İşsizlik psikolojisi
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

İşsizlik psikolojisi

18.09.2022 13:00
Güncellenme:
Takip Et:

Eski çağlarda ava giden erkekler ve ot toplamaya giden kadınlar, akşamları bir araya gelip elde ettiklerini aileleriyle, klanlarıyla paylaştılar. Onlar bu dünyanın ilk işçileriydi.  Bir insanın kendisi, ailesi ve toplum için bir şeyler üretmesi ve bunun maddî olan, olmayan karşılığını alması, kişi ile dünya arasındaki önemli bir köprüdür. Bu köprünün zarar görmesi, yani kişinin potansiyelini sergileyememesi ve bir asgari ücret kadar da olsa dünyadan pay alamaması, onu depresyona, dış dünyayı ise sosyal ve ekonomik bunalıma sokar.

İRLANDALI KIZ 

Bolt’un romanından sinemaya aktarılan İrlandalı Kız adlı filmde yaşlıca bir kadın duvarların üzerinde oturup zaman öldüren İrlandalı gençlere bakarak, “İngiltere, gençlerimizi işsiz bırakarak bizi cezalandırıyor” der. Kanımca bu ufuk açıcı bir görüştür, “Acaba dünyadaki bazı ülkelerde insanların işsiz bırakılmaları, bir tür cezalandırma yöntemi midir?” sorusunu  akla getiriyor. Eğer böyleyse konu, bireyleri ve küçük grupları etkilemenin yanı sıra, küresel düzeyde görünen ve görünmeyen yönlere sahip bir buzdağıdır. Bu yazıda olay görünen boyutuyla ele alınacaktır.

İŞSİZİN PSİKOLOJİSİ

İşsizlik önemli önemli bir sorundur, ancak bazıları için bir işe girdikten sonra da tam bir rahatlama olmaz. Sigortasız çalışan kişiler, “Kapıda senin işin için bekleyen çok” diyen patronun tehditlerine katlanmak zorunda kalan veya sürekli uzak bir yere sürülme tehlikesiyle yaşayan çalışanlar, belirsizliğin ve güvensizliğin yarattığı farklı bir sıkıntı içine düşerler. Yani işsizlik ve iş güvencesizliği kişi üzerinde, aynı değilse bile benzeyen sorunlar yaratır, böyle olunca da birlikte ele alınmalarında yarar vardır. Bu konuda Prof. Dr. Nebi Sümer’e ve arkadaşlarına ait güzel bir kitap var; hem zengin bir kaynakçayı,  hem de yaptıkları araştırmayı içeriyor.*

Dünyada ve ülkemizde yapılmış konuya ilişkin araştırmaları ve Sümer ve arkadaşlarının araştırmalarında ortaya çıkan benzer sonuçları, kendi yorumlarımı da katarak özetlemek istiyorum. 

Anlaşıldığı kadarıyla işsiz bir kişi, kendisiyle, ailesiyle ve çevresiyle başa çıkmak zorundadır:

İşsiz, kendisiyle başa çıkmak zorundadır; çünkü içindeki potansiyeli, bilgiyi, enerjiyi sergileyememektedir, bir tıkanmışlık yaşar. Ayrıca maddî ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanır. Bunun yanı sıra araştırmalarda, işsiz gruplardaki kişilerin, işi olan benzer gruptaki kişilere oranla daha yüksek düzeyde depresyon, kaygı içinde oldukları, daha yoğun  düzeyde bedensel sağlık sorunu çektikleri, öfke patlamaları yaşadıkları, iyi oluş hallerinin, genel yaşam doyumlarının ve mutluluk düzeylerinin daha düşük olduğu ve aile içi ilişkilerde çatışma ve şiddet sergiledikleri belirlenmiştir. (Araştırmalara göre işsiz grupta başka ruh sağlığı sorunları da görülmektedir, ancak bu gerçeği fark etmek beni üzüyor, ağlamaklı yapıyor, okuyucularımı da üzmemek için bunlardan söz etmiyorum. Bu durum, ya ülkemin acı gerçeğidir ya da ben depresif duygular içine girmeye başladım. Dileyen söz konusu kitabı okuyabilir.)

İşsiz, ailesiyle başa çıkmak zorundadır; çünkü aile üyeleri, kasıtlı olmadan işsiz yakınlarını üzerler. Örneğin bazı aile büyükleri, “Filancanın oğlu işe girmiş, inşallah sen de bulursun” derler. Bu masumane istek, aslında empatiden yoksun olan, işsiz genci yaralayan bir ifadedir. Bence aile üyeleri hiçbir şey söylemeden, sessizce üzülseler ve işsiz gence olağan dışı sevgi, şefkat gösterseler, bu durum bile genç için zedeleyici oluyor. (Ben gençken annemi günde birkaç defa öperdim. Annem bir gün felç oldu, tüm yaşamı değişti. Ben de onu daha çok öpmeye başladım. Bir gün bana, “Üstün bana aşırı şefkat gösterme, kötü geliyor” dedi. Bu uyarıdan kıssadan hisse almalıyız.)

İşsiz, çevresiyle başa çıkmak zorundadır; çünkü işsizlerin çevresindeki toplum, duyarsızlık sergileyerek onları üzer. Toplumun işsizlere ilişkin bir teşbihleri vardır, yarı şaka, yarı öfkeyle işsizlere, “Boş gezenin boş kalfası” denilir. Toplumun olumsuz tavrı bununla da bitmez, işsizlerin arkasından, “İş beğenmiyor”, “İş çok, istese hemen bulur” türünden yargılarda bulunurlar. Bazıları da işsizleri kınayarak, “Adam olan ekmeğini taştan çıkarır” der, ancak kendileri taşın suyunu sıkarak değil, nispeten kolay yollarla para kazanırlar.        

TUT Kİ İŞ VAR

İşsizlik psikolojisinde henüz bilimsel kaynaklara girmemiş bir konu var: iş karşınızdadır, ancak ona giden yol çok engebelidir. İş vardır, fakat ona ulaşabilmeniz için bir KPSS’den geçmeniz gereklidir. KPSS’den en yüksek puanı aldınız diyelim, yetmez. Önünüzde bir de sözlü sınav vardır; bu sınavda size siyasetle, dünya görüşünüzle ilgili sorular sorulur. Jüri, biraz bu sorulara verdiğiniz cevaplara, biraz da saçınıza, başınıza, bıyıklarınıza bakarak sizi işe alır veya almaz. -Bıyığınızın şekli sorun yaratabilir, tamamen bıyıksız olmanız daha büyük sorun yaratabilir.-

ALINABİLECEK ÖNLEMLER

İşsizliğin kişilerde yaratacağı psikolojik sorunları gidermek için toplumsal ve bireysel boyutta pek çok önlem alınabilir.  

İşsizlik stresini önleme konusunda en kesin ve ahlaki çözüm ülkede iş olanakları yaratılmasıdır. Ancak bu olanağı beklerken de yapılabilecek şeyler vardır. Öncelikle her türlü kriz karşısında güçlü olabilmeleri için çocukların, gençlerin psikolojik bağışıklık sistemlerini güçlendirmek, özellikle yılmazlık (rezılyans) düzeylerini yükseltmek gerekir. Ayrıca kişilerin iş arama becerilerini ve iş mülakatlarındaki performanslarını geliştirmek için kurslar düzenlenmelidir.  Kişiye ‘bizimlesin’ iletisini veren arkadaş ve aile gruplarının sosyal desteği de önemli bir dayanak oluşturabilir. 

BİR DE MUTLU FİLM

Bir insanın işinin olması, para kazanıyor olması, çok muhteşem bir yaşam etkinliği galiba. Adını hatırlayamadığım eskice bir Türk filminde uzun süredir işsiz olan bir genç ilk maaşını almıştır; eve gelmeden önce ağlamaklı bir coşkuyla pazarda alış veriş yapar. Artık bir işi vardır.

______________   

* Sümer, N., Solak, N. ve Harma, M. (2013). İşsiz Yaşam: İşsizliğin ve İş  Güvencesizliğinin Birey ve Aile Üzerindeki Etkileri, İstanbul, Koç Üniversitesi Yayınları.

Yazarın Son Yazıları

Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık

Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık yalnızca insana özgü davranışlar değil. Ancak insanı ayıran şey, bu eğilimleri ahlak ve bilinç süzgecinden geçirebilme sorumluluğu. Doğada sahte sinyal, yiyecek isteme ve çıkar için davranış değiştirme örnekleri var. İnsanda ise bu davranışlar dil, bilinç ve ahlakla birleşince çok daha karmaşık duruma geliyor.

Devamını Oku
31.05.2026
Dahili ve harici bedhahlar

Dahili ve harici bedhahlar

Devamını Oku
24.05.2026
Düşmana saygı insana saygıdır

Düşmana saygı insana saygıdır

Devamını Oku
17.05.2026
Kızılderili nikâhı

Bir süre önce eşimle birlikte Siyu (Sioux) Kabilesi’ne ait bir nikâh töreninde bulunmuştuk. Nikâhı bu kabileye mensup Şaya Hanım kıymıştı. Törenden sonra Şaya Hanım, “Size teşekkür ediyorum” dedi. Neden teşekkür ettiğini sorduk, “Genellikle Kızılderili olmayanlar bizim nikâhlarımızı izlerken bıyık altından gülüyorlar, siz gülmediniz, ciddiye aldınız” dedi.

Devamını Oku
10.05.2026
Pers ve İran kültürü

Birinden mi duydum, ben mi söyledim hatırlamıyorum fakat 2011 yılında aldığım “İran Tarihi” adlı kitabın kenarına “İran’ı işgal edebilirsiniz ancak ona sahip olamazsınız” yazmışım. Çünkü İran’ın edebiyatı ve sineması güçlüdür. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde, tarihin içinde hayatta kalmayı başarırlar.

Devamını Oku
03.05.2026
23 Nisan çocukları

23 Nisan çocukları

Devamını Oku
26.04.2026