Kadın mücadelesi ve örgütlenme - Dr. Neval Oğan Balkız
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kadın mücadelesi ve örgütlenme - Dr. Neval Oğan Balkız

08.03.2025 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

. S. Mill, “Gerçek ahlaki duygunun biricik okulu, eşitlerden oluşan bir toplumdur” der. Bu saptama, liberal teorinin en önemli vaadini oluşturur. Ancak liberal teori; dayandığı temeller, kuramsallaştırdığı toplumsal, siyasal, sosyoekonomik yapı itibariyle, böyle bir amacı gerçekten hedeflemez. Siyasal hakları kişinin sahip olduğu “doğaya/doğal farklılığa” gönderme yapmadan, soyut bir eşitlik anlayışıyla kurgular. Bütün bireylerin toplumda aynı derecede ‘eşit’ olduğunu söyler. Buradaki eşitlik, T.H Marshall’ın “yurttaşlık, bir topluluğun tam üyeliğinin doğurduğu bir statüdür. Bu statüye sahip olanlar, statüye ilişkin hak ve ödevler bakımından eşittirler” şeklindeki tanımında ifade bulur. Ancak liberal teori bu söyleme karşın, kamusal ve özel alan ayırımını kadın ile erkeğin “doğal farklılığına” dayandırır.

“Doğal farklılığa göre, toplumda bireylerin bazıları diğerine göre daha eşittir” şeklinde cinsiyet ayırımına dayalı “eşitsizlikçi bir karakter” taşır. Ama, “soyut bir eşitlik” söylemiyle de, somut toplumsal, ekonomik ve cinsel eşitsizliklerin üzerinin örtülmesine hizmet eden “ahlaki bir örtü/ bir perde” oluşturur. Feminist kuram, bu perdeyi kısmen aralamış, teorinin ‘sınıfsal eleştirisini yapmaksızın’, cinsiyet unsuru yönünden sorgulanmasını yapmaya girişmiştir. İnsan hakları, birey, hak, özgürlük, demokrasi gibi yurttaşlık kavramının da, cinsiyetten arınmış olmadığını ortaya koymuş ve kadın hakları mücadelesine belirli bir yön vermiştir.

AKP VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİT(SİZ)LİĞİ

AKP, siyaset ile dinin iç içe geçtiği yönetim pratiğinde, kendi ideolojik, hegemonik düşünsel temelini oluşturan siyasal İslamcı anlayışı, tüm iletişim araçlarını, kültür ve davranış biçimlerini aktarma yöntemlerini, algısal ve düşünsel söylem biçimlerini kullanarak yaydı.

Muhafazakâr, otoriter, cinsiyetçi ve eril nitelikli bu anlayışı kurumsallaştıracak politikalar uyguladı. Kadın ve erkeğin onur ve haklar bakımından eşit olduğu ve yaşamın tüm alanlarında eşit muamele görmesi gerektiğini savunan “cinsiyetlerarası eşitlik referansını” kabul etmediğini, her ortamda dile getirdi. Bu koşullar, toplumumuzda cinsiyet eşitliği ve kadının kimliği kurgusuna ilişkin tartışmaların, kadın bedeni ile onun kamusal sunumu çerçevesinde yoğunlaşmasına, hatta hapsedilmesine yol açtı.

Dayatılan bu kurgu çerçevesinde kadın; biyolojik farklılığı temelinde, belirli bir din ve inanç anlayışının temellendirdiği günah kavramını içerecek şekilde bedene ilişkin bir imgeye dönüştürülüyor. Böylece, toplumda kadından bahsetmek artık kaçınılmaz biçimde hemen onun bedenini anımsatır hale geliyor. Böyle bir algılama; bu bedene bakanın zihninde çıplaklığın doğmasına, çıplaklığın çağrıştırdığı tüm öğe ve olgulardan dolayı kadının suçlanmasına yol açıyor. Ve nihayetinde kadının geleneksel, kültürel, dinsel önyargılarla (namus kavramı vb.) her türlü şiddete maruz kalmasına ve bu eylemlerin, bu tür önyargılarla toplumun geniş kesimleri tarafından meşru kabul edilmesine neden oluyor! Böyle bir dönüştürme kadın öldürümlerini arttırıyor ve meşru görülmesine zemin yaratıyor. (Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre; 2024’te en az 394, 2025’in ilk iki ayında Ocak’ta 49 kadın öldürüldü!)

Bu toplumsal cinsiyet kurgusunun diğer bir sonucu, kadının insan olarak kendisiyle, bedeniyle olan ilişkisi ve bunun toplumsal görünümleri, yalnızca “annelik rolü” üzerinden oluşturulmasıdır. Kadınların kamusal ve özel alandaki varlık biçimleri, kariyer ve hak kategorileri bu rol üzerinden ve aile temel alınarak, biçimlendiriliyor. Bu anlamda alternatif (kamusal) alanlar yaratılıyor. Kadına ait görünürlük bu alanlara, kişisel ve bedensel pratikleri de kapsayan çeşitli dinsel davranış biçimleriyle taşınıyor. Böylelikle din, kadın bedeni ve onun pratikleri üzerinden toplumsal bir tasavvur olarak dolaşıma giriyor, beden ve mekan aracılığıyla görünürlük kazanıyor.

ARAÇSALLAŞAN HUKUK

Türkiye’de hukuk, bu cinsiyet kurgusunun hakim kılınmaya çalışıldığı koşullar içerisinde, iktidarın ayırt edici biçimi olarak, kadına yönelik şiddet konusunda marjinal bir konuma düşmüş ve kadın bedeninin, kadın davranışlarının kontrolünü sağlama, disipline etme amacının gölgesinde kalmış bulunuyor. Hukuk kuralları ve hukuki söylem genel olarak, oluşturulan ve dayatılan bu toplumsal cinsiyet kurgusuna ve cinsiyetler arasındaki doğal farklılıklara başvuruyor. Normatif olarak, kadın bedenine atfedilen anlamlardan çıkarımlar yapılıyor, bu çıkarımlardan kurallar oluşturma yoluna gidiliyor. Bu şekilde oluşan hukuk, genel olarak, erkek egemen ideolojinin yeniden üretilmesi ve aktarılmasını sağlıyor. Hatta giderek M. Faucoult’nun iktidarın birey, beden, nüfus ve yaşamı kontrol altına alınmasını sağlayan güç ilişkilerindeki kontrol etme teknikleri olarak tanımladığı “biyoiktidar” mekanizmalardan birini oluşturmaktan öteye geçmiyor!

Bu anlayış ile; bugüne kadar kadınların, özellikle Medeni Kanun kapsamındaki hak ve kazanımları (evlilik yaşı, tek eşlilik, resmi nikâh, boşanma, velayet, nafaka, mal rejimi, soyadını kullanma) geri alınmaya, aşındırılmaya çalışılıyor. Örneğin nafakanın süreli hale getirilmesi, aile hukukuna ilişkin davalarda arabuluculuğa gidilmesi, özellikle kız çocuklarının eğitimin dışına itilmesi ve erken evliliklerin, çocuk doğurmanın özendirilmesi çabaları yoğunlaşıyor. 25 Aralık 2024 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde “doğurganlık hızının nüfusun yenilenme seviyesinin üzerinde tutulması ve aile kurumunun güçlendirilmesi suretiyle sağlıklı ve dinamik nüfus yapısının korunması için politikalar oluşturulması amacıyla”, Nüfus Politikaları Kurulu’nun kurulması bunun en somut adımını oluşturuyor.

Kadınların, kamusal ve özel bireysel özerkliği, annelik konumu ile sınırlandırılmak isteniyor. Bu uygulamaların, “üç çocuk yapma” dayatmalarıyla, kadının bedeni ve yaşamı üzerinde karar verme iradesinin, üreme ve sağlık hizmetlerine erişim, eğitim, istihdam olanaklarının ellinden alınmasına yol açacağı kuşkusuzdur. Diğer yandan, bu hakları düzenleyen laik hukukun bütünlüğünü ortadan kaldıran düzenleme ve uygulamalar yaygın hale getiriliyor. Anılan kararname ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde “aile yapısının ve değerlerinin korunması ve güçlendirilmesi” amacıyla kurulan Aile Enstitüsü Genel Müdürlüğü’nün danışma kurulunda, belirleyici özne olarak Diyanet İşleri Başkanlığına yer veriliyor. Ailenin Korunması 2024-2028 Vizyon Belgesi ve Eylem Planında belirli bir din anlayışı ve uygulamaları temel alınıyor.

Ceza hukuku alanında, şiddet mağduru hakkında koruma kararı verilmesi için delil zorunluluğu getirilmesi, sürenin kısaltılması talepleri gündeme alınıyor. Gündemdeki bir teklif ile TCK’de yer alan “hayasızca hareketler başlıklı 225. maddeye; “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete aykırı tutum ve davranışta bulunmaya teşvik ve özendirme” ile “aynı cinsten kişilerin nişan ve evlenme töreni yapma” şeklinde tanımlanan suç türleri eklenmesi amaçlanıyor.

Toplumsal yaşamın her alanında, kadın için var olan eşitsizliğin ve bu eşitsizliğin doğurduğu şiddetin koşullarını dinsel temeller üzerinde yeniden inşa ederek ağırlaştıran böylesi düzenlemeler, kadın erkek eşitsizliği ve bu eşitsizliğin yarattığı şiddeti, giderek derinleştiriyor.

EŞİTSİZLİĞİN EKONOMİPOLİTİĞİ

Kapitalizm, tüm dünyada, ucuz emek ilişkisini yeni biçimler ile üretim süreçlerinde çoğaltıyor, sürekli ve yaygın hale getirme olanakları dayatıyor. Sürekli hale gelen ekonomik krizler, savaş ve afetler, doğanın talan edilmesi, derinleşen eşitsizlikler, işsizlik ve yoksulluk, esnek ve güvencesiz çalışma koşulları özellikle kadınları, çok daha ağır yaşamsal sorunlar ve şiddet koşulları ile karşı karşıya bırakıyor. Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu tarafından ülkedeki kadınların; istihdam olanaklarına erişim ve istihdam süreçlerinde yer alma, bütçeden pay alma, gelir artış payına erişim, sosyal ve ekonomik haklardan yararlanma, erkek kadın ücretlerinde eşitlik, sosyal, ekonomik, kültürel yaşama katılmada fırsat eşitliği, eğitim olanaklarının, sağlık koşullarının ve siyasi katılımının güçlendirilmesi gibi kriterlere göre belirlenen sıralamanın yer aldığı, “Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu 2024” verilerine göre, 146 ülke arasında (126. sırada olan Suudi Arabistan’dan da sonra) 127. sırada ve Avrupa’nın sonuncusu konumunda bulunuyor.

FARKLI BİR TOPLUMSAL YAPI ÖRGÜTLEMEK

Yeşim Arat’ın saptadığı gibi bu koşullarda bizlere düşen görev, “kadınları; dini bütün hayatlar sürmeye teşvik etmeden önce, kendi yaşamlarına dair asli tercihlere sahip olmalarını sağlayacak koşulların oluşturulmasının mücadelesini vermektir. Bunun için de dini kurallardan ziyade laik, eşitlikçi yasaların anayasal güvence altına alındığı bir siyasi bağlam oluşturma gereği ve zorunluluğu bulunmaktadır”.

Böylesine kapsamlı yapısal ve düşünsel bir toplumsal dönüşüm ile ancak var olan toplumsal cinsiyet kurgusu değişebilir. Kadın bedeni ile onun kamusal sunumu, eşitlik temelinde yeniden yapılandırılabilir. Kadınların kendi vücutları üzerinde bağımsız karar verme hakkının temel bir hak olduğu anlayışı kurumsallaşabilir. Kadınlar için; onları kişisel gelişim olanaklarından vazgeçmeye, belirli bir yaşam biçimini seçmeye zorlamadan, toplumsal kararlara katılmalarını olanaklı kılan pozitif eşitleme politikası hayata geçirilebilir. Cumhuriyet devrimlerinin kazanımları korunabilir, İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlük kazanabilir, erkek ve kadın eşitliğinin fiili olarak tüm toplumsal alanda sağlanması devletin tüm politikalarının temel amacı haline getirilebilir.

Kadınlar, bir hak öznesi varlıklarını, aynı zamanda tarihsel özne olma durumlarını koruyarak, bu sağlayacak laik, eşitliğe dayalı, demokratik, adil ve özgür bir toplumsal düzen ve yaşam istemiyle, eylemlilikte daima var olacaklar. 1857’den bugüne kadar olduğu gibi. Yalnızca 8 Mart’larda değil, her zaman ve yaşamın her alanında!

Yazarın Son Yazıları

Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026
Deprem dersleri - İbrahim Berksoy

42 yıllık kısa ömrüne yaşama ilişkin birbirinden ilginç düşünceler sığdıran Danimarkalı felsefeci Kiergagaard’ın şu sözü hiç aklımdan çıkmaz: “Yaşamı ileri dönük yaşar, geriye dönüp anlarız.”

Devamını Oku
06.02.2026
Modern toplumun temel ilkesi: Laiklik - Arif Anıl Öztürk

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ortak paydalarından biri olan laikliğin anayasaya girişinin 89. yıldönümündeyiz.

Devamını Oku
05.02.2026
Kronikleşen hastalık - Kadir Serkan Selçuk

İktidarın bir süredir devam eden “sorunları çözememe hastalığı” artık kronikleşti.

Devamını Oku
05.02.2026
BALATRO - A. Celal Binzet

Doğrusu bir sözcüğün günlük dildeki anlamı dışında ne denli yoğunluk içerdiğini öğrenmek hiç de kolay olmadı.

Devamını Oku
04.02.2026
Liyakat meselesi: Mine–öz–sinir hattı - Roşan Orhan

Türkiye’de bazı sorunlar vardır; bağırmaz, çağırmaz, ilk bakışta can yakmaz.

Devamını Oku
04.02.2026
Meşruiyet üzerine - Doğan Soyaslan

Meşruiyet siyasi ve hukuki anlamlarda kullanılır.

Devamını Oku
04.02.2026
Kalınlaşan müfredat, güçsüzleşen çocuklar - Abdullah Yüksel

Eğitim sistemimizde ilginç bir denklem var: Müfredat kalınlaştıkça çocuklar inceliyor.

Devamını Oku
03.02.2026
Eczane kapısı kilitli! - Avni Kurtuldu

Türkiye’de eczane açmak, artık mesleki bir tercih değil; talih işi.

Devamını Oku
03.02.2026
Emekle yeşeren bir ağacın gölgesi - OKAY TAŞLI

Cumhuriyet bir tarih değildir yalnızca; her gün yeniden kurulan bir vicdandır.

Devamını Oku
02.02.2026
Devletler ve çıkarları üzerine - ABDULLAH KEHALE

Bugün Suriye’de Kürtler özelinde olanları daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmekte ve yakın tarihte Irak’ta yaşanan olaylara bakmakta yarar var.

Devamını Oku
02.02.2026
Kuvvetler tek elde toplanırsa... - Mahmut Aslan

Muammer Aksoy’un evinin önünde katledilişinin üzerinden 36 yıl geçti.

Devamını Oku
31.01.2026
Süt sağlığımız ve geleceğimiz - Mücteba Binici

Çocukluğumda Karacabey’in Fevzi Paşa köyünde hem tarım hem de hayvancılık yapılırdı.

Devamını Oku
30.01.2026
‘Türkiyelilik’ söylemi kimleri dışarıda bırakır? - Prof. Dr. Utku Yapıcı

“Türk, Kürt, Laz, Çerkes...” On yıllardır bu sözcükleri art arda belirli bir sıraya göre saymak, çoğulcu olmanın temel gereklerinden biri olarak sunuldu.

Devamını Oku
30.01.2026
Felaket kapitalizmi kıskacında - Esen Erol

Günümüzde neoliberal düzenin bizi sarıp sarmaladığı hepimizce malum.

Devamını Oku
29.01.2026
Toplum çocuklarını neden koruyamaz? - Özkan Yıldız

Geçtiğimiz haftalarda, “yan bakma” gerekçesiyle, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, Türkiye’de çocuklar arasında suç ve şiddetin ulaştığı ürkütücü eşiği gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayda geçti.

Devamını Oku
29.01.2026
Suriye’de neler oluyor? - Nejat Eslen

ABD’de strateji geliştirme yöntemi öğretisinde üç ana unsurun esas alınması gerektiği ifade edilir...

Devamını Oku
28.01.2026