Türkiye’de gündem yoğunluğu nedeniyle göz ardı edilen konulardan biri de 10 Ekim 2024’te çıkarılan “Öğretmenlik Mesleği Kanunu” ile getirilen “Milli Eğitim Akademisi” düzenlemesidir.
“Öğretmenlerin seçilmeleri, yetiştirilmeleri, atanmaları, hakları, ödev ve sorumlulukları, kariyer basamaklarında yükselmelerini, Milli Eğitim Akademisi’nin kuruluş ve görevlerini” düzenleyen yasa, eğitim fakülteleri mezunları ile öğretmenlik sertifikası olan lisans mezunu öğretmen adaylarından, akademiye giriş sınavında belirli puanı aşanların, akademide verilecek hazırlık eğitimine alınacağını öngörmektedir.
Yasanın 8. maddesinde, “Akademide verilecek hazırlık eğitiminin teorik ve uygulamalı derslerden oluştuğu, eğitim süresinin eğitim fakültesi çıkışlılar için üç, diğer fakülte çıkışlılar için dört yarıyıl olarak uygulanabileceği, hazırlık eğitiminin içeriği, süresi ve bu eğitime ilişkin diğer hususların bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği” ifadeleri yer almaktadır.
Geçtiğimiz ay yapılan açıklamaya göre bu yıl akademiye 10 bin kontenjan ayrıldığı, giriş sınavının 13 Temmuz 2025’te ÖSYM tarafından iki oturum olarak yapılacağı duyuruldu. İlk oturumdaki testler “sözel ve sayısal yetenek, tarih, Türkiye coğrafyası, eğitimin temelleri ve Türk milli eğitim sistemi ile mevzuatı konularını” kapsayacak. İkinci oturumunda ise öğretmenlik alan bilgisi soruları yer alacak.
Yasanın 15. maddesi, akademiyi bitirenlerin, üç yıl sürecek sözleşmeli öğretmen statüsünde çalışmasını, bu sürede başarılı olanların kadrolu öğretmen olarak atanacaklarını hükme bağlamaktadır.

SORUNLAR VE KAYGILAR...
Ortak akılla ve geniş bir uzlaşma ile hazırlanmadığı görülen Milli Eğitim Akademisi düzenlemesi şu kaygı ve sonuçları beraberinde getirmektedir:
• Eğitim fakültesi öğrencileri genel kültür, özel alan ve öğretmenlik meslek bilgisi derslerinin yer aldığı dört yıllık eğitimi bitirerek öğretmenlik diploması almaktadır. Öğretmen adaylarına aynı içerikte üç yarıyıllık ek bir eğitim verilmesi eğitim fakültelerinde verilen eğitimi ve mezunların diplomalarını yok saymak anlamı taşımaktadır. Bu nedenle getirilen düzenleme eğitim fakültelerini Milli Eğitim Akademilerine öğrenci hazırlayan dershanelere dönüştürecek, sonrasında kapanmalarına yol açacaktır.
• Akademilerde görev alacak yönetici ve öğretim kadrosu hangi ölçütlere göre oluşturulacak? Siyasi iradenin bugüne kadarki uygulamaları, akademik ve yönetim kadrosunun oluşturulmasında siyasi tercihlerin öne çıkacağını göstermektedir. Bu durumda akademideki eğitim sırasında yapılacak sınavların mülakat uygulamasında olduğu gibi “bizden mi, değil mi” sorgulamasına dönüştürüleceği kaygısı bulunmaktadır.
AMAÇ NE?
Milli Eğitim Bakanlığı, hizmette yer alan öğretmenlerin bilgilerini tazelemek ve eksikliklerini gidermek amacıyla hizmet içi eğitim vermek üzere bir akademi kurabilir. Ancak bu düzenleme 1982’de üniversitelere devredilen öğretmen yetiştirme işinin 43 yıl sonra yeniden bakanlığa devredilmesi anlamı taşımaktadır.
Ulusal ve uluslararası tüm göstergeler, Türkiye’de ilk ve ortaöğretimdeki eğitimin nitelikte dibe vurduğunu ortaya koymaktadır. Bu sonuçtan birinci derecede sorumlu olan elbette Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Peki, bir milyonu aşan kadrolu öğretmeni, 20 milyonu bulan öğrencisi olan bakanlık, mevcut yükü ile baş edemezken üniversitelerin 43 yıldır yürütmekte olduğu öğretmen yetiştirme işini neden devralmak istemektedir? Amaç nitelikli öğretmen yetiştirmek mi yoksa siyasi iktidarın eğitim projesi olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni uygulayacak “bizden olan” öğretmenleri bizzat kendi denetiminde yetiştirmek mi?
KAPANMA SIRASI EĞİTİM FAKÜLTELERİNDE Mİ?
Türkiye öğretmen yetiştirmede 1848’e kadar uzanan, iki asra yakın deneyime sahip bir ülke. Bu sürede, özellikle Cumhuriyet döneminde, birbirinden özgün öğretmen yetiştirme modelleri bulup geliştirmesine karşın bunların hoyratça harcandığı biliniyor. Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Yüksek Öğretmen Okulları bu kurumlar arasında. Şimdi sıranın eğitim fakültelerine geldiği görülüyor.
BU SUSKUNLUK NİYE?
Milli Eğitim Akademisi projesiyle, eğitim fakülteleri işlevsiz bırakılıp kapanma sürecine girerken öğretmen yetiştirmeden birinci derecede sorumlu olan YÖK bu gelişme karşısında suskun! Üniversiteler ve eğitim fakülteleri suskun! Bu fakültelerde görev yapan 1400 kadarı profesör unvanlı 10 bine yakın akademisyen ve 200 bine yakın öğrenci suskun! Bu suskunluk, eğitim tarihine geçecek ilginç bir olay olarak hatırlanacaktır.
PROF. DR. İSA EŞME