Halktan kopuş, ego, kendi ayağına sıkma noktasını aşmadı mı?

23 Mart 2021 Salı

MHP, Bahçeli tahrikli izlenimi öne çıkmış, Başkan Erdoğan, AKP’nin; yandaş dindar kindarlardan da beslenen, Cumhur İttifakı‘nın öfke, çatışmacılık, kutuplaşma üzerinden toparlanabilmesini öngören ataklarda dur durak yok. Geçen hafta sonunun Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin içine yerleştirilen paketlerde, ülke vatandaşlarının tümünün yaşamı üzerinde etkili olacak düzenmelerle yüzleştiğimiz haksızlık, hukuksuzluklar yumağı için üç günlük gazete başlıklarına çıkmış manşetlerimize hele bir bakın..

Cuma günü HDP’nin kapanması davası ile birlikte Gergerlioğlu operasyonu ile yüzleşmiştik. Ant yasağına Erdoğan’ın İstiklal Marşı ile savunma çıkışı.. Cumartesi gazetesinden öğrenilen yeni sürpriz kararlar içinde Gezi Parkı’nın İBB’den alınması, yeni keşfedilmiş vakfiye ile, Vakıflar yoluyla yeniden yapılaşma ile yeni rant projeleri düşleri.. Merkez’in faiz kararı ile Prof. Bilsay Kuruç’un veriler üzerinden derin analiziyle ekonominin “yokuş aşağı gidişi”nin saptanması var.

Pazar sabahına sığdırılan şok sürprizlerin içinde “Tarikatlara hediyeler” başlığı altında, kadınlara dönük çarpıçı hukuksuzluklar zinciri halkalarıyla İstanbul sözleşmesi’nin feshi birinci sırada yer alıyor. İkinci sırada beklenmedik rekor bir hızla Merkez Başkanlığı’ndan bir AKP’linin alınıp bir gün önceki yayımlanmış yazısı ile öncülük yapmış gazeteden bir başka AKP’linin getirilmesi var. Ekonomide kaos, piyasaların sarsılacağı açıklamaları eşliğinde. Üçüncü haber Kanal inadına,yeni bir adım, “Yap işlet, devret” modelinde, vergisi halkın sırtında kalacak, ilklerde başı çeken yandaş şirkete devlet garantili ihalenin verildiğini duyuruyor. Dördüncü haber tam da betonlaştırılan Taksim için olabildiğince yeşillendirme çabasını içeren İBB projesi hazırlanmışken Gezi Parkı hakkında. Şu anda olmayan Topçu Kışlası bahane edilerek Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı’nın ortaya çıkarılması ile park alanının bu vakfa devri operasyonu özetleniyor..

Dünkü gazetemizin manşetinde ise İpek Özbey’in yaptığı söyleşide Anayasa Profesörü Korkut Kanadoğlu’nun hafta sonu kararnamelerinin bütünlüğü içinde öne çıkan haksızlık, hukuksuzlukları ayrıntılı ele almasıyla ortaya çıkan sonuçlarının, “Franco İspanyası gibi” gerçeklerinin iki tam sayfaya sığdırılamadığının en çarpıcı boyutları yer alıyor.

***

Haftanın son günlerinde, karabasan gibi üzerimize üzerimize gelen, Cumhur İttifakı’nın iki önde liderinin, deyim yerinde ise “bir diğerini ajite etme” stratejilerinde morallerimizin dibe vurması kaçınılmazken.. Aşılamada yetersiz kalış ile virüsün yayılmasında yaşanan ürkütücü tırmanış, daha doğrusu iki hafta öncesinde rahat sayılan İstanbul hastahanelerini bile katlayarak dolduran, ürküten artışı, yine patlama olarak yükselen hasta sayısı, ölüm oranlarının haberleri, içimize oturan kaygılarımızı, korkularımızı taşlaştırıyor..

Haberler arasında, benzerleri yaşana yaşana bıktırıcı dozlara ulaşan kadına şiddet, sokalardaki şiddet, çatışmaların, kavgaların haberleri hem sayısal hem oransal artışlarıyla yüreklere kazılan çaresizlik duygusu büyüyor. Belki ayırımında olmayabilirsiniz, haberlerin yorumlanmasında biraz olsun sorumluluktan kurtulma, iktidar erkinin gazabına uğramamak uğruna da görüşlerine baş vurulan, bilimsel kapasiteleri tartışılamaz uzmanların katılmasında da yükseliş var. Dillendirilemeyen gerçekler için, bilim insanlarının bilimsel kimlikleri ile direnebilmeleri, söz söyleyebilmelerinin gücüne sığınılıyor.

Onlar bilim gücü, sorumluluğu ile kimi gerçekleri yumuşak bir dille de olsa çok çıplak ve çarpıcı verileri ile açıklama sorumluluklarından vazgeçemiyorlar. Kuşkusuz Cumhur cephesi adına yapılan siyasi hesaplarda en eğitimsiz, en yoksul, yoksun ve de çaresizlerin, halkın çok ama çok büyük çoğunluğunun, bir yanı ile çaresizliğin bunalımında kapıldıkları büyük öfke ve tepkiye karşın, yine da sadaka düzeni içinde kurulması hedeflenmiş çok iyi de hesaplanmış çaresizliğin dibe vurduğu haller içinde yakın zamanlara kadar olduğu gibi peşlerinden sürüklenmelerini bekliyorlar.

Sözün özü, öfkeli güç gösterileri ile yapılan siyasal çıkış stratejilerinin hâlâ geçerli olacağı inancı ile, söylem ile icraat sertliklerinde tırmandırma, çatışmacılıktan dönmemeyi, ödün vermemeyi tek geçerli yol saymakta diretiyorlar. Hâlâ ego, halktan, yaşam gerçeklerinden kopuş, haksızlık, hukuksuzluklarla.. kendi ayağına sıkma noktalarına gelindiğini göremiyorlar mı?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları