dostlar, bizlere bırakılan değerler miras değildir ki har vurup harman savuralım. Değerler bizlere, sonraki kuşaklara aktarmak için bırakılan emanetlerdir. Ahlak ve vicdan, yaşamanın anlamıdır. Yaşamımızın bir anlamı olsun, bir adı olsun. Gelecek kuşaklar için sonsuzluğa uzanan bir yol olsun.

Bu kara günler de geçer elbet. Metin Eloğlu’nun da dediği gibi:

“Hadi uyan

Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın

İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine

Yoksul olsan da uyan

Garip olsan da uyan

Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için

Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için

Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için"

Yazarın Son Yazıları

Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti mi? - Erol Türk

Devlet, faaliyetlerini yürütmek için birtakım araçlara muhtaçtır.

Devamını Oku
10.10.2026
Mücadeleyi büyütebilmek… - Hüseyin Özkahraman

İstemeye istemeye de olsa Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir siyasi ayrışma ve ayrılıklar yaşandı.

Devamını Oku
10.10.2026
Çürümeye alışmak - Mehmet Utku Şentürk

Şükrü Erbaş birkaç dizeyle bazen sayfalar dolusu sosyoloji metninin anlatamadığını anlatıyor.

Devamını Oku
09.10.2026
Nispi temsil ve geri çağırma hakkı - Yüksel Işık

İlk değildi Cemil Tugay, belki son da olmayacak.

Devamını Oku
09.10.2026
Türkiye, ABD ve ‘stratejik ortaklık’ - Doğu Silahçıoğlu

Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla “stratejik ortak” tanımı kullanılmaktadır.

Devamını Oku
08.10.2026
Endüstriyel demokrasi - Engin Ünsal

Yurttaşların seçmen olarak ülkenin yönetimine katılmasına siyasal demokrasi, işçilerin sendikaları aracılığı ile işyerlerinde ve ülke çapında ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesine katılmalarına endüstriyel demokrasi diyoruz.

Devamını Oku
08.10.2026
Birlikte yaşamın hukukunu kurmak - Cem Alptekin

Toplumsal yaşamda düşünce, inanç ve dünya görüşü farklılıklarının bulunması yaşamın doğal bir sonucudur.

Devamını Oku
07.10.2026
Bir devrin inceliği: Göksel Arsoy - Aybars Kuday

Bazı sanatçılar, oynadıkları rollerin ötesinde bir dönemin belleğinde yer edinir.

Devamını Oku
07.10.2026
Türkiye’nin Ezopları - Ülkü Sarıtaş

“Türkiye’nin Ezopları”nın sonuncusu İoanna Kuçuradi’ydi.

Devamını Oku
07.10.2026
'İyi ana' İoanna Kuçuradi - Mucize Özünal

İoanna Kuçuradi’nin adını anarken insan olmanın onuru ve sorumluluğunun bilgisiyle insanı insan etmeye adanmış bir ömürden söz etmeliyiz.

Devamını Oku
06.10.2026
İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu - Atilla Can Akarcalı

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrası yurdumuz işgal edilmiş, işgallere karşılık çok geçmeden bölgesel direniş örgütleri kurulmuştu.

Devamını Oku
06.10.2026
Planlı ekonomiden ‘nas ekonomisi’ne - Mehmet Tomanbay

Cumhuriyetle şekillenen ekonomi yönetimi anlayışı; bilimin ve aklın yol göstericiliğinde, kamunun rolünü ve planlamayı önemseyen, güçlü kurumlara ve hukuka dayanan, yaratılan refahın toplum kesimleri arasında adil paylaşılmasını amaçlayan kurumsal bir yapıya dayanıyordu

Devamını Oku
05.10.2026
Londra yeniden Avrupa’ya mı dönüyor? - Göktürk Tüysüzoğlu

İngiltere Başbakanı Andy Burnham geçen temmuz ayında Keir Starmer’ın yerine geçtiğinde Brexit tartışmasının yeniden alevleneceği öngörülebiliyordu.

Devamını Oku
05.10.2026
Kimi koruyor, kimi yok ediyoruz? - Gülay Ertürk

Yarın 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Devamını Oku
03.10.2026
Bir zihniyetin iflası - Ayşe Atalay

Günlerdir tüm Türkiye’yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Mekke Anlaşması - Cihangir Dumanlı

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta Riyad’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması basında ve kamuoyunda gereken ilgiyi görmemiş, yeteri kadar tartışılmamıştır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çocuklar iş cinayetlerinde neden ölüyor? - Özgür Hüseyin Akış

Aslında başlıktaki sorunun kendisi bile başlı başına bir toplumsal itirazdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çin’in silahı: Zaman - Nejat Eslen

Çin’in siyasetini uzun vadeli, küresel jeopolitik vizyonu yönlendirir.

Devamını Oku
01.10.2026
İş kazasının görünmeyen ortakları - Mehmet Altınkaynak

Bir iş kazası olduğunda ilk yaptığımız şey genellikle bir neden aramak oluyor.

Devamını Oku
01.10.2026
Eriyen bütçenin faturası vatandaşa... - Mehmet Özdağ

Bütçe açığının asıl kaynağı halka verilen enerji desteği değil faiz ödemeleridir; çözüm faturaya yeni zam yapmakta değil, enerji verimliliğinde aranmalıdır.

Devamını Oku
30.09.2026
Siyasetin sonu mu? - Utku Yapıcı

Siyasetin sonunun geldiği iddiası, ilk duyduğunuzda kulağa gerçeklikle açıkça çelişen bir iddia olarak gelebilir.

Devamını Oku
30.09.2026
Bilgiyi koruyan kim? - Ömür Tanyel

2001’de ortaya çıkan Vikipedi’nin fikri cesurdu...

Devamını Oku
30.09.2026
Sosyal devlet olmayınca... - Şafak Yüca

Sabah 6’da çıkıyorlar yola.

Devamını Oku
29.09.2026
Dünya Kuduz Günü - Gülay Ertürk

Kuduzdan insan ölümü kader değildir.

Devamını Oku
28.09.2026
Kavganın da hukuku var - Abdullah Dörtlemez

İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi?

Devamını Oku
28.09.2026
Yapay zekâ eylem planı ne söylüyor? - Tayfun İşbilen

18 Ağustos 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanan bir genelgeyle Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026- 2030) yürürlüğe girdi

Devamını Oku
26.09.2026
Kapitalizmin sonsuz sonu- Kaan Eroğuz

İngiltere’de tarımsal üretim ilişkilerinin dönüşmesi ve kırsal alandaki nüfusun geçimini sağlamak için pazara bağımlı (market dependence) duruma gelmesiyle ortaya çıkan kapitalizm, genel itibarıyla 16. yüzyıldan bu yana ekonomik, siyasal ve sosyal yaşantımızı şekillendirmektedir.

Devamını Oku
25.09.2026
Siyaset sahnesi ve Özgür Özel - Gani Aşık

Özgür Özel’in parti genel başkanı olarak siyaset sahnesine çıktığı dönem, siyasal İslamcı iktidarın 24 yıldan bu yana Atatürk Cumhuriyeti’nin burçlarına ortaçağ topları ile saldırdığı, temellerini Vahdettin salvoları ile sarstığı bir devreye denk geldi.

Devamını Oku
25.09.2026
Okulda şiddet tırmanıyor - İsmail Doğan

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz.

Devamını Oku
24.09.2026
Sanatın metalaşması - Hüseyin Yıldırım

İş dünyası veya yerel yönetimlerin “konaklama ve ağırlama” karşılığında eser toplama modeli giderek yaygınlaşıyor.

Devamını Oku
24.09.2026
Dil, tarih, eğitim ve ‘Kürtçe’ - Ahmet Küçükşahin

Kürtlerin dili “Kürtçe” midir?

Devamını Oku
23.09.2026
Türkiye’de sosyal politikaların aşınması - Halit Payza

Sosyal devlet kavramı, yurttaşlarına asgari bir yaşam standardı sağlamayı, gelir eşitsizliklerini azaltmayı ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere herkesin ulaşabilmesini amaçlayan bir anlayışı ifade eder.

Devamını Oku
23.09.2026
Siyasal projeler ve Aleviler - Mahmut Aslan

Türkiye, 40 yıla yayılan Kürt meselesini çözme olanağını arıyor.

Devamını Oku
22.09.2026
İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 19 Mart 2025’ten bu yana kanıtlanmamış birtakım suçlamalarla tutuklu olan, o nedenle İçişleri Bakanlığı’nca anayasanın 127., Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca “geçici bir tedbir olarak” görevinden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu, 25 Ekim 2022 günü Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 3. Kademesi’nin açılışında Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın yaptığı konuşma üzerine kendi konuşmasında “kamu görevlisine hakaret” ettiği iddiasıyla yargılandığı İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde iki kez beraat ettikten sonra istinaf yoluyla başvurulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, bozma kararıyla dosyayı yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderdi.

Devamını Oku
21.09.2026
‘Sanayinin musikisi’ susarken... - İbrahim Berksoy

Cumhuriyetin iktisadi kalkınmaya dayalı “atılım dönemi”nin ilk yıllarından beri ülkemizde dokuma sanayisi öncelikli sektörlerin başında gelmiştir.

Devamını Oku
19.09.2026
Birleşik Krallık’ta ayrılık sınavı - Göktürk Tüysüzoğlu

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki bağımsızlık yanlısı siyasi liderlerin Cardiff’te imzaladığı mutabakat zaptı, Birleşik Krallık’ın anayasal mimarisini yeniden tartışmaya açtı.

Devamını Oku
19.09.2026
Kıbrıs’ta değişmeyen denklem - Ahmet Göksan

Kıbrıs adasının uluslararası gündemden hiç düşmemesinin temelinde, adanın iki halkı arasındaki siyasi anlaşmazlığın yanı sıra, 1960’ta kurulan ortaklık düzeninin kısa sürede bozulması ve bugün de devam eden statü tartışması bulunuyor.

Devamını Oku
18.09.2026
Emeklinin örgütlenme hakkı ve sendika - Musa Kocaman

Emekli olmak, toplumdan emekli olmak değildir.

Devamını Oku
18.09.2026
Yargı kurumlarının anayasayı ihlali - Doğan Soyaslan

Anayasaların temel amaçlarından bir kişinin hak ve özgürlüklerini devlet iktidarı karşısında korumaktır.

Devamını Oku
17.09.2026
Cam tavanları kırmak - Suna Türkoğlu

A Milli Kadın Voleybol Takımı bir kez daha başardı ve 2023’ten sonra 6 Eylül’de tarihinde üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olarak hepimize çok büyük bir gurur ve mutluluk yaşattı.

Devamını Oku
17.09.2026