Sahte umutlar diyarı
Örsan K. Öymen
Son Köşe Yazıları

Sahte umutlar diyarı

18.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

1917 Ekim Devrimi’nin öncüsü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurucusu Vladimir Lenin, emperyalizm kavramını çözümleyen, kapitalizm ile emperyalizm arasındaki ilişkiyi açıklayan ve emperyalizme karşı mücadelenin kuramsal temellerini ortaya atan en önemli düşünürlerden ve yazarlardan birisiydi.

SSCB ve Varşova Paktı yıkılınca, dünyada ABD emperyalizmine karşı mücadele verecek ciddi bir güç kalmadı. Rusya ve Çin bu boşluğu doldurmaya çalışsalar da, her iki ülke de küresel kapitalizmin bir unsuruna evrildikleri için, bu konuda yetersiz kalmaktadırlar. Rusya’nın ve Çin’in ABD’ye karşı mücadelesi, ideolojiden yoksun stratejik temellere dayanmaktadır. Oysa antiemperyalist mücadele, doğası ve tanımı gereği, jeostratejik ve jeopolitik dayanaklara indirgenerek yürütülemez.

Antiemperyalist mücadele konusunda, emperyalizmin ürünü olan İran’daki ve Afganistan’daki teokratik diktatörlüklere umut bağlanması da, acizlikten, zavallılıktan, beceriksizlikten ve emperyalizme karşı doğru dürüst bir örgütlenmenin kurulamamış olmasının itiraf edilmesinden başka bir şey değildir.

Bir zamanlar, sosyalist ve komünist cephede, Vladimir Lenin, Ho Chi Min, Fidel Castro, Che Guevara, Josip Tito, Mao Zedong gibi liderler, halkçı ve merkez sol cephede, Mustafa Kemal Atatürk, Mahatma Gandi, Olof Palme gibi liderler, farklı ölçeklerde de olsa, emperyalizme karşı gerçek ve etkili bir mücadele veriyorlardı. Günümüzde ne onların yerini dolduracak liderler ne de doğru dürüst bir ideolojik örgütlenme var.

Bu nedenle statükoya hizmet eden sahte umutları halka dağıtmak yerine, gerçek, etkili ve ideolojik bir antiemperyalist örgütlenmenin başlatılması zorunludur ve kaçınılmazdır.

***

Halka sahte umutlar dağıtmakla ilgili olarak bir başka bağlamda bir başka örnek de Macaristan’daki son seçimler konusunda yaşanmaktadır. On altı yıllık Viktor Orban hükümetinin seçimlerle iktidardan düşmesi, onun yerine Peter Magyar’ın başbakan seçilmesi üzerine, Türkiye’de de iktidarın benzer bir biçimde değişeceğine dair umutlar dağıtılmaktadır, Macaristan ile Türkiye arasında bir analoji kurulmaktadır.

Magyar her ne kadar solcu bir siyasetçi olmasa da, ABD’nin Orban’a verdiği açık desteğe rağmen Orban’ın kaybetmesi, ayrıca Magyar’ın yargı bağımsızlığı, güçler ayrılığı, medya özgürlüğü gibi konulardaki söylemleriyle seçimi kazanmış olması, önemli bir gelişmedir.

Ancak Türkiye ile Macaristan arasında bazı benzerlikler bulunsa da, iki ülkedeki durum özdeş değildir. Macaristan demokrasi konusunda diğer Avrupa Birliği ülkelerinin gerisinde olsa da, Türkiye’den daha demokratik bir ülkedir.

Macaristan’da da hükümet medyada bir iktidar partisi tekeli kurmuştur, medya özgürlüğünü sınırlamıştır, kamu kurumlarına parti üyelerini doldurmuştur. Ancak Macaristan’da hükümet, Türkiye’de olduğu gibi, muhalefet partilerinin başbakan/ cumhurbaşkanı adaylarını hapishaneye atmamıştır; muhalefetin olası başka adaylarını “telef etmekle” tehdit etmemiştir; hükümetin mevcut lideri ölene kadar iktidarın değişmeyeceğini ilan etmemiştir; Türkiye’deki gibi yüzlerce gazeteciyi, yazarı, medya üyesini, sanatçıyı, akademisyeni, siyasetçiyi, belediye başkanını, belediye meclis üyesini, bürokratı, askeri, öğrenciyi, sivil toplum örgütü liderini, vatandaşı, muhalif düşüncelerinden ötürü hapishaneye atmamıştır.

Macaristan’da, muhalefetin adayının seçimlere girmesine olanak tanınmıştır, Türkiye’de olduğu gibi, insanların seçme ve seçilme hakkı engellenmemiştir.

Macaristan Avrupa Birliği üyesi olduğu için, Orban hükümeti, AB üyeliğinin olanak verdiği ölçüde demokrasiye sınırlar getirebilmiştir. Türkiye ise bir AB üyesi değildir, AB’den dışlandığı halde AB’ye, Britanya’ya ve ABD’ye hizmet eden antidemokratik bir Ortadoğu ülkesidir.

Türkiye’nin iç politikasındaki durumu Macaristan’dan çok Rusya’ya benzemektedir. Rusya’da devlet başkanı Vladimir Putin’in “seçimleri” kaybetme olasılığı ne kadarsa, Türkiye’de de “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın “seçimleri” kaybetme olasılığı o kadardır!

Muhalefet ona göre bir muhalefet stratejisi belirlemelidir!

Yazarın Son Yazıları

CHP’nin bölünmesi

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hukuka aykırı biçimde üniversite diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanmasından sonra, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de hukuka aykırı biçimde görevden alınmasıyla gerçekleşen darbe, CHP’nin bölünüp bölünmemesi sorununu da beraberinde getirdi.

Devamını Oku
01.06.2026
Ahlak nedir?

Türkiye’deki sorunların temelinde ahlakın ne olduğunun bilinmemesi yatmaktadır

Devamını Oku
30.05.2026
Mutlak emperyalizm

Hukuk ters yüz edilerek, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanması da, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “mutlak butlan kararıyla” görevden alınıp yerine CHP eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesi de, emperyalizmin bir operasyonu ve projesidir.

Devamını Oku
25.05.2026
Mutlak ahlaksızlık

AKP “hükümetinin” kurduğu diktatörlük rejimi, geçtiğimiz yıl, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal ederek ve kendisini tutuklayarak, vatandaşların seçme ve seçilme hakkını gasp etti.

Devamını Oku
23.05.2026
ABD ve Çin

ABD yönetimlerinin sergilediği emperyalizme karşı mücadele, Türkiye’deki bazı çevrelerde, bir antiemperyalizm mücadelesi olmaktan çıkıp, ABD karşıtlığına, anti Amerikancılığa, ABD’ye ait olan her şeye toptan karşı çıkmaya evrilmiş durumdadır.

Devamını Oku
18.05.2026
Nazilerin iktidarı

Almanya’da Adolf Hitler’in öncülüğündeki Nazilerin serbest ve özgür seçimlerle nasıl iktidara geldiği, hem Almanya’nın hem de dünyanın yakın tarihinin anlaşılması ve her ülkede geleceğe yönelik önlem alınması açısından son derece önemlidir.

Devamını Oku
16.05.2026