Siyasal-Ekonomik

28 Aralık 2008 Pazar

Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusu kadar yanıtı verilemeyecek bir durumdur, siyasal kriz ile ekonomik kriz arasındaki ilişki. Birbirlerini tetikledikleri kesindir de, hangisinin hangisini daha çok tetiklediği, hangi dönemde, hangisinin öne çıktığı sorularının yanıtları, biraz da hangi pencereden bakıldığına bağlı, çok da objektif değildir.

Uzaktan bakınca siyasal krizin gündemde olmadığı, çoğunluk iktidarı ile yönetilen bir ülkede yaşıyoruz. Oysa hemen her gün bir diğerini unutturan bir keskin tartışma, kutuplaşma, siyasi kriz konusunun, en çok da iktidar partisi ve lideri tarafından gündeme taşındığı, yaratıldığı süreç hiç bitmiyor. AKP iktidar sürecinin bütününe bakıldığında, bu tartışmalarla sonuçta ülkenin gerçek sorunları, yakın dönemler için büyük ekonomik kriz karşısında iktidarın aciz kalışı, milyonlara dönük ağır bedelleri gündemden, kitlelerin algılamasından olabildiğince uzak tutuluyor.

Toplumsal refleksler, tepkiler olabildiğince hafifletilmekle kalınmıyor; AKP iktidarı ile gündeme gelen ılımlı İslam cumhuriyeti projesinde adım adım yol alınıyor. Sivil darbe ile rejim değişikliğinde; iktidar erkinin yürütmedeki kamu erkini yok eden kadrolaşması, kurumlaşması ilk adım, yasama, yargıyı da ele geçirme, hukuku yok sayan diktatoryal uygulamalarında, cumhuriyet rejimi, laiklik, demokrasi kriterleri ile çatışan biçimde, bir ileri, iki geri mehtaran yürüyüşü sürüyor...

En sıcak tartışma, demokratik düzenin geleceği açısından belki de en tehlikeli sularda dolaşanı, yargı bağımsızlığı, yargı güvenini en çok sarsanı. Elbirliğiyle kaosu yaratan, yargı kurumlarıyla siyaset arasında kılıçları çektiren gelişmenin odağında, başrollerde Başbakan, Anayasa Mahkemesi Başkanı varlar. Sonuç olarak, seçimlere çok yakın, çok siyasi bir manevra ile, iktidar gücünü, Meclis çoğunluğunu kullanarak çıkarılan oldubitti yasa ile belediyelerin yapısı, apaçık ucuz seçim hesaplarına dönük olarak istendiği gibi düzenlendi. Danıştay, 860 belediyeyi kapatarak kaosun temelini yaratan AKP iktidar icraatına karşı bir karar verdi. Nüfusu iki binin altında olmayan kapatma kararı verilmiş belediyelerin aksini kanıtlamaları bağlantılı seçime katılmalarını öngördü. Başbakan Erdoğanın Danıştayı çok ağır, anayasayı çiğnemekle suçlayan açıklamasına Anayasa Mahkemesi Başkanından paralel destek geldi.

***

Anayasa Mahkemesine yürürlükten kalkmış bir yasayla gelmiş, hukukçu olmayan, etik değerlere göre çoktan istifa etmiş olması gereken Başkan Kılıçın, en üst yargı kurumu adına yaptığı açıklamanın içyüzü ile ilgili gelişmeler, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığındaki depremin, çürümüşlüğün boyutlarının sergilenmesinde tartışmaların odağına oturdu; sayısız karar, görüş açıklaması ile ilişkileri şaibeli Başbakan ve Anayasa Mahkemesi Başkanının açıklamalarının paralel, arka arkaya gelmiş siyasi çıkış belge nitelikleri, içerikleri tablonun en hafif görüntüsü. Danıştay Başkanlar Kurulu, Erdoğanın sözlerinin hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı, Haşim Kılıçın ise sorumluluğunu aştığının altını çiziyor. YSK, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı adına yapılan açıklamanın yanıtlanması bile gereksiz şahsi görüş olduğunun altını çiziyor.

En ayıplı durum da Kılıçın Anayasa Mahkemesi adına yaptığı Anayasaya aykırılıkaçıklamasına, 8 üye tarafından mahkeme görüşü olmadığı, kendilerine bilgi dahi verilmediği yolunda yalanlamanın gelmesi. Demokrasi tarihimizde Anayasa Mahkemesi adına, Danıştay kararı, bir başka üst yargı kurumu kararına dönük olarak böylesine siyasi bir çıkışın, eleştirinin, suçlamanın yapılmamış olması... Erdoğan ve Kılıçın hukuk devletiyle bağdaşmayan, siyasal çıkışları ile ortaya çıkmış kaostan sıyrılmada belki de sağlıklı ilk adım, Kılıçın göre-vinden istifa etmesine yönelik çağrılara uymasıdır. İstifa; görev sorumluluğu, yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ile bu boyutlarda çelişen siyasal gaflardan sonra en erdemli davranış olabilir.

Başbakan Erdoğandan, AKP iktidarından ise, umutsuz da olsa, oy, Meclis çoğunluğunun rejim değişikliği, sivil darbe, diktatoryal eğilimler için kullanılmasından vazgeçilmesini istemek en doğal, demokratik hakkımız...

Daha dün asgari ücret komisyonu, işçi kesiminin temsil edilmediği toplantıda yeni asgari ücreti 527 lira olarak belirledi. Bu ülkede şu andaki verilerle açlık sınırının 750, yoksulluk sınırının 2 bin 500 lira olduğunu bile bile... Halkın çok bilincinde olmadığı bir başka gerçek de, 6 milyon kayıtlı çalışanın yarısının asgari ücretli çalışıyor durumda olması. Ortalama sigortalılar ücreti de yüzde 65 için 750 YTLnin altında kalmakta. Şimdi krizle işlerini kaybedenlerin yükü de artık yasaların uygulanmadığı, mesai, ikramiye gibi ödemelerin düş olduğu bu asgari sefalet gelirleriyle çalışanların sırtında.

Krizi, ekonomik başarısızlıklarını siyasal krizlerle daha ne kadar kapatabileceklerini sanıyorlar ki...

[email protected]


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları