Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

25.12.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Çin’in ekonomik modeli, serbest piyasa ile siyasi kontrolü birleştiren parti-devlet kapitalizmi olarak özetlenebilir. Stratejik sektörlerdeki kamu şirketleri, devlet yönlendirmeli bankalar ve sanayi politikalarıyla büyüme; salt kâr mantığına değil, siyasi önceliklere göre yönlendiriliyor. Batı’da egemen bakış, bu modelin bir gün mutlaka, borç, emlak balonu ve demografik yaşlanma gibi sorunların etkisiyle “çökeceğine” inanıyor. Ancak bu beklentiler 200 yıllık Batı egemenliğinin ürünü liberal demokrasinin, bireysel özgürlüklerin serbest piyasanın, evrensel biçimler olduğunu varsayan ve ilk kez beyaz olmayan bir gücün yükselmesinden kaynaklanan ırkçı/varoluşsal bir korkuyla düzenlenmiş patolojik bir zihinsel haritaya dayanıyor.

Halbuki, Pekin’in asıl hedefinin, şirket kârlılığından ziyade kaosu önlemek, iktidarın sürekliliğini korumak, sistematik çöküş ihtimalini bastırmak olduğu kolaylıkla görülebilir: Finansal şoklar devlet bankaları eliyle içeride emilirken “panik”, bir piyasa bilgisi değil, bastırılması gereken bir güvenlik riski olarak ele alınıyor. Böylece Çin, krizleri Lehman tipi patlamalar yerine yönetilebilir “yavaş ateşlere” dönüştürerek zararı yıllara yayıyor. Çin, demografik yaşlanma eğiliminin zirvesinden henüz uzak ama otomasyon da dahil türlü önlemler alarak uyum sağlamak için hazırlanıyor. Çin’in ABD ile rekabete bakışının da bu mantıkla uyumlu olduğu söylenebilir. Washington ilişkiyi yükselen bir güç ile gerileyen bir güç arasındaki klasik bir “Thukidides Tuzağı” senaryosu olarak görürken Pekin, bu ikiliğin tehlikeli bir savaşa yol açabileceğini öngörüyor. ABD kadar geniş ittifaklardan, şimdilik, yoksun olan Çin’in stratejisi Amerika’yı doğrudan yenmekten çok, oyunun kurallarını ve sahasını değiştirmeye odaklanıyor. Çin, Kuşak-Yol, Asya Altyapı Yatırım Bankası, dijital yuan ve teknoloji tedarik zincirleriyle ABD önderliğindeki dolar merkezli düzenin etrafına paralel bir sistem örüyor. Ticaret savaşları ve Tayvan krizleri gibi sert gerilimlerin ötesinde Çin, enerjisini; altyapı bağımlılıkları, teknoloji standartları, veri ağları, pil ekosistemi ve nadir madenler üzerinden uzun dönemli bir mimari kurmaya harcıyor. Küresel liderlik maliyetini Amerika için ekonomik ve siyasi olarak taşınamaz hale getirmeyi, rakibini “büyük zaferlerle” değil, yıpratma yoluyla dengelemeye çalışıyor.

Neoliberalizm 2008’den bu yana finansallaşmayı besleyen dar bir modele dönüşerek tükenirken Çin’in artık-değer üretimine, teknolojik gelişmeye, uzun dönemli dayanıklılığa önem veren modeli ilgi çekiyor. Özellikle BRICS grubu ve emperyalist borç ve ekstraksiyon kapitalizmi kapanından kurtulmaya çalışan çevre ülkeler için bu model bir alternatif sunuyor. Çin modeli bu ülkelere; krizlerde devlet tamponu, dolar disiplininden kurtuluş (BRICS bankası, yerel parayla ticaret), sanayi politikasıyla, altyapı yatırımlarıyla hızlı kalkınma, iç işlerine karışmayan, bir işbirliği vaat ediyor.

Ancak bu model de kusursuz değil. Emlak krizi, yerel yönetim borçları, inovasyonu sınırlayan siyasi kontrol ve yaşlanan nüfus iç gerilimleri besliyor. Ayrıca Kuşak-Yol ülkelerindeki “borç tuzağı” eleştirileri ve şeffaflık sorunları Pekin’in siyasi risklerini artırıyor.

Diğer taraftan, neoliberalizm yapısal krizi yönetemiyor, liberal demokrasi toplumsal uzlaşmayı, bireysel özgürlükleri koruyamıyor, beyaz olmayan bir göçmen nüfusun demografik/kültürel etkileri, beyaz olmayan bir süper gücün yükselmesi Batı’da ırkçılığı ve yeni bir model arayışı içinde, Çin modelinin kimi otoriter, devletçi unsurlarını kopyalama eğilimini güçlendiriyor.

Neoliberalizm geride kalırken bu tablo ne “Çin yakında çöker” fantezisini ne de “kaçınılmaz Çin hegemonyası” anlatısını destekliyor. Rekabetin kaderi, tarafların kendi iç zayıflıklarını dönüştürme hızına bağlı. Çin’in planlama kapasitesi ile Amerika’nın yeni koşullara adaptasyon çabaları arasında bizi uzun bir sürtünme dönemi bekliyor.

İlgili Konular: #Çin #ekonomi

Yazarın Son Yazıları

Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026