Taner Baytok

Lozan Barış Antlaşması 60 Yaşında

22 Temmuz 2013 Pazartesi

24 Temmuz’da Lozan Barış Antlaşması’nın 90’ıncı yılı yaşanacaktır. Lozan Antlaşması Birinci Dünya Harbi’ni sona erdiren antlaşmalar arasında geçerliliğini bugünlere kadar koruyabilen tek belgedir. Çünkü diğerleri harbi kazananın kaybedenene zorla kabul ettirdiği metinler olmasına rağmen Lozan Antlaşması, tarafların eşit koşullarda yaptıkları kıyasıya müzakereler sonucunda ortaya çıkarılmış, herkesi memnun ve tatmin eden, dengeli ve adil bir belge mahiyetindedir.

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’nı yenik bitirmiştir. Acımasız ve insafsız Sevr hükümleri ve onların kabul ettirilmesi için Anadolu’ya salıverilen Yunanlıların giriştikleri katliam, Türkleri tamamen yok etmek ve yerine Anadolu’da Rum ve Ermeni devletleri kurmak plan ve projelerinin son aşaması olarak düşünülmüştür.

Türk bağımsızlık savaşı sonunda imzalanan Lozan Barış Antlaşması, bu gidişe “dur” diyen belgedir. Bunun başarılması kolay olmamıştır.

İlk zorluk karşıdaki düşmanın dünya savaşı kazanmış devletlerden oluşmasından kaynaklanmıştır. Siyasi, ekonomik, silahsal her türlü üstünlüğe sahip olan morali yüksek bu devletler bir de Rumları, Ermenileri, Arapları ve hatta Kürtleri taşeron olarak kullanmaktan çekinmemişlerdir.

Asıl güçlük vatanı düşmanlardan kurtarmak için mücadele eden milliyetçi hareketin, İstanbul’daki padişah hükümetinden destek yerine köstek görmesi olmuştur. Milliyetçi hareketin liderleri padişah fermanları ve hoca fetvaları ile vatan haini ilan edilmiş, haklarında “görüldüğü yerde vurula” emirleri çıkarılmıştır. Birinci İnönü Savaşı’nda Yunan kuvvetlerinden önce “Hilafet ordusu” ile mücadele etmek zorunda kalınmıştır. İngiliz Büyükelçisi De Robeck’i ziyaret eden Sadrazam Damat Ferit, milliyetçi hareketin üstesinden gelebilmek için ‘ya Türklerin İngilizlere ya da İngilizlerin Türklere yardım etmesini’ önermiştir. Her iki şık da reddedilince bu kez ‘O zaman Yunanlıları Anadolu’ya çıkarın’ önerisini getirmiştir. İngiliz Büyükelçisi, Osmanlı sadrazamını “Ülkenizi felakete götürecek bu gibi düşüncelerden kendinizi kurtarın” demek suretiyle kibarca azarlar(*). Sonunda Türkiye’yi parçalamak için birleşenler kendi aralarında parçalandılar. “Ne mutlu Türküm diyene” mottosu etrafında birleşmiş yeni bir Türk devleti doğdu. Bu başarının belirgin nedenleri vardır:

1- Mustafa Kemal’in Türkiye barışı konusundaki görüşlerini kapsayan Misakı Milli belgesi, bağımsızlık savaşı başlamadan çok önce hazırlanmıştır. Savaşın kazanılmasından sonra da değişiklik yapmadan bu esaslar Lozan’da da Türk heyetinin müzakere pozisyonu olmuştur. Heyetimiz, harp kazanmanın avantajını, daha fazlasını istemekte değil, eşit koşullarda görüşme sağlamakta ve makul tekliflerini daha kolay kabul ettirmekte kullanmıştır.

2- Birinci Dünya Harbi’nin yorgun kıldığı Müttefikler, arkasından bir de 4 sene sürecek Türkiye ile barış sürecine katlanamamışlar, yeni riskleri ise hiç göze alamamışlardır. Bu sürecin uzaması aralarında görüş ayrılıklarının doğmasına neden olmuş, Atatürk de bundan en iyi şekilde yararlanmasını bilmiştir.

3- Mustafa Kemal, Osmanlı kötü örneğini dikkate alarak yani devletin kuruluşunda din ve devlet işlerinin ayrılmasına öncelik vermiştir. Bunun için hilafeti kaldırmayı, tekke, zaviye, tarikat yollarını tıkamayı planlarken Hıristiyan dininin Türkiye’de dış baskının aracı olarak kullanılmasını engellemeye de önem vermiş, Hıristiyanlara ayrıcalık sağlayan kapitülasyonların kaldırılması için Lozan’da ısrar etmiştir.

4- Milli Mücadele için Anadolu’ya geçenlerin çoğunluğunun asker kökenli olduğu dikkate alınırsa bağımsızlık savaşındaki başarı anlaşılabilir. Ama Ankara hükümeti, Lozan görüşmelerini de aynı askeri kökenli temsilcilerle yürütmüştür(**). Dili ve yeri farklı, teknik ve mesleki bilgi ve protokolü gerektiren bu diplomatik görüşmelerdeki başarıda İsmet İnönü’nün üstün kişisel yeteneklerinin, bitmez tükenmez enerji ve sabrının elbette büyük katkısı olmuştur. Konferansın ağır koşullarına ek olarak, zaman zaman kendi hükümeti ve heyet arkadaşları tarafından yalnız bırakılan İsmet Paşa’nın gerektiğinde en büyük destekçisi ve sığınağı Mustafa Kemal olmuştur. Lozan Barış Antlaşması Türkiye açısından olabildiğince başarılı olmuştur.

1- Misakı Milli hudutları birkaç istisnası ile kabul ettirilmiştir.

2- İmparatorluğun asırlardır çektiği içten ve dıştan kaynaklanan sorunlardan kurtulunmuştur. Türklerin ve Anadolu’nun Selçuklulardan beri itibarı ilk defa iade edilmiştir.

3- Türkler, Müttefiklere ve onların taşeronlarına iyi bir ders vermişler, ayrıca itidalli ve hoşgörülü davranışları ile ileride onlarla yapılacak işbirliğine zemin hazırlamışlardır.

4- Ankara hükümeti, bağımsızlık mücadelesinde Rusya’daki Bolşevik yönetiminden maddi manevi destek sağlamasına rağmen Boğazlar üzerindeki emellerine alet olmamıştır. Daha da önemlisi, Anadolu Halk Devrimi, komünizme dönüşmemiştir.
Atatürk, Lozan Antlaşması’ndan sonra TBMM’de yaptığı konuşmalarda hep “Lozan’dan arta kalan sorunlar” konusuna değinmiştir(***). Bu sorunlardan kastı “Boğazların statüsü”, Hatay ve Musul meseleleridir ve Atatürk bunların hepsinin çözümünü görmüştür. 20 Temmuz 1936’da Montreaux’de imzalanan Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki mutlak egemenliği tanınmış oldu. Hatay 1938’de ilhak edildi. Musul konusunda, 1926’da Ankara’da Türkiye, İngiltere ve Irak arasında bir anlaşma yapıldı. Bu sayede sağlanan mali destek Cumhuriyetin ilk yıllarında bütçeye ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulundu.

1996-1998 seneleri arasında Türkiye’nin İsviçre nezdindeki büyükelçisi görevinde bulundum. 20 Temmuz 1996’da Boğazlar Sözleşmesi’nin 60’ıncı yılını, imzalandığı Montreaux Palace’ın salonlarında seçkin konukların katıldığı bir anma tören ve balosunda kutladık. Daha sonra 24 Temmuz 1998’de Lozan Barış Antlaşması’nın 75’inci yılını, antlaşmanın imzalandığı Palais du Rumine’de bir anma töreni ve arkasından Beaux Rivage Oteli’nde bir balo ile kutladık. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve İsviçre Parlamento Başkanı, seçkin davetliler arasında bulundu. İsviçre hükümetinin çıkardığı akıl almaz güçlüklere ve sözde sosyal demokrat Dışişleri Bakanımızın sahiplenmemesine rağmen Türkiye için kutsal iki belgenin imzalandıkları mahallerdeki bu başarılı kutlamalarını ilk kez akıl ve organize eden bir kişi olmanın gururunu taşımaktayım.
Lozan Barış Antlaşması’nın 100. yılının, 75. yıl kutlamaları için düşünüp gerçekleştiremediğim şekilde Birleşmiş Milletler’ce bir örnek barış olayı olarak benimsenip kutlanmasını temenni ederim. Bunun için hükümetimizin konuyu benimseyip şimdiden teşebbüse geçmesi gerekir.

(*) İngiliz Büyükelçisi De Robeck, daha sonra Yunanlıların Anadolu’ya çıkarılmasına hükümetine İstanbul’dan gönderdiği telgraflarda ağır ifadelerle karşı çıkar. Bakınız: İngiliz Belgeleri ile Sevr’den Lozan’a. Taner Baytok. Doğan Kitap
(**) Lozan müzakarelerinde Osmanlı’nın Avrupa’daki büyükelçilikleri kullanılmamıştır.
(**) Atatürk’ün 1 Mart 1923 TBMM açış konuşması, Atatürk’ün 13 Ağustos 1923 TBMM II. Dönem I. Yasama Konuşması gibi.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları