Uçacak düşüyle yere çakılmak
Şükran Soner
Son Köşe Yazıları

Uçacak düşüyle yere çakılmak

24.12.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Neyse ki, küresel ölçekte işlerin sarpa sarması, sorunlar yumağında halklara, çoğunluğa ödetilen bedellerin katlanılamaz boyutlarda olumsuz gidişinde, bileşik kaplar kuralları çok etkin işlemekte.. Kuşkusuz bilimsel teknolojik devrim çağında, gerek emperyal güç odağı ülkeler, gerekse gelişmekte olan ülkelerde, sermaye, siyasal gücün, megalomani hastalık boyutlarında hırslı, acımasız ellerde toplanması olgusunun çok yaygın geçerli olmasının milyarlarla dünyalı, tüm canlıları, doğayı tehdit eden boyutlarını hafifletmiyor..

Ancak sorunların önlenemez geçişkenliğinde, denge, çare arayışlarını da kaçınılmaz, insanlığın, dünyanın geleceği adına çözüm üretmede de besliyor.

Sonuç olarak dünyanın ister sermaye birikimi ayağından doların evrensel geçerli para olarak kullanılması sayesinde de hâlâ güç merkezi olan Amerika ile, sanayi üretiminde ucuza en hızlı üretim gücüyle başı çeken Çin, isterse iki alana da dönük dengeli güçlü toparlanması ile Rusya, isterse eski gücünü kaybetse de göreceli hiç değilse sol ayağı kırık ama hâlâ liberal ölçeklerinde bile geriye gitmiş olsa da başı çeken AB ülkelerinde insandan yana gidişat hiç de parlak değil..

***

Gelin görün ki dünya ölçeğindeki gidişatı yukarıdan, en somut, çıplak verilerle tartmaya kalkıştığımızda, giderek önlenemez otoriterleşmenin yükselişi, para ve gücün giderek daha az uluslararası sermaye güç odaklarının elinde toplanması gerçeği tartışılamaz boyutlarda çarpık gelişmekte. Siyaset giderek daha kirli, otoriter başkanlıkların elinde.. Üstelik insanlığın paylaşabilmesinin tersine, kayıt dışı, sanal piyasaların patlaması sürecinde, kuralsız düzenin kuralsız savaşlarının ürünü terör örgütlülükleri üzerinden savaşların patlaması ile yüz yüzeyiz. Kaçınılmaz alt kimlikler, hele de inançlar üzerinden, mezhepler, aşiretlere indirgenebilen iç savaşlarla, gelişmekte olan ülkeleri sömürme, halkları birbirlerine kırdırma, biat düzeni ile vurgun ve yağmanın, en acımasız diktatörlükler icraatlarının patlatılması kolaylaştıkça kolaylaşıyor..

Türkiye, dünyanın çıkar savaşları geçişkenliğinde en önemli yolları, kültürleri, geçmiş uygarlıklar tarihi, deneyimlerini de kullanabilecek merkezde, özünde İslam dünyası içinden tek laik Cumhuriyet olma, kurtuluş, kuruluş savaşları destanlarının yazılması, Atatürkçülük devrimleri kazanımlarını üzerine, çağdaşlığı yakalamada da hep en şanslı, önde bir yerlerde.. Avrupa, Amerika kendi güçlü öznel koşulları sonrası yakalanmış evrensel, çağdaşlık ölçeklerinden geriye çekilme sürecine 1970’li yılları sonrası kayıplarını yaşarken, Türkiye gecikmeli 1960 sonrası yakaladığı anayasal, yasal özgürlükler, örgütlenme, çağdaş yasalaşmalar sayesinde hızlı bir yükselişe geçmişti.

Türkiye’nin sendikal, demokratik örgütlülükler, düşünce özgürlükleri, insandan yana adil paylaşım, sol siyasal dinamikler patlaması içinde hızlı yükselişi, Amerika ve AB güç odaklarını fazlası ile ürkütmüş olmalı ki.. Kullanılan yandaş, emperyalizmin emrindeki sağ siyasal iktidarların kullanılma süreleri dolduğunda, askeri darbelerle 12 Mart, 12 Eylül’de yaşandığı üzere püskürtülmeleri yeterli görülmedi. Kendi tarihlerindeki diktatörleri bile kutsayan emperyal, siyasal güç odakları adına laik Cumhuriyet, Atatürk devrimciliğinin gelişmekte olan ülkeler için umut olan değerlerinin yıkılmasına yönelik siyasal projeler geliştirildi. Birinci ve ikinci Silivri sivil darbe süreçlerinde bizim çok çıplak yaşadıklarımızı okuyabilmek, askeri darbelerle yaratılan tahribatları okuyabilmekten çok daha zor bir o kadar karmaşık, yaşamsal..

Siyasette, Amerika’nın günümüz sermaye ve siyasi güçlerinin merkez odağında öne çıkan evangelizmin, İslamcı karşıtı modeli ılımlı İslamcılıkla çıkılan yolda, siyasal İslam ağırlıklı, ırkçılık soslu projelerinin, Türkiye ve Ortadoğu odaklı sahnelenmesi süreçlerinin sayısız, sınırsız sömürülmeleri örnekleriyle yüzleşip duruyoruz..

Türkiye’nin içine çekildiği her siyasal uluslararası tartışmada, gerçekler doğru okunabilse, siyasal İslam ağırlıklı, ırkçılık soslu çatışmacılıkların, terör üzerinden siyasetlerle acımasızca kullanılmasının gerçekleri var.. Ülkemizin hak-hukuk-demokratik birikimleri, geçerli anayasal, hukuk devleti düzeni ayaklar altına alınmış olarak atılan her kör adımda.. Tek adam rejimi çıkışlarıyla “uçuyoruz” diyenlerin hevesleri kursaklarında kalıyor. En ağır bedelleri hep birlikte halkımız ödüyor..

Yazarın Son Yazıları

Sınırsız ayrıcalıklar...

Ankara’nın göbeğinde, yıllardır hak edilmiş, birikmiş ücretlerini alamadıkları için hukuk diliyle işlenmiş en büyük suçlardan birini, “angarya çalıştırmayı” çok yüksek sayılarla çalışan işçilerine karşı uygulamayı alışkanlık edinmiş Yıldız Holding’in yaşattıklarını, dertlerini sorumlu bakana anlatmak için çırpınan işçilere yaşatılan işkencelerin boyutları vicdanları sızlatıyor.

Devamını Oku
28.04.2026
İçine gömüldükleri bataklıktan nasıl çıkacaklar?

Emeklisi, işsizi, ücreti ödenmeksizin çalışmaya zorlananı; çaresiz kalanların topu birden, dertlerine deva olması gereken yetkili, sorumlu siyasilerin, bakanların kapılarına dayanmaya çalışıyorlar.

Devamını Oku
25.04.2026
Az gittik uz gittik, bir arpa boyu yol gidemedik

Karamsarlıkla söylediğim gibi bir duyguyu vermek istemem.

Devamını Oku
21.04.2026
Dindar ve kindar yapamadıkları ‘deist’ oluyorlar

Yaşam pratiklerine göre dayatılan yetiştirme kurallarına isyan edenler arasına katılmış oluyorlar.

Devamını Oku
18.04.2026
AB’de demokrasi, Türkiye’de otoriterleşme rüzgârları

Avrupa Birliği ülkeleri içinde, Amerika-İsrail birlikteliğinde Ortadoğu ülkelerinde yaşatılanlara, akıtılan kanlara karşı ilk anlamlı karşı duruş İspanya’dan gelmişti.

Devamını Oku
14.04.2026
Şafak sökerken...

Günlük yaşamımız içinde, çoğunlukla yatakta, derin uykuda olmamızdan mı bilinmez, şafağın söküşünü uyanık izlediğimiz günlere ilişkin anılarımızın olumlu izleri kalır.

Devamını Oku
11.04.2026