Orhan Veli'nin ardından
Tolga Aydoğan
Son Köşe Yazıları

Orhan Veli'nin ardından

14.11.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

1950 senesinin soğuk bir Ankara gecesi… Karanlıkta ayak sesleri… Hırıltılı bir nefes… Yalpalar bir sağa bir sola… Adeta bir gemi gibi… Yolunu bulmaya çalışarak yürür. Nereye gittiği meçhul. Sonra belirir gözleri karanlıkta. Bir çift göz bir açılır, bir kapanır, geceyi aydınlatır. Nereye gittiği meçhul… Kolunun altında sıkıştırılmış bir tiyatro metni; Moliere’in Saygılı Yosma piyesi… Ankara’da bulunma nedeni de bu aslında. Yürür. Ulus’un ara sokaklarındaki Üç Nal Meyhanesi’nde içmiş o gece… Kimlerle olduğu da meçhul, belki Melih Cevdet, belki Oktay Rifat, belki küs olduğu Nurullah Ataç, belki Cahit Sıtkı Tarancı… Yürür meçhule, yürür Yenişehir’e doğru… Ve sonra karanlığı böler davudi ses; “Paaat”. Düşer çukura bu genç adam. Belediyenin açtığı çukura… Karanlık gecede yankılanır bu ses: Paaat! 

Image

*Garip Akımını başlatan Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet, arkadaşları Şinasi Baray ile. 1931/1932 Sonbaharı Ankara Zafer Parkı.

Evet, Orhan Veli’dir çukura düşen. Bundan tam 75 yıl önce. 1950’nin soğuk bir kasım gecesinde… Yıllar boyu hep yazıldı çizildi. Denildi ki bir çukura düşüp başını çarptı, beyin kanaması geçirdiği anlaşılamadı ve birkaç gün sonra da vefat etti. Peki gerçekten böyle miydi? 

Image

*Orhan Veli 1937 Ankara

“VEFATIN ARDINDAKİ GERÇEKLER”

14 Kasım 1950 günü aramızdan ayrıldı Orhan Veli. Ölüm nedeni ise yıllar boyu yanlış bilinmiştir. Bu konuda kız kardeşi Füruzan (Kanık) Yolyapan bir röportajında Orhan Veli’nin Ankara’da çukura düştüğünü doğrulamıştır. Ağabeyinin İstanbul’a döndüğü zaman bacaklarındaki kabuk bağlayan yaraları gösterdiğini ama çukura düşerken sadece bacaklarını sürttüğünü ifade etmiştir. Çukura düşerken başını çarparak beyin kanaması geçirdiğini iddia eden ise erkek kardeşi Adnan Veli olmuştur. 1953 senesinde yayımladığı “Orhan Veli İçin” adlı kitabında şöyle anlatmıştır:

“1950 yılında Ankara’da bir karanlık sokakta, belediye tarafından kazılan fakat gece işaret konmayan bir hendeğe düştü. Başını adam akıllı zedeledi. İki gün sonra İstanbul’a geldi. Vücudundaki sızılardan şikâyet ediyordu. 14 Kasım Salı günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirdi, hastaneye kaldırıldı. Beyninde damar çatlaması yüzünden başlayan baygınlığın sebebi ilkin hekimler tarafından anlaşılamadı. Alkol zehirlenmesine karşı tedavi yapıldı.”

Orhan Veli’nin vefatının ardından ölüm nedenini öğrenmek için otopsi yapılmış, Orhan Veli’nin alkole bağlı bir beyin kanaması sonucu vefat ettiğini anlaşılmıştır. Bu raporu gören Sabahattin Eyuboğlu bu bilgiyi Mahmut Dikerdem’e gönderdiği mektubunda belirtmiştir. Vefatın ardından gazeteler ölüm nedeni olarak “alkol zehirlenmesi” ve “aşırı alkole bağlı beyin kanaması” olduğunu sayfalarına taşımıştır. Adnan Veli’nin vefat nedenini bir çukura düşmeye bağlamasının ardında ise ailenin itibarını koruma düşüncesi yatmaktadır. Bu nedenle “çukur” ile “beyin kanaması” ilişkisi yan yana getirilmiştir. 

“ŞİİRİ SOKAĞA İNDİREN ŞAİR”

Orhan Veli’yi ünlendiren şiir ise “Kitabe-i Sengi Mezar” adlı şiirdir. Hepimizin bildiği “Hiçbir şeyden çekmedi bu dünyada nasırdan çektiği kadar” diye başlayan “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye” diye biten o meşhur dörtlük… 

Şiirleri eleştiri konusu olmuştur hep. Baki’nin 1600’lü yıllarda yazdığı “Zülf-i siyâhı sâye-i perr-i Hümâ imiş” diye başlayan gazellerinden, Şair-i Azam Abdülhak Hamit Tarhan’ın Makber’indeki “Güller gibi meyl-i ibtisâm et, Dağ-ı dile çâre bul, merâm et!” dizelerine uzanan o ağdalı şiir geleneği… İşte bunu değiştirmiştir Orhan Veli… Bugün bile o yalın “Cımbızlı Şiir” akıllardadır: 

“Ne atom bombası 

Ne Londra Konferansı 

Bir elinde cımbız, 

Bir elinde ayna; 

Umurunda mı dünya!”.

Bir kesim tarafından eleştirilmiş, bir kesim tarafından “Şiiri Sokağa İndiren Adam” olarak görülmüştür. Öte yandan babası Mehmet Veli Bey de oğlunun şiirlerini eleştirenlerin başında gelmiştir. Hatta bir şiirine de itiraz etmiştir. Orhan Veli “İstanbul Türküsü” şiirinde “İstanbul’da Boğaziçi’nde / Bir fakir Orhan Veli’yim / Veli’nin oğluyum / Tarifsiz kederler içindeyim” diye yazınca babası kızarak “Oğlum fukaralığını dünya âleme ilan ediyorsun da beni niye karıştırıyorsun?” demiştir. Ama ilerleyen yıllarda oğlunun bazı şiirlerini sevmiş ve bestelemiştir. 

ORHAN VELİ İSTANBULLU MU YOKSA ANKARALI MI? 

Orhan Veli güzel yaşamıştır, biraz da parasızlık çekmiştir. Bir kitap yazmıştım onunla ilgili ve şöyle demiştim: “Ankara’da okudu, Ankara’da âşık oldu, Ankara’da çalıştı, Ankara’da yazdı en güzel şiirlerini, Ankara’da Evkaf’taki memuriyetten istifa etti güzel havalarda, Ankara’da düştü çukura. Orhan Veli Ankara’da doğmadı, Ankara’da ölmedi ama Ankara’da yaşadı.”

Aslında Ankara’da yaşadığı pek bilinmedi bunca yıl. Oysa 36 yıllık ömrünün neredeyse 25 senesini Ankara’da geçirdi. Garip Akımı, Ankara’nın Atatürk Bulvarı üzerindeki bir pastanesinde, Özen’de ortaya çıktı. Nahit Hanım ile dillere destan o gizli aşkı da Ankara’da yaşadı. Hasan Âli Yücel’in Tercüme Bürosu’nda dünya klasiklerini çevirdi. Dostlar edindi Ankara’da, Tarancı’dan Tanpınar’a, Külebi’den Cumalı’ya, Eyuboğlu’ndan Dino’ya… Sarhoş oldu Posta Caddesi’ndeki lokantalarda, şiirinde geçtiği üzere eve ekmek ve su götürmeyi Ankara kaldırımlarında unuttu. Melih Cevdet ile aynı kıza âşık oldu, ilk şiirlerini Ankara’da yazdı, Yaprak dergisini yine Ankara’da çıkardı. Ankara sinse de şiirlerine ama o hep İstanbullu şair olarak bilindi. Oysa o Ankara’daydı. Evet o Ankara’da doğmadı ölmedi ama Ankara’da yaşadı. Doğumu gibi ölümü de İstanbul’da oldu. Bugün Aşiyan’da uyuyor. Hatırlarız değil mi o güzel satırları; “Urumelihisarı'na oturmuşum; Oturmuş da bir türkü tutturmuşum” derken yine aynı şiirde geçtiği üzere “Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları”. 

Günümüzde Rumelihisarı’nda mezarı, hemen sahilde ise heykeli… Tepesinde ise bir martı… Şiirinde geçtiği gibi… Aslında her ölüm erkendir ama onun ki çok erken… 36 yaşındayken vedalaştı bizlerle ve giderken 75 sene öncesinden bize bir şiir fısıldadı geçmişten: 

“Ölürüz diye mi üzülüyoruz?

Ne ettik, ne gördük şu fâni dünyada

Kötülükten gayri?

Ölünce kirlerimizden temizlenir,

Ölünce biz de iyi adam oluruz;

Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,

Hepsini unuturuz.”

Orhan Veli’yi vefatının 75. senesinde özlemle anıyoruz. 

İlgili Konular: #Orhan Veli Kanık

Yazarın Son Yazıları

Edebiyatın Başkenti Ankara

1915 senesinde Çanakkale Savaşları sırasında İstanbul’dan cepheye bir heyet gider.

Devamını Oku
03.07.2026
Müzik sadece müzik değildir

Azerbaycan’dan Haydar, Moskova’dan Lena, Ukrayna’dan Maria, Tahran’dan Mehran, Gebze’den İnci, Kayseri’den Kübra, Başakşehir’den Tuğba, Ankara'dan Gülsemin ve adını bilmediğimiz binlerce kişi.

Devamını Oku
28.06.2026
Orhan Veli'nin yarım milyonluk kitabı

Son günlerde bir tartışma aldı gidiyor

Devamını Oku
25.06.2026
Bilime Adanmış Bir Ömür: Erdal İnönü

6 Haziran günü Erdal İnönü’nün 100. doğum günüydü.

Devamını Oku
09.06.2026
“Yoooh Canım”

Geçen akşam sözleştik arkadaşla, oturduk, sohbet muhabbet...

Devamını Oku
05.06.2026
Nezihe’nin kadife bayramlığı

Ülke gündemi karışık.

Devamını Oku
27.05.2026
Bandırma Vapuru’nun fotoğrafı

1 Temmuz 1927…

Devamını Oku
19.05.2026
“Bir şey mi yapacaksın Kemal?”

Bundan 107 sene önce bugün…

Devamını Oku
14.05.2026
Kayıp Edebiyat

3 Kasım 1951 günü Nurullah Ataç Ankara’dan İstanbul’daki Yaşar Nabi’ye bir mektup gönderir ve bir defterden bahseder.

Devamını Oku
08.05.2026
“ELÇİ”

22 Nisan Çarşamba günü Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nda ATAM Başkanı Sayın Ahmet Kılınç'ın davetiyle “Millî Mücadele’den Günümüze Ankara’daki Diplomatik Misyonlar ve Elçilik Binaları” başlıklı konferansta elçilikleri anlattık.

Devamını Oku
25.04.2026
Sorun nerede?

Geçen hafta Ankara Kitap Fuarı’ndaydık.

Devamını Oku
17.04.2026
Ay'a seyahat

“Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık”

Devamını Oku
10.04.2026
İlk kütüphanemiz nasıl doğdu?

İlk kütüphanemiz nasıl doğdu?

Devamını Oku
02.04.2026
Dinolar ve Kemaller

Adana’daydık iki gün önce.

Devamını Oku
27.03.2026
“Nerede o eski bayramlar”

“Nerede o eski bayramlar?” diyen çok tabii günümüzde. Bayram denince ilk akla gelen de bayramlık, bayram harçlığı ve çocuklar… Devir değişti, zamane çocukları da kapıya gelip şeker istemiyor artık.

Devamını Oku
19.03.2026
Sosyal medya ve Atatürk

Melih Cevdet’in anılarını kaleme aldığı kitabında bazı dostlarının vefatından duyduğu üzüntüden bahsetmiştir.

Devamını Oku
13.03.2026
Celal Hoca

Mayıs 1934, Çankaya Köşkü.

Devamını Oku
05.03.2026
“Atatürk’ün Çeşmesi” Koruma Altında

“Atatürk’ün Çeşmesi” Koruma Altında

Devamını Oku
27.02.2026
Müze olmasını istemişti: Orhan Veli’nin doğduğu ev satışta

Orhan Veli Kanık, Türk şiirine yeni bir soluk getirmiş, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte başlattığı “Garip” akımı ile sadeleşmeyi savunmuş; vezin, aruz, kafiyeyi atarak yepyeni bir anlayışı Türk şiirine sokmuştur.

Devamını Oku
20.02.2026
Keçiören ve Atatürk

Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya geldiğinde coşkuyla karşılanır ve Hükümet Konağı’nda soluklandıktan sonra Keçiören’deki Ziraat Mektebi’ne yerleşir.

Devamını Oku
13.02.2026
Amanullah Han'ın gözyaşları

Taliban yönetiminin Afganistan genelinde uygulanacak olan yeni kararları gündemi meşgul etmekte.

Devamını Oku
30.01.2026
Lucia Di Lammermoor ve Gencer

1929 Ekonomik Buhranı’nın ardından yerli mallar önem kazanmış, bu nedenle Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kurulmuş, 1930-1932 yılları arasında Ankara’da Türk Ocağı ve Evkaf Apartmanı’nda yerli ürünlerden oluşan sergiler açılmıştır.

Devamını Oku
18.01.2026
Mesut İktu’ya veda

Mesut İktu 3 Ocak 2026 günü aramızdan ayrıldı.

Devamını Oku
08.01.2026
“20 Yumurta, 10 Ekmek, 1 Okka Peynir”

“20 Yumurta, 10 Ekmek, 1 Okka Peynir”

Devamını Oku
30.12.2025
Nazım, Kuvayi Milliye Destanı ve Melih Bey

Nazım, Kuvayi Milliye Destanı ve Melih Bey

Devamını Oku
12.12.2025
“Atatürk ve Çallı’nın Tehlikeli Bir Tablosu”

“Atatürk ve Çallı’nın Tehlikeli Bir Tablosu”

Devamını Oku
05.12.2025
Karanlığı aydınlatanlar

Karanlığı aydınlatanlar

Devamını Oku
24.11.2025
Orhan Veli'nin ardından

1950 senesinin soğuk bir Ankara gecesi…

Devamını Oku
14.11.2025
10 Kasım’ı Yaşayanlar

Yüce Atatürk’ü kaybetmenin acısı hiç dinmiyor, yıllar geçse de aynı özlemle, aynı hüzünle 10 Kasımları yaşıyoruz.

Devamını Oku
10.11.2025
'Yine bir mektubun izinde'

1950 senesinde İstanbul’daki dergi yazıhanelerinin birine bir mektup ulaşır.

Devamını Oku
02.11.2025
Kayıp bir mektubun izinde

1923 senesinin Aralık ayında Ankara’dan İstanbul’a bir mektup gönderilir.

Devamını Oku
25.10.2025