Ortadoğu dünyanın en duyarlı bölgesidir. Bu bölgedeki en küçük bir değişiklik bile dünyayı altüst etmeye yetiyor.
Ortadoğu ve Doğu Akdeniz İkinci Dünya Savaşından bu yana iki süper gücün “nüfuz bölgeleri” savaşının alanları olmuştur. Sovyetler, şimdilik bu “nüfuz bölgesi” savaş alanlarını Amerika’ya bırakmış bulunuyor. Amerika bu boşluktan yararlanarak Ortadoğu’daki ağırlığını iyice artırıyor.
Ortadoğu’daki iki süper güç arasındaki denge yerine “tek süper gücün egemenliği” kuruluyor.
Türkiye’de son 10- 15 yılın siyasal olaylarını, Ortadoğu’daki yeni denge arayışlarına bağlamak gerçekçi bir yorum olacaktır.
Şu Kıbrıs sorununu ele alalım:
Türkiye, 1974 yılında Kıbrıs’a asker çıkarmak zorunda kaldı. 1974 yılından sonra yurtiçinde ve dışında ilginç gelişmeler yaşandı. Neler yaşandı örneğin?
Ermeni terörü yaşandı. “ASALA” adlı Ermeni terör örgütü yurtdışındaki temsilcilerimize karşı silahlı saldırılar düzenlemeye başladı. 1975 yılında başlayan bu saldırılar, 1982 yılına kadar bütün şiddeti ile sürdü. Bu saldırıların büyük bir kısmı NATO ülkelerinin başkentlerinde ve büyük kentlerinde sergilendi. Aynı günlerde iç terör de tırmanmaya başladı.
Türkiye 12 Eylül’e bu ortamda girdi. 12 Eylül, Türkiye’de dinsel akımlara yeşil ışık yaktı. Suudi ortaklıkları bu sırada kuruldu. İslamcı banker kuruluşları, 1983 yılında ANAP hükümeti ile yasallık kazandılar. Batılıların “ılımlı İslamcılık” dedikleri İslamcı akımlar, adım adım devleti ele geçerdi.
70’li yılların sonu ile 80’li yılların başında ABD eski başkanı Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniev Brzezinski’nin başını çektiği bir teori Ortadoğu’da uygulanmaya başlanmıştı.
Bu teorinin adı “yeşil kuşak”tı. “Yeşil kuşak teorisi” şu görüşlere dayanmaktaydı:
Sovyetler Birliği’ndeki Müslüman azınlık çoğunluğa dönüşecek... Bu yüzden, Leninist sistem, İslamcı akımlarla yıkılmalıdır. Ayrıca, Sovyetler Birliği’ni, Afganistan, İran, Türkiye gibi İslamcı ideolojilerle donatılmış ülkelerle kuşatmak yararlı olur.
“Çünkü” diye düşünmüştür Brzezinski, “İslamcılık en etkili antikomünist ideolojidir.” İran’daki İslamcılık denetimden çıktı. İran’da ekilen tohumlar Humeyni mollalarını yeşertti. Pakistan’da “Pentagon destekli” İslami- askeri rejim uygulamaya konuldu. Türkiye gibi laisizmin kök saldığı bir ülkede “ılımlı İslamcılık” denen akıma destek olundu.
ABD, Sovyetleri içeriden çökertmek için “milliyetler prensibi”ni de işlemeye başladı. Sovyetlere yakın bölgelerdeki milliyetçi akımlara da Amerikan destekleri sağlandı.
Kürtçülük de bu amaçla desteklendi. Molla Mustafa Barzani’nin Amerika’da ölmesini, Celal Talabani’nin Washington ile sık sık görüşmesini başka türlü nasıl yorumlayacaksınız ki?
Türkiye’de terör olayları 1975 yılından sonra başladı. Hem iç terörün hem de ASALA örgütünce düzenlenen saldırıların Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra başlatılması rastlantı mıydı? Herhalde değildi...
Ortadoğu’daki bütün olayları yorumlarken büyük devletlerin bölgedeki çıkarlarını göz ardı ederseniz, yüzeysel ve yanıltıcı sonuçlara varırsınız.
Türkiye, “Kıbrıs Barış Harekâtı”ndan sonra adım adım “destabilize” edildi. Önce terör ile sonra da “yeşil kuşak” teorisi ile...
Şimdi “yeşil kuşak” ABD’nin ayağına dolanıyor.
Ortadoğu’da bundan sonra yerinden oynayacak bir taş kim bilir bölgede ne gibi dramlara yol açacaktır?