Ekonomik krizin faturasını kim ödeyecek? - Armağan Öztürk
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ekonomik krizin faturasını kim ödeyecek? - Armağan Öztürk

15.04.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ekonomik krizin nedenleri ve niteliği üzerine elitler arasında yoğun bir tartışma var. Muhalif kesimler çok açık bir şekilde siyasi iktidarın liyakatsiz yönetiminin ülkeyi bu hale getirdiğini ileri sürüyor. Tüm dünya faiz yükseltirken faiz düşüren Türkiye hikâyenin sonunda ne faizi ne de döviz kurunu düşük seviyede tutabildi. Kredi faizleri yüzde 50 bandının üstünde. Dolar 32 TL’yi geçti, Avro 35 lirayı zorluyor. Altın piyasası ise başka bir boyutta seyrediyor. Çeyrek altın 4 bin liranın üstüne çıktı. Asgari ücret 4 çeyrek altın ediyor. Dahası hemen tüm makro ekonomik veriler alarm veriyor. Enflasyonda dünya liderliğine oynuyoruz. Merkez Bankası rezervleri ekside. Yani kasada para yok. Vergiyi benzinden, sigaradan ve ücretli kesimden sağlayan bir maliye yapımız var. Gelir dağılımı bozukluğu ise giderek derinleşiyor. Zengini çok zengin, fakiri çok fakir bir ülke artık Türkiye.

SİYASİ İKTİDAR

Ekonomik krizin nedenleri ve niteliğiyle ilgili tartışma ise eskisi kadar olmasa da hââ bir ölçüde canlı. Siyasi iktidar Türkiye’ye karşı bir kuşatma kampanyasının kurbanı olduklarını, ayrıca COVID 19 süreci ve bölgemizdeki savaşların ekonomik istikrarı olumsuz etkilediğini dile getiriyor. Ayrıca iktidar çevreleri, yaşanan sıkıntıyı kriz olarak tanımlamaktan özenle kaçınmakta. Ortada bazı ekonomik sorunların olduğu, bunların da zamanla aşılacağı; üretimin devam ettiği, fabrikaların kapanmadığı ve istihdamda da istikrar devam ettiği için muhalefetin söylediklerinin olgusal açıdan yanlış olduğunu; “Türkiye ekonomik krizle boğuşuyor” yargısının bu nedenle haksızlık olduğunu ileriye sürüyorlar.

Ancak son yerel seçimde de bir kez daha kanıtlandığı üzere, bu söylem setinin geniş halk kitleleri tarafından sorgulandığı açık. Çapı gittikçe genişleyen muhalif seçmen geçim sıkıntısı çektiğini düşünüyor. Yaşadığı olumsuz yaşam şartlarından siyasi iktidarı sorumlu tutmakta.

Bayramdan önce memur maaşlarını yatıramayan bir hükümet var karşımızda. Ama dolarla yapılan sözleşme ödemeleri devam ediyor. Hükümet ne yap-işlet-devret modelinden ne de büyük ihaleler alan yandaş şirketlerden vazgeçmiş durumda. Ayrıca devlet harcamalarında ciddi bir azalma da yok. En azından bugüne kadar ortaya çıkan veriler bakımından krizin faturasını orta ve orta alt sınıflara ödetmeye çalışan bir neoliberal programla karşı karşıyayız.

SOSYAL YARDIM

Bu noktada muhalefete büyük sorumluluk düşünüyor. Muhalefet partileri ellerindeki belediyelerle siyasi iktidarın zayıflayan sosyal yardım performansına alternatif yaratabilirler. İstanbul ve Ankara seçimlerinde CHP’nin kazandığı başarının bir nedeni de İmamoğlu ve Yavaş’ın toplumcu belediyeciliğe önem veren tavrı. Bu iki başarılı örnek Anadolu tarafından olumlandı. İnsanlar İstanbul ve Ankara’ya bakarak oy verdiler. Kendi kentlerinde o illerdeki hizmetlerin olmasını istediler.

Bir diğer konu ise sosyal politik gündem. Asgari ücret, emeklilikte kademe bekleyenler ve emekli maaşları gibi konular siyasi iktidarın yumuşak karnı. Bu konuların sürekli bir şekilde gündemde tutulması krizin faturasını fakirlerin üzerine yükleyen anlayışının daha da gözden düşmesine yol açacaktır.

Armağan Öztürk

Artvin Çoruh Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü 

Yazarın Son Yazıları

'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026
Ya 3 Nisan 1930 olmasaydı?

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” hükmü, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı olmayıp aynı zamanda bir imparatorluğun küllerinden doğan yepyeni bir yaşamın ilk nefesidir.

Devamını Oku
03.04.2026
Ebru Teğmen…

Nereden nereye sevgili okur, ‘’Fatmagül’ün suçu ne?’’ sorusunu hemen tanıdınız değil mi?

Devamını Oku
03.04.2026