Devrim Yasaları - Av. Kemal AKKURT
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Devrim Yasaları - Av. Kemal AKKURT

03.03.2021 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte, rejimin yerleşmesi için bazı devrimlerin hayata geçirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle Atatürk’ün talimatıyla, 3 Mart 1924 tarihinde peş peşe üç devrim yasası kabul edildi. Bunlar sırasıyla 429 sayılı Din İşleri ve Vakıflar ( Şer’iyye ve Evkaf ) Bakanlığı’nın kaldırılması, 430 sayılı Eğitim Birliği’nin Sağlanması (Tevhid-i Tedrisat) ve 431 sayılı Halifeliğin Kaldırılmasına İlişkin Kanun.

LAİKLİK 

Bu devrimlerin içinde en önemlisi, elbette dinin siyaset vasıtası olmaktan çıkarılmasını amaçlayan Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı’nın Kaldırılmasına İlişkin Yasa’dır. Laikliğin evrensel anlamda yerleşmesi için, bu düzenleme zorunluydu. Laiklik; en yaygın tanımı ile devlet ile din işlerinin birbirlerinden ayrılmasıdır. Devletin dini olmaz. Laik devlet, dinî esaslara dayanan kanunlar yapamayacağı gibi, bütün dinlere (ve inanmayanlara) eşit mesafede durur. Devlet, hiçbir şekilde dinlerin ibadet hüküm ve kurallarına müdahale edemez. Bu nedenle laiklik, tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir. AİHM’in yakın tarihte Cemevleriyle ilgili olarak Türkiye’yi mahkum eden yerinde kararlarını da bu şekilde okumak lazımdır.

İslam dininin bir an önce siyaset (ve ticaret) vasıtası olmaktan çıkarılması yanında, yargının ve bürokrasinin evrensel hukuk kurallarına göre işlemesi için de bu devrimin hayata geçirilmesi gerekiyordu. Yasanın gerekçesinde; “Din ve ordunun siyaset cereyanları ile ilgili olması birçok sakıncalar taşıdığından, Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı’nın kaldırılmaları ve Vakıfların bütün mallarının millete mal edilmesi” öngörülmekteydi.

Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı yerine Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştu. Vakıflar da yine Başbakanlığa bağlı bir Genel Müdürlüğe dönüşmüştü. Kuruluş amacına bakıldığında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm dini kurumlara eşit mesafede olması ve bilimsel çalışmalarla irticaya engel olması amaçlanmıştı. Ancak zaman içinde, bu kurumun siyasi iktidarın arka bahçesi olacağı, il ve ilçe müftülüklerinin siyasi iktidarın il ve ilçe başkanı gibi, cami imamlarının da adeta iktidarın mahalle temsilcisi gibi çalışacağı kimsenin aklına gelmemişti.

İktidar partisi tarafından tek taraflı olarak ve kapalı kapılar ardında kendi anayasalarını yapma arayışı ile “Devletin düzeninin din kurallarına dayanması, siyasi veya kişisel nüfuz sağlama, din veya kutsal şeylerin istismarı”nın önündeki engeller mi kaldırılmak isteniyor?

EĞİTİM BİRLİĞİ 

Devrim yasalarından ikincisi, 430 sayılı Eğitim Birliği’nin Sağlanması (Tevhid-î Tedrisat) Yasası’dır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’dan devraldığı eğitim-öğretim mirası, farklı insan tipleri yetiştiren, farklı eğitim tiplerinin bir arada olduğu karmaşık bir sistemdi. Oysa devrimlerin halk üzerinde köklü ve etkili olabilmesi için, tüm eğitim kurumlarının tek bir merkeze bağlanması, eğitim ve öğretimin tek elden yönetilmesi ihtiyacı vardı. Eğitim Birliği Yasası ile öncelikle eğitimdeki ikiliğin ortadan kaldırılması amaçlanıyordu.

Çünkü farklı eğitim sistemleriyle yetişen insanlar, birbirlerinden çok farklı kültürlere sahip oluyorlardı. Devletin dayandığı Cumhuriyetçi ve laik anlayışın, öncelikle eğitimde uygulanması gerekiyordu. Aksi durum, yurttaşlar arasında duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını yok edecekti.

Eğitim Birliği Yasası’ndan 97 yıl sonra geldiğimiz noktada, eğitim ve öğretim birliği sağlanamamıştır. Özellikle son yıllarda devlete bağlı okulların neredeyse tamamının fiilen İmam Hatip Okullarına dönüştüğünü, bu okullarda verilen eğitimin ise evrensel eğitimin çok uzağında olduğunu görüyoruz. Devlet okullarında Diyanet ve Müftülükler eliyle ölümün kutsandığı, bilimsellikten uzak, hurafelerin empoze edildiğini üzülerek izlemekteyiz. Devlet okullarındaki eğitim, artık Milli Eğitim Bakanlığı’ndan fiilen kopartılarak, iktidarın güdümündeki Vakıflara havale edilmiştir. Bu okullardaki basına kısmen yansıyan cinsel taciz iddiaları, eğitimin içine düşürüldüğü vahameti gözler önüne sermektedir.

HALİFELİĞİN KALDIRILMASI 

Devrim yasasından üçüncüsü, 431 Sayılı Halifeliğin Kaldırılmasına İlişkin Yasa’dır. Bu yasa da tıpkı Laiklik ve Eğitim Birliği Yasaları gibi bir zorunluluktan doğmuştur. Cumhuriyet’in ilanından sonra, Cumhuriyet devrimlerine gölge edebilecek, Saltanat yanlılarının ihtiraslarına alet olabilecek Halifeliğin kaldırılması zorunlu olmuştu. Meclis içinde de Halifelik lehinde, Cumhuriyet aleyhinde kışkırtmalar başlamış, yurt sathına yayılmıştı.

Tam da bu dönemde (şimdilerde lehine övgüler yağdırılan) İskilipli Atıf Hoca ve milletvekili Şükrü Hoca, Halife’nin din işleri yanında dünya işlerine de bakması yönünde fetvalar yayınlıyorlardı. Halifelik kurumu durdukça, çağdaş toplumsal dönüşümler ve devrimler gerçekleştirilemeyecekti. Hilafet, böylece bir rejim sorununa dönüşmüştü.

Halifeliğin kaldırılmasına ilişkin olarak hazırlanan 431 sayılı Yasa’nın gerekçesinde; “Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde Halifelik Makamı’nın varlığı sebebiyle Türkiye’nin iç ve dış politikasını iki başlı olmaktan kurtaramadığı, Halifelik yetkilerinin esasen Hükümet ve Cumhuriyet’in anlam ve kavramının içinde mevcut bulunduğu” belirtiliyordu. Nitekim bu devrim yasalarının çıkmasından hemen sonra, Başbakanlığa bağlı olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, bu nedenle kurulmuştur. Ancak bu kurumun ne denli çağdaş dinî eğitim verilmesine yardımcı olduğu ve Cumhuriyet devrimleriyle ne kadar uyumlu çalıştığı, bugün geldiğimiz sonuç ile ortadadır…

Halifeliğin kaldırılmasından 94 yıl sonra, bugün geldiğimiz noktada, hâlâ laikliğin Anayasa’dan çıkarılmasını tartışıyorsak, Cumhuriyet devrimlerinin hemen hepsi tehdit altındaysa, TBMM’nin varlığı ile yokluğu çok da fark edilemiyorsa, Cumhuriyet’i kuran felsefe ve iradeye bağlı olanlar azınlık duruma düşmüşlerse, nüfusun çoğunluğu hala birey olamamış, ümmet ve kul olmakta ısrar ediyorsa, eğitimde, ekonomide, hukukta ve insan hakları alanında üçüncü dünya ülkeleriyle birlikte anılıyorsak, bir yerlerde hata yapılmaya devam ediliyor demektir…

AV. KEMAL AKKURT
SOSYAL DEMOKRAT AVUKATLAR DERNEĞİ BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026
Deprem dersleri - İbrahim Berksoy

42 yıllık kısa ömrüne yaşama ilişkin birbirinden ilginç düşünceler sığdıran Danimarkalı felsefeci Kiergagaard’ın şu sözü hiç aklımdan çıkmaz: “Yaşamı ileri dönük yaşar, geriye dönüp anlarız.”

Devamını Oku
06.02.2026
Modern toplumun temel ilkesi: Laiklik - Arif Anıl Öztürk

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ortak paydalarından biri olan laikliğin anayasaya girişinin 89. yıldönümündeyiz.

Devamını Oku
05.02.2026
Kronikleşen hastalık - Kadir Serkan Selçuk

İktidarın bir süredir devam eden “sorunları çözememe hastalığı” artık kronikleşti.

Devamını Oku
05.02.2026
Meşruiyet üzerine - Doğan Soyaslan

Meşruiyet siyasi ve hukuki anlamlarda kullanılır.

Devamını Oku
04.02.2026
BALATRO - A. Celal Binzet

Doğrusu bir sözcüğün günlük dildeki anlamı dışında ne denli yoğunluk içerdiğini öğrenmek hiç de kolay olmadı.

Devamını Oku
04.02.2026
Liyakat meselesi: Mine–öz–sinir hattı - Roşan Orhan

Türkiye’de bazı sorunlar vardır; bağırmaz, çağırmaz, ilk bakışta can yakmaz.

Devamını Oku
04.02.2026
Kalınlaşan müfredat, güçsüzleşen çocuklar - Abdullah Yüksel

Eğitim sistemimizde ilginç bir denklem var: Müfredat kalınlaştıkça çocuklar inceliyor.

Devamını Oku
03.02.2026
Eczane kapısı kilitli! - Avni Kurtuldu

Türkiye’de eczane açmak, artık mesleki bir tercih değil; talih işi.

Devamını Oku
03.02.2026
Devletler ve çıkarları üzerine - ABDULLAH KEHALE

Bugün Suriye’de Kürtler özelinde olanları daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmekte ve yakın tarihte Irak’ta yaşanan olaylara bakmakta yarar var.

Devamını Oku
02.02.2026
Emekle yeşeren bir ağacın gölgesi - OKAY TAŞLI

Cumhuriyet bir tarih değildir yalnızca; her gün yeniden kurulan bir vicdandır.

Devamını Oku
02.02.2026
Kuvvetler tek elde toplanırsa... - Mahmut Aslan

Muammer Aksoy’un evinin önünde katledilişinin üzerinden 36 yıl geçti.

Devamını Oku
31.01.2026
Süt sağlığımız ve geleceğimiz - Mücteba Binici

Çocukluğumda Karacabey’in Fevzi Paşa köyünde hem tarım hem de hayvancılık yapılırdı.

Devamını Oku
30.01.2026
‘Türkiyelilik’ söylemi kimleri dışarıda bırakır? - Prof. Dr. Utku Yapıcı

“Türk, Kürt, Laz, Çerkes...” On yıllardır bu sözcükleri art arda belirli bir sıraya göre saymak, çoğulcu olmanın temel gereklerinden biri olarak sunuldu.

Devamını Oku
30.01.2026
Felaket kapitalizmi kıskacında - Esen Erol

Günümüzde neoliberal düzenin bizi sarıp sarmaladığı hepimizce malum.

Devamını Oku
29.01.2026
Toplum çocuklarını neden koruyamaz? - Özkan Yıldız

Geçtiğimiz haftalarda, “yan bakma” gerekçesiyle, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, Türkiye’de çocuklar arasında suç ve şiddetin ulaştığı ürkütücü eşiği gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayda geçti.

Devamını Oku
29.01.2026
Suriye’de neler oluyor? - Nejat Eslen

ABD’de strateji geliştirme yöntemi öğretisinde üç ana unsurun esas alınması gerektiği ifade edilir...

Devamını Oku
28.01.2026
Üniversitelerde bitmeyen sorunlar - Kaya Özgen

Üniversitelerimizde büyük sorunlar yaşandığı biliniyor.

Devamını Oku
28.01.2026
Atatürk, üç kadın ve Hatay - Ülgen Zeki Ok

Kişisel gelişime hevesli gençler, bu amaca yönelik rehber kitaplar yerine, Atatürk’e yakın insanların yazdığı anı kitaplarını okumalılar.

Devamını Oku
28.01.2026
Çöküşü yönetenler - Doğan Sevimbike

Davos’ta bu yıl dile getirilenler, artık “gelecek vizyonu” ya da “reform çağrısı” olarak okunamaz.

Devamını Oku
27.01.2026
Trump siyasi havayı geriyor - Taner Baytok

Büyük küçük birçok ülkenin gündeminde ilk sırayı işgal eden açlık, fakirlik, geçim sıkıntısı yerini daha da önemli başka risklere terk etti.

Devamını Oku
27.01.2026
Cüzzamla Savaş Derneği 50 yaşında - Prof. Dr. Ayşe Yüksel

Yarım asır önce, ülkemizde belki de yalnızca Verem Savaş Derneği’nin olduğu günlerde, bu dernekten de destek alarak Cüzzamla Savaş Derneği’ni kim kurdu?

Devamını Oku
26.01.2026
Hukuksuzluk diz boyu… - Av. Erol Ertuğrul

Ünlü İtalyan fizikçi Galileo, “Dünya dönüyor” dediği için engizisyon mahkemesi tarafından 1632 tarihinde yargılanmış ve yaşam boyu hapis cezası ile cezalandırılmıştı.

Devamını Oku
26.01.2026
Kurtulma olasılığını da düşündüler - Mustafa Yıldırım

Tevhid, Ekim 1991’de “İslami Direniş ve Parti” başlıklı bildiriyle kendilerini, “Türkiye’deki tağuti Kemalist rejime karşı olan Müslümanlar” olarak tanıttı; “mevcut rejime karşı mücadele verecek bir hareketin” yapılanma ilkelerini, madde madde açıkladı.

Devamını Oku
25.01.2026
Yönetenler, yüreklendirenler - Mustafa Yıldırım

Humeyni, Kuran için savaşı, bireyleri öldürmeyi emreden çağlar sonrasının yeni halifesi olarak saygı, sevgi kazanıyor; dünya Müslümanlarının tek önderi olduğunu gösteriyordu.

Devamını Oku
24.01.2026
UMUT o duvar yıkılıncaya kadar devam edecek

Türkiye’nin yakın dönem siyasi tarihinin en kritik kırılma noktalarından biri, 24 Ocak 1993’te gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun Ankara’da evinin önünde hunharca ve kalleşçe öldürülmesiydi.

Devamını Oku
24.01.2026
Kara bir tarih: 24 Ocak - Hilmi Taşkın

24 Ocak 1993 günü Ankara’da aracına yerleştirilen bomba ile katledildi Uğur Mumcu.

Devamını Oku
24.01.2026
Tarihsel mezhepçi zihniyet - Neval Oğan Balkız

Leyla Şahin Usta, bir milletvekili ve aynı zamanda AKP grup başkanvekili.

Devamını Oku
22.01.2026
Psikolojik sermaye - Banu Özkan Tozluyurt

Bugünün dünyasında çocuklarımızı en çok neyle ölçüyoruz?

Devamını Oku
22.01.2026
Stratejik akıl ve politik alan - Başar Yaltı

Generallerin sanatı olarak bilinen strateji, askeri bir terim olmakla birlikte artık yaşamın hemen her alanında, özellikle de politik alanda kullanılan bir kavram haline geldi.

Devamını Oku
21.01.2026
Gazze’ye kim çöktü? - Ufuk Saka

Her şey küresel sermaye ittifakı adına İngiliz hükümetinin, ta 1848 yılında bir genelgeyle Filistin’deki konsoloslarını Yahudilerin himayesine vermesiyle başlamıştı.

Devamını Oku
21.01.2026
İktidarın meşruiyet sorunu - Kadir Serkan Selçuk

2002 genel seçimlerinde AKP yüzde 34 oy aldı.

Devamını Oku
21.01.2026
‘Çıkmazdan kurtuluş Dil Devrimi’ - Hürriyet Yaşar

Türkçenin özleşmesinin yolunu açan Dil Devrimi’ne karşı olanlardan Atatürk’e karşı çıkmayı göze alamayanlar, onun öz Türkçeden vazgeçtiğini, üstelik özleştirmeye girişmekle yanlış yaptıklarını söylediğini öne sürerler.

Devamını Oku
20.01.2026
İşçi sendikalarına öneriler - Engin Ünsal

1968 yılında uluslararası bir sendika toplantısı için New York’taydım.

Devamını Oku
20.01.2026