Maçla Maçoluğun Derin Temaşası

19 Mart 2015 Perşembe

Beyaz TV’de yayınlanan “Derin Futbol”u bir futbol programından ziyade “şov” saymak yerinde olur. Karşımıza futbol adına otorite ya da yorumcu olarak çıkanların asıl seyirlik değerlerinin de “şovmen”likten kaynaklandığı eklenebilir.

Futbol programları 1990’lardan itibaren özel televizyonlar çağımızın en rağbet gören yapımlarıydı. Sonra futbol seyri, bedavaya getirilemeyecek şekilde sınırlansa da hemen her kanalda futbol programı oldu. Eski futbolcular, hakemler, popüler kulüp yöneticilerinin tartışma ve atışmalarını araya sıkıştırılmış maç görüntüleriyle takviyeli sunan bir yayıncılık anlayışı esas alındı.

Fakat toplum, çoğu zaman bir “televizüel futbol geyiği”nden öteye gitmeyen bu programlara da artık doydu gibi. Bu bir yönden hayra alâmet sayılabilir. Çünkü futbol programları, kahir ekseriyeti itibarıyla bir “maşizm” orkestrasyonudur. Maşizmi, maçoluğun bir erkeklik ideali hatta ideolojisi sayıldığı nokta olarak tanımlamak mümkün. “Maçoculuk” da denilebilir.

Tarzın şahikası, en unutulmaz kadrosu Ziya Şengül, Gökmen Özdenak, Erman Toroğlu, Ahmet Çakar’dan mürekkep, Serhat Ulueren sunuculuğundaki “Telegol”dü.

Bu programlarda maşizme ve onun her daim yeniden üretimine bir ömrü heba etmiş ergen ruhlu memleket erkeklerinin temsiline soyunulur, haline-hissiyatına tercüman olunur.

Şimdilerde endüstriyel futbol kendi ilke ve kurallarını dayatarak yöneticisinden teknik direktör ve oyuncusuna kadar bu programlara prim vermez olduğu için çözülme, neredeyse realite-şovlardaki çekişmeleri andırır bir temaşayı karşımıza çıkarabiliyor. “Derin Futbol”da sık sık olduğu gibi…

Programın bir gözde karakteri Rasim Ozan Kütahyalı. Rasim, daha önce de yazdık, bir “entelektüel şaka” gibi girdiği hayatımızın vazgeçilmez bir “pop-politik kültür” figürü oldu çıktı. O, bir “joker”dir. Siyasetten magazine, öğle-sonrası kuşağı kadın programlarından dini sohbetlere kadar her yerde iş yapar. “Derin Futbol”da da hakeza.

Ama Rasim, sonuçta “metroseksüel” bir karakter. O yüzden kanımca program maşist dinamiğini esasen katılımcılar arasından iki diğer isme borçlu. “Proaktif” bir maşizm figürü olarak Ahmet Çakar’a ve “reaktif” bir maşizm figürü olarak da Sinan Engin’e…

En sıcak somut örnek, Pazartesi gecesi ekrana gelen bardak fırlatma hadisesi. Mevzu, futbolun endüstriyelleşmesi sonucu reyting radarının “ezeli rekabet”i hanidir iki takıma (GS-FB) indirgemiş olması. Taraftarı “müşteri” kılmış bu işleyişten Beşiktaş’ın dışlanmasını (ki bu, aslında sevinilecek bir şey) öylesine agresif ve maçoluğun şanına yaraşır şekilde uzlaşmaz-özürsüz dillendirdi ki Çakar, onun FB-BJK maçına “derbicik” demesi karşısında Sinan Engin zincirlerinden boşandı ve öfkeyle bardağı fırlatıp paramparça etti.

Kameranın masaya dökülen damlalara ve yerdeki bardak kırıklarına yaptığı “zoom”, seyrin tuzu-biberiydi. Maşizme çanak tutma yolunda nefis bir simgesel katkı oldu bu.

Atışmayı fişteklemeye yönelik Rasim Ozan’ın kamera onu görüntülemediği halde araya sıkıştırdığı sözler, nidalar da caba… Nazar değmesin, Rasim böyle! Görünmese bile seyrin içinde olmayı beceriyor. Başarısı bundan. 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları