Şahin Aybek

Örtük amacımız düşünmeyen bireyler yetiştirmek!

10 Ocak 2022 Pazartesi

“Program geliştirme, bilimsel bir süreçtir. Bir felsefe ve öğrenme anlayışına dayalı olarak hazırlanan programlar, deneme uygulamalarından elde edilen sonuçlara göre geliştirilir. Sınıflarda öğretmen merkezli, aktarmacı bir öğretim gerçekleştirir. Peki, öğretim programlarında öğrencilere kazandırılması gerektiği belirtilen düşünme becerilerine, değer ve tutumlara ne oldu?”

“Bir ülkenin zihniyetini değiştirmenin en etkili yollarından biri, kullanılan kavram ve terimleri, bir başka deyişle dili değiştirmektir. Müfredat kavramını kullanarak eğitimi bilimsellikten uzaklaştırıp bilgi aktarımının yapıldığı bir sürece dönüştürüyorlar. Çocuklarımızın düşünmeden, sorgulamadan yetişmesini istiyorlar çünkü düşünen ve sorgulayan bireyden korkuyorlar.”

“Çocuklara ve gençlere yaşamlarında kullanamayacakları birçok bilgiyi öğretmeye çalışarak onların düşünme üzerine uygulamalar yapmaları, araştırma yapmayı öğrenmeleri, tartışarak demokratik değerleri kazanmaları engelleniyor. Örtük program aracılığıyla bireyler, otoriteye itaat etmek ve uymak için yetiştirilirler. Yöneticilerin dediklerini sorgulayan bir öğretmen, otoriteyi sarstığı ve diğerlerine kötü örnek olduğu için cezalandırılabilir, tıpkı öğrencilerde olduğu gibi.”

Eğitimin en önemli unsurlarından biri olan öğretim programları son yirmi yılda defalarca değiştirildi. Bu değişimlerle gerçekte ne amaçlandı? Öğretim programı nedir ve neden bu kadar önemlidir? Öğretim programları ve Cumhuriyet kazanımları son yirmi yılda ne hale getirildi? Bunlar gibi önemli soruları bu hafta önemli konuklarım ile konuşacağım. İlk konuğumuz Dr. Levent VEZNEDAROĞLU…                                            

Sevgili hocam sizi tanıyabilir miyiz?

Adım Levent VEZNEDAROĞLU. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Programları ve Öğretim Ana Bilim Dalı’nda lisans ve yüksek lisansımı yaptıktan sonra 2007 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Program Geliştirme Ana Bilim Dalı’nda doktoramı tamamladım. Doktora tezimi örtük program hakkında yaptım. Yaklaşık 22 yıl bir özel okulda program geliştirme uzmanı olarak çalıştım. Bu süreçte birçok alanda program geliştirme ve değerlendirme çalışması yürüttüm. Üst düzey düşünme becerilerinin kazanımlarla ilişkisi ve ölçülmesi üzerine araştırmalar yapıp bunları öğretim programlarına uyarlamak üzere eğitimler düzenledim. Bilgi okuryazarlığı, uzaktan öğretim, ters yüz öğrenme, etkili ders tasarımı, öğrenci merkezli öğretim, proje tabanlı öğrenme, probleme dayalı öğrenme, çoklu zekâ, öğrenme stil ve stratejileri gibi alanlarda uygulamalı eğitimler düzenledim, yapılandırmacı öğrenme anlayışının öğretim sürecine uygulanması ve problem çözmede bar grafiklerinin kullanımıyla ilgili kitaplar yazdım. 2020 yılından beri kendi işimi yapmakta ve educamy.net adlı sitede diğer yazar arkadaşlarımla birlikte yazılar yazmaktayım.

Son zamanlarda “eğitim programı” ve “öğretim programı” yerine “müfredat” kavramının kullanıldığını duyuyoruz. Nedir bu müfredat? Program kavramını karşılıyor mu?

Müfredat, dersler ve konular listesi anlamına gelmektedir. Oysa bir eğitim ya da öğretim programının hedef, eğitim durumları ve değerlendirme olmak üzere en az üç ögesi vardır. Bazı eğitim bilimciler bunlara “içeriği de ekleyerek öge sayısını dörde çıkarır. Üç ya da dört, fark etmez. Sonuçta müfredat, program anlamına gelmemekte, onun öge ve özelliklerini barındırmamaktadır.

O zaman müfredat kavramı için bilimsellikten uzak diyebilir miyiz?

Kesinlikle diyebiliriz. Program geliştirme, bilimsel bir süreçtir. Bir felsefe ve öğrenme anlayışına dayalı olarak hazırlanan programlar, deneme uygulamalarından elde edilen sonuçlara göre geliştirilir.  Bir başka deyişle program geliştirme ve program kavramları, eğitimin bilimsel ve sistemli olma özelliğine vurgu yapar. Sadece okutulacak dersler ve bu derslerde öğretilecek konular listesi anlamına gelen müfredat kavramının bilimsellikle ilgisi yoktur.

Peki, müfredat ve program kavramları arasındaki ayrım bu kadar açıksa neden son yıllarda “müfredat” kavramını işitiyoruz her yerde? Eğitim alanındaki en yetkili kişilerden okul müdürlerine kadar herkes neden eğitim ya da öğretim programı yerine “müfredat” diyor?

Bunun bilinçli yapıldığını ve temel nedeninin düşünen birey yetiştirmemek olduğunu düşünüyorum. Bunu şöyle açayım: Kullandığımız kavramlar eğitimle ilgili anlayışımızı, eğitime bakış açımızı yansıtır. Dersler ve konular listesi anlamına gelen müfredat kavramını kullandığımızda ön plana çıkardığımız içerik, yani konuların öğrencilere aktarılmasıdır. Öğretim yılının sonunda yöneticilerin öğretmenlere sorduğu soruların başında “Müfredatı yetiştirdin mi?” gelir. Bu soruyla karşılaşacağını bilen öğretmenler de “Müfredatı yetiştirmem lazım!” diyerek öğretmen merkezli, aktarmacı bir öğretim gerçekleştirir. Peki, öğretim programlarında öğrencilere kazandırılması gerektiği belirtilen düşünme becerilerine, değer ve tutumlara ne oldu?

Ayrıca bir ülkenin zihniyetini değiştirmenin en etkili yollarından biri, kullanılan kavram ve terimleri, bir başka deyişle dili değiştirmektir. Müfredat kavramını kullanarak eğitimi bilimsellikten uzaklaştırıp bilgi aktarımının yapıldığı bir sürece dönüştürüyorlar. Çocuklarımızın düşünmeden, sorgulamadan yetişmesini istiyorlar çünkü düşünen ve sorgulayan bireyden korkuyorlar. Bunu da hazırladıkları öğretim programlarıyla çelişerek yapıyorlar.

 Bu noktada nasıl bir çelişkiden bahsediyorsunuz?

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından geliştirilen tüm öğretim programlarının açıklamalar kısmında öğrencilere kazandırılması gereken beceri, değer ve tutumlar bulunduğunu belirtmiştim. Örneğin yaratıcı düşünme ve eleştirel düşünme bu üst düzey düşünme becerilerinden bazılarıdır. Yine öğretmenlerin gerek çeşitli sınavlar gerekse yönetici baskısı nedenleriyle “müfredatı yetiştirme” kaygısı içinde oldukları ve buna bağlı olarak da aktarmacı bir öğretim süreci gerçekleştirdikleri çok açık. Peki, böyle bir süreçte eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme, problem çözme, akıl yürütme gibi becerilerin gelişmesi olası mı? Hayır! İşte bu, öğretim programlarıyla çelişen bir uygulamadır. Tabi burada suçu öğretmenlere atmak gibi bir niyetim yok. Onlar çoğu zaman böyle davranmaya mecbur bırakılmaktadır ve bu iş ustaca yapılmaktadır.

Nasıl? Bunu biraz açabilir misiniz?

Şimdi bir program geliştirdiğimizi ve bunun açıklamalar kısmında öğrencilere üst düzey düşünme becerilerini, demokratik değerleri, iletişim becerileri vb.ni kazandırmak istediğimizi belirttiğimizi varsayalım. Ama bir yandan da programı gereksiz birçok bilgiyle dolduralım ki öğretmen bunları yetiştirmeye çalışmaktan ne üst düzey düşünme becerilerini ne demokratik değerleri ne de iletişim becerilerini geliştirecek etkinlikler yapmaya fırsat bulabilsin. Aslında bizim örtük amacımız, daha önce de belirttiğim gibi, düşünmeyen bireyler yetiştirmek ama programların açıklamalar kısmını sanki düşünen birey yetiştirmek istiyormuşuz gibi yazıyoruz.

Bu gereksiz bilgilere örnekler verebilir misiniz?

Öğretim programları incelendiğinde yüzlerce örnek verilebilir ama hemen aklıma gelenleri söyleyeyim. Örneğin dördüncü sınıf öğrencilerine kayaçları, madenleri ve fosillerin oluşumunu neden öğretiyoruz? Üçüncü sınıf öğrencilerine idari kademeleri öğretiyoruz. Üçüncü sınıf çocuğu bu bilgiyi yaşantısında nerede kullanacak? Yedinci sınıfta çocuklara yaşamlarının herhangi bir alanında kullanamayacakları iki negatif rasyonel sayıyı çarpma, bölme; negatif rasyonel sayıların kare ve küplerini almayı öğretiyoruz. Neden? Bir öykü ya da romanı okurken kim “Bak, burada zarf tümleci var.” diyor? Lisede çocuklar trigonometri, polinom öğreniyor. Liseden sonra mimar ya da mühendis olmayacaksa bu çocuklar, öğrendiklerini nerede ve nasıl kullanacak? Özetlersek, çocuklara ve gençlere yaşamlarında kullanamayacakları birçok bilgiyi öğretmeye çalışarak onların düşünme üzerine uygulamalar yapmaları, araştırma yapmayı öğrenmeleri, tartışarak demokratik değerleri kazanmaları engelleniyor. Bu, aslında onların örtük programını ortaya koyuyor.

Örtük program dediniz. Okullarda uygulanan programların yanında bir de örtük program mı var? Nedir bu örtük program?

Ülkemizde öğretim programları Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanır ve ülke genelinde uygulanır. Merkezi biçimde geliştirilen öğretim programları resmî nitelik taşır ve dolayısıyla bunlar “resmî program” olarak da adlandırılır. Okul ve sınıf yaşantısı sürecinde öğrenciler, resmî programların yanında, sosyal ve toplumsal etkileşimler sonucu ortaya çıkan bir başka programdan daha etkilenirler. Bu programa örtük program adı verilmektedir.

Peki, bu örtük programın var olma nedenleri nelerdir?

Örtük programın var olma nedenleri, bir başka deyişle işlevleriyle ilgili iki karşıt görüş vardır. Bunlardan ilkine göre eğitim, siyasi ideolojiden bağımsız değildir ve yurttaşlarda siyasi ideolojinin istediği bilgi, düşünce tarzı, değer ve tutumları oluşturmada bir araçtır. Eğitimin en temel amacı, çocuğu, mevcut toplumsal düzen içinde yaşamaya alıştırmaktır. Toplumsal düzen ise toplumun temelini oluşturan değer ve normların yeni nesillere aktarılmasıyla sağlanır. Bu aktarım sırasında kullanılan araçlardan biri örtük programdır çünkü siyasi iradeler, yurttaşlarda oluşturmak istedikleri bilgi, düşünme tarzı, değer ve tutumu programlarda açıkça belirtemezler.

Bunlara örnek verebilir misiniz?

Elbette. Örneğin toplumda bazı sosyoekonomik eşitsizlikler vardır. Örtük programın en temel işlevlerinden biri, bu eşitsizliklerin normal olduğunu kabullendirmektir çünkü bu, eşitsizliklerin lehine olduğu grup ya da zümrelerin varlıklarını devam ettirebilmeleri için gereklidir. Benzer şekilde otoriteye itaati sağlamak, örtük programın bir diğer işlevidir. Örtük program aracılığıyla bireyler, otoriteye itaat etmek ve uymak için yetiştirilirler. Böylece toplumsal denetim ve kültürel yeniden üretim, bunun sonucu olarak da siyasi toplumsallaşma ve toplumsal sınıf yapısının devamlılığı sağlanır.

Peki, bu durum okul ve sınıflarda nasıl gerçekleşiyor?

Eğitim ve öğretim programlarında düşünen, sorgulayan, eleştiren, demokratik değerlere sahip bireylerin yetiştirilmesinin amaçlandığı belirtilir ama uygulamada öğrencilerden beklenen oldukça farklıdır. Öğretmen ve yöneticilere itiraz etmeme, onlara itaat etme, sırasını bekleme, çoğunluğun isteklerine bağlı olarak kendi isteklerini erteleme, çalışkan, düzenli ve dakik olma aslında öğrencilerden beklenenlerdir.

Bu durum öğretmenler için de geçerlidir. Onlardan da beklenen yöneticilere itiraz etmemeleri, saygılı, düzenli, çalışkan ve dakik olmalarıdır. Bu davranışları gösteren bir öğretmenin ne kadar yaratıcı ya da yenilikçi olduğu çok önemli değildir. Yöneticilerin dediklerini sorgulayan bir öğretmen, otoriteyi sarstığı ve diğerlerine kötü örnek olduğu için cezalandırılabilir, tıpkı öğrencilerde olduğu gibi.

Yine sınıf içi öğretim sürecinde öğretmenler, resmî programlarda belirtilenlere ters düşen söylem ya da eylemlerde bulunabilir. Türk Millî Eğitimi’nin temel amaçlarının başında Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı nesiller yetiştirmek gelmektedir. Eğer öğretmen sınıfta bu ilke ve devrimlerin aleyhinde söylemlerde bulunarak öğrencilerde karşıt düşünce, değer ya da tutum oluşturmaya çalışıyorsa bu, örtük program kapsamında yer alır.

Örtük programın bilinçli ve çok etkin şekilde kullanıldığı bir başka araç ders kitaplarıdır. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kadın ve erkek eşittir ancak bazı ders kitaplarında ailenin reisinin erkek, kadının ise ev işlerini yapmaktan ve çocuklara bakmaktan sorumlu olduğu gerek metinlerde gerekse görsellerde örtük olarak iletilir. Ders kitaplarındaki cinsiyet ayrımcılığına ilişkin birçok araştırma bulunmaktadır.

Yine ders kitaplarına seçilen metinler, açıkça belirtmediğiniz ama öğrencilere kazandırmak istediğiniz pek çok örtük mesajla dolu olabilir. Örneğin bir metinde toplumsal ya da cinsiyete dayalı eşitsizlikler normalleştiriliyorken bir başkasında Atatürk ilke ve devrimleri üstü kapalı eleştiriliyor ya da kötüleniyor olabilir.

Aynı zamanda örtük program, toplumdaki bazı inanış, düşünce ve değerleri değiştirmede de önemli bir role sahiptir. Bunları resmî programlarla değiştirmek oldukça zordur çünkü toplum buna tepki gösterebilir. Bunu, belli etmeden, örtük ve gizli şekilde yapmak bir kurnazlık şeklidir. Özellikle siyasi iradenin görüş ve değerlerine uymayan düşünceleri zaman içinde ortadan kaldırmak için örtük program etkin bir araçtır.

Örtük programın burada bahsettiklerimin dışında daha birçok boyutu vardır. Okulun koridorlarından sınıftaki sıraların yerleşimine, okul ve sınıflardaki atmosferden kullanılan dile kadar birçok öge örtük program kapsamında yer almaktadır. Bunları başka bir görüşmeye saklıyorum.

Örtük programın işlevlerini açıklayan bir görüş daha olduğunu söylemiştiniz. O görüş neyi savunmaktadır?

İkinci görüşe göre okullar, örtük program aracılığıyla toplumdaki egemen güçlerin değer ve düşüncelerinin tüm topluma aşılanması, politik sosyalleştirme, itaat ve uyumu sağlama, sınıfsal farklılıkları sürdürme ve bunları yeniden üretmeye hizmet ederler.

Bu görüşe göre, okullaşma ile kapitalist sistemin korunması arasında ilişki vardır. Eğitim kurumları mevcut toplumsal, ekonomik, politik yapı ve ilişkilerden bağımsız hareket edemez. Dolayısıyla eğitim kurumları mevcut sistemi ve ilişkileri korur ve yeniden üretir. Eğitim, toplumdaki hâkim sınıf ve grupların kendi kültür ve yaşam biçimlerini toplumun diğer kesimlerine kabul ettirecek “devletin ideolojik bir organı”dır. 

Örtük program aracılığıyla okullar, kapitalizmin korunması için gerekli olan sosyal ilişkileri yeniden üretmektedirler. Eğitim sistemi aracılığıyla öğrenciler, gelecekteki sınıfsallaştırılmış iş rollerine hazırlanmaktadırlar. Alt sosyoekonomik düzeyden gelen öğrenciler için bunlar sınıfın organizasyonuna, iletişimin içeriğine ve değerlendirme sistemine yerleştirilmiş dakiklik, uyum, temizlik ve itaat gibi mesajlardır.

Bu mesajlar, okulun bulunduğu sosyal çevreye göre değişir. Üst sosyoekonomik düzeyden gelen öğrenciler başarılı olmayı içselleştirmeye ve yüksek statülü işlere yönelik mesajlar alırken alt sosyoekonomik düzeyden gelen çocuklara ise düşük statülü işlere yönelik mesajlar verilir.

Bu görüşün, örtük programa daha geniş bir çerçeveden baktığı söylenebilir. Bu görüş, eğitimi, hâkim sınıfların kendi çıkarlarına hizmet eden ve onları koruyan bir araç olarak düşünmektedir. Toplumdaki egemen sınıf ve güçler, eğitimi örtük program aracılığıyla etkilerler. Etkileme sürecinde toplumsal eşitsizlikler meşrulaştırılır ve yeniden üretilir.

Hocam örtük program olumlu şekilde kullanılamaz mı?

Elbette kullanılabilir. Eğer bir okul rekabetten çok dayanışmayı teşvik ediyorsa, çalışanlar ve öğrenciler arasında sevgi, saygı, hoşgörü ve eşitliğe dayalı bir atmosfer varsa, düşünmeyi ve üretmeyi teşvik ediyor ve öğrencilerine bu tür yaşantılar sunuyorsa, kimseyi ötekileştirmiyor, toplumsal eşitsizlikleri ya da cinsiyete dayalı ayrımcılıkları yeniden üretmiyorsa, okulda akademik çalışmalara olduğu kadar sanat ve spora da önem veriliyorsa bu okulun örtük programı olumlu bir şekilde kullandığı söylenebilir.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları